"Kılıçdaroğlu’na saldırının kodları"

"Kılıçdaroğlu saldırısı, seçim iptal edilecek olursa CHP tabanının bir bölümünün sokağa çıkmasına önemli bir gerekçe oluşturabilir kanısındayım. Bu bakımdan saldırının organize oluş şekli ve zamanlaması son derece düşündürücü."



TR724'ten Akademisyen-Gazeteci Mehmet Efe Çaman'ın analizi şöyle;


CHP lideri Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun uğradığı elim saldırının bir tür istisnai durum olduğunu düşünen, bu doğrultuda kavrayan büyük bir çoğunluk var. Sanki Türkiye’de her şey çok olağanmış da, nasıl olduysa böyle bir olay meydana gelmiş gibi bir algı egemen kamuoyunda. Erdoğan’a muhalif kesimler elbette ki Kılıçdaroğlu’nun başına gelenleri en üst perdeden kınıyor, haklı olarak. Kast ettiğim bu değil. Esas kast ettiğim, bu yaşanan korkunç saldırı ile rejim dinamikleri arasında ısrarla bağ kurmak istememeleri. Bunun üzerinde durmakta yarar var kanımca.

CHP liderine yapılan saldırı ile rejimin genel stratejisi arasında bağ var ve bu bağı görmezden gelmek olanaksız. Her şeyden önce AKP ve MHP, yerel seçim stratejilerini HDP ile PKK’nın özdeş olduğu ve HDP ile yapılacak bir işbirliğinin PKK destekçiliği olacağı algısını oluşturmak üzerine bir seçim stratejisi inşa ettiler. Böylelikle CHP içindeki ulusalcılara oynadılar. Bilindiği üzere CHP’deki ulusalcıların ideolojik ana damarı “sol nasyonalizm” ve bu tür bir milliyetçiliğin MHP’den (ve kısmen İYİ Parti’den) ideolojik olarak ayrıldığı tek nokta, laiklik (sekülerlik anlayışı) bakımından aradaki fark.

MHP (ve İYİ Parti), daha muhafazakâr ve İslami referanslarla bezenmiş bir nasyonalizmi savunuyor. CHP’deki ulusalcı kanatla MHP/İYİ Parti ülkücü kanat, Türkçüdür. Atatürk milliyetçiliği, başlangıçta Türkiye sınırları dâhilinde milli birlik temalı, tepkisel bir milliyetçilikken, MHP Turancılık (geniş milliyetçilik) anlayışını Türkiye’de temsil etmeye başladı. Böylelikle ana akım merkez sol ve merkez sağ partiler (CHP ve DP/Adalet Partisi ekolü) 1980’lere dek daha çok Atatürk milliyetçiliği çerçevesinde milliyetçi bir ideolojiyi partilerine eklemlediler. Merkez sağ, Milliyetçi Cephe hükümetleri ve sonrasında 1982’de Özal’ın ANAP’ı üzerinden Turancı Ülkücü uç milliyetçiliği merkeze çekerek kendi bünyesine alma taktiğini izledi. Hem sağ hem de sol milliyetçilik, 1980’erde özellikle Kürt ayrılıkçılığının karşısında daha savunmacı ve radikal bir hatta yerleşti. Böylece Atatürk milliyetçiliği çerçevesinde yeknesak ve mümkün olduğunca homojen bir toplum oluşturmak, MHP türevi Turancı akımların ideolojik bakımdan Türkiye merkezli bir yeni konsepte kaymalarına neden oldu. Merkez sol milliyetçilik de bu bağlamda ulusalcılaşarak, sağ milliyetçilikle aynı gerekçe ve kaygılar temelinde, anti-Kürt bir hal aldı.

Kılıçdaroğlu CHP içinde daha sol ve mülayim kanada ait bir siyasetçi. Ulusalcılarla denge siyaseti izliyor. Ama ulusalcılar 15 Temmuz sonrası derin yapının TSK’yı ele geçirmesi üzerine, partide çok daha başat konuma geldi. Avrasyacı-Ergenekoncu derin yapı daha önce defalarca ele aldığım üzere, İslamcı AKP’ye kendi Kürt politikalarını dayattı. Bunu yapabilmek için 17 Aralık’ta zayıflayan Erdoğan’a destek verdi. Bu sayede Erdoğan ve onun İslamcı pro-faşist yakın çevresi, Çözüm Süreci’ni sonlandırdı. Bu sürecin fabrikasyon gerekçelerle nasıl sonlandırıldığı ayrı bir yazı konusu! Ama bildiğimiz şu ki, Erdoğan Oslo sürecinin, Öcalan ile müzakerelerin, Dolmabahçe Mutabakatı’nın, Kürdistan Peşmerge güçlerinin Türkiye toprakları üzerinden Suriye Kürdistan’ına geçirilmesinin (kısacası Kürt sorununa derin devletle taban tabana zıt politikalar üretilmesinin) mimarıdır. Bu bakımdan, Avrasyacıların Erdoğan’ı bu mülayim Kürt politikasından döndürmeleri, yakın dönem Türkiye siyasetini anlamamız için bir laboratuvar seviyesinde önemi haizdir. Bu bariz etkiyi görmezden gelerek, bu sert kırılmayı hesaba katmadan 15 Temmuz sonrası rejim analiz edilemez. Bunu yapmayan analizler, meselenin en önemli etki faktörlerinden birini – belki de en önemlisini – hesaba katmadıklarından dolayı, gelecek tanıları ve senaryoları da haliyle tutarsızlıklar ve önemli boşluklar içeriyor.

Kılıçdaroğlu saldırısı da buna dâhildir. Selahattin Demirtaş’ın CHP lehine Batı’da HDP’nin aday göstermemesine katkısı, çok önemlidir. Seçim sistemi şikeli olmasına karşın ve adil mücadele olanaklarından yoksun bir muhalefetin yel değirmenleriyle boğuştuğu zavallı bir atmosfer olmasına rağmen, 31 Mart seçimleri Erdoğan ve MHP bakımından çok ciddi bir hasar meydana getirmiştir. Bu hasar rejimi yıkacak ebatta olmasa da, sarsıntı fildişi kulelerdekileri de, kapalı kapılar ardında sistem tasarımıyla uğraşan dinamikleri de korkutmuştur. Kılıçdaroğlu, CHP’de HDP ile örtülü ittifakı ulusalcılara rağmen yaptı. Bir başka ifadeyle, ulusalcı kanat CHP’deki sola doğru yelken açan seyirden memnun değil. Bilin bakalım bu onları kiminle aynı safa doğru itiyor? Avrasyacıların etkisiyle anti-Kürt politikaları önceleyen Erdoğan ve yakın çevresi, AKP ve MHP koalisyonunun ortak harcı anti-Kürt pozisyondur. Bu koalisyonla CHP içi ulusalcı kanat, aynı çizgide. Bunun stratejik olarak çok önemli olduğunu düşünüyorum. Rejimin bekası bakımından bu kuartet dağılmadan, Türkiye düzlüğe çıkmaz.

Kılıçdaroğlu’nun başına gelen, o an olmadı. Bu bir süreç! Süleyman Soylu daha önce içişleri bakanı sıfatıyla, Kılıçdaroğlu’nun şehit cenazeleri yerine PKK’lı cenazelerine katılması yönünde yaptığı konuşma, işlediği nefret suçu bir kenara bırakılacak olursa, rejimin Kılıçdaroğlu üzerinden CHP-HDP ittifakını nasıl sabote etmek istediğinin bir şifresidir. Bu şifre deşifre edildiğinde, CHP içindeki ulusalcıların HDP ile seçim işbirliğine karşı duydukları alerji de hesaba katıldığında, önümüzdeki süreç içerisinde Kılıçdaroğlu üzerinden ulusalcı olmayan kanada yönelik CHP içinde birtakım oyunlar döneceği düşünülmelidir.

Bu oyunların başında İmamoğlu’nun CHP’nin naşına geçirilmesi geliyor. İmamoğlu’nun popülist bir figür olduğu, tüm olumlu yönlerine karşın güç için ulusalcıların güdümüne girebileceği (hatta belki de halihazırda öyle olduğu) analize dahil edilmelidir. Eğer YSK seçimleri iptal eder ve İstanbul’da seçimlerin yinelenmesine karar verirse, bu süreçten İmamoğlu liderliğini perçinleyerek çıkar. Avrasyacı kanat bu ince nokrayı es geçmezse, seçimleri iptal etmez. Fakat bu durum, bir sonraki seçimlerde HDP ile işbirliği stratejisine devam anlamına gelebilir. Kılıçdaroğlu – en azından bir süre daha – görevine devam edebilir. İmamoğlu bu süreçte yakaladığı ivmeyi veya “sörf dalgasını” kısmen kaybedebilir. Seçimlerin iptal edilmesi üzerinden pazarlıklar dönüyor. YSK’nın işi uzatması bu anlama geliyor. Fakat CHP’yi sarsmak ve silkelemek için, seçimlerin iptalinin en iyi araç olduğu unutulmamalı. Özellikle CHP içindeki sol kanadı sokağa çıkarmak ve HDP ile yan yana göstermek için, İstanbul seçimlerinin iptali rejime önemli imkân sunabilir.

Kılıçdaroğlu saldırısı, seçim iptal edilecek olursa CHP tabanının bir bölümünün sokağa çıkmasına önemli bir gerekçe oluşturabilir kanısındayım. Bu bakımdan saldırının organize oluş şekli ve zamanlaması son derece düşündürücü.

Eğer CHP sokağa inerse, rejim acımasızca üzerinden geçer. CHP içerisindeki ulusalcı kanat, devletlû tutum izleyerek kendilerini rejime daha da yaklaştırır. Erdoğan daha geniş tabanlı bir yönetim hayal ediyor. Çünkü bu onu Avrasyacıların şerrinden koruma noktasında önemli bir güvence oluşturacaktır. Avrasyacılar için başta Ali mi Veli mi var, hiçbir önem taşımıyor. Önemli olan onların istediği siyaset istikametinin devamıdır. İçeride anti Kürt ve anti Cemaat, dışarıda anti NATO ve anti Batı politikalarının devamı esastır.

Ulusalcılar anti emperyalist retorikle, milliyetçi ve İslamcılar İslami ve Türkçü retorikle, büyük Türkiye masalı üzerinden tabanlarını ikna edebilmekte, Türkiye’nin amok koşusunu meşrulaştırabilmektedir. Bu mucizevî hipnozun devamı, HDP’nin ne pahasına olursa olsun meşru siyasetten dışlanmasına bağlıdır. Bunun olması için hiç kimsenin HDP ile işbirliği yapmaması lazım. Şu an için bu konudaki en önemli tehlike, Kılıçdaroğlu ve onun partisindeki az sayıda sosyal demokrat arkadaşı. HDP sol bir parti. CHP sola açıldıkça, HDP ile işbirliği yapacak. Bunu engellemenin yolu, ulusalcıları CHP’de daha aktif (karar alıcı) konuma getirmektir. Kılıçdaroğlu’nun başına gelenler, buna çalışan yapıların bir mesajıdır. Bu mesajın sonunca oluşacak yeni güç denkleminde, Türkiye HDP’yi normalleştirdiği oranda normalleşme yönüne doğru ilerler. HDP dışlandığı ve ötekileştirildiği oranda Türkiye’de rejim daha da konsolide olur.


Kaynak: TR724
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER ANALİZ HABERLERİ