İsmail S. Gülümser'in yazısı: Pay kapma yarışına kurban edilen değerler

"Ülkede yaşanan bütün bu olumsuzluklara rağmen dışarıda düşünce duruluğunu koruyanların “yüksek insani değerleriyle bulundukları toplulukta yıldız gibi parladıklarıyla” ilgili gelen haberler ümitlerimizi artırıyor."

Canlı ve cansız varlıkların her biri adeta kulaklarımızı çınlatacak kadar yüksek bir sesle harika bir düzene ve onun arkasındaki düzenleyiciye işaret etmekte hiçbir işin başıboşa rastgele olmadığını göstermektedir.

-Kendini iyi tanımaya, çevresinde yaşananlardan olumlu sonuçlar çıkarmaya çalışanlar ümitsizlik taşımaz,
-Yorumlamakta zorlandığı her hadiseyi farklı tahlillerle yeniden değerlendirip arka planını görmeye çalışır,

-Ruh ve gönül dünyasını çok hassas bir merceğe dönüştürüp yeni analiz ve sentezlere ulaşır,
-Bulduğu her çıkış yolunun peşinden gidip geliştirir ve doymayan bir iştahla lahuti yeni pencereler aralayabilir.

Etraflarındaki olayların dilini doğru okuyamayanlar ise;

-Hadiselerin arkasında kendini hissettiren harikulade mesajları göremez,
-Coşkun bir heyecanla akan değişim ve dönüşümlerdeki renk cümbüşünü fark edemez,
-Canlı cenazeler gibi iç çelişkiler ve burkuntular içinde bir hayat geçirirler.  

Dünyadaki seçkin konumunu bilmeyenler;

-Merak hissinin niçin verildiğini görmezden gelir,
-Onu kullanarak neler kazanabileceğini hesap edemez,
-En basit bir engelde ümitsizliğe kapılıp mücadeleden vazgeçer,
-Olaylar karşısında çabuk mağlubiyet psikolojisine girip elleri kolları bağlı oturmayı tercih eder. Böyleleri yaşananlara karşı duyarsız kalmayı, sorumluluktan kaçıp duymamış görmemiş olmayı seçer. Yaşayacağı stresten kurtulmak için kendinden kaçar oyun ve eğlencelerle hayatını boş işlerde tüketen biri haline gelebilir.

Sınır tanımaz zaaflarıyla meşgul olmaya başlayan birinin;

-İçten gelen kötü dürtülerini frenlemesi zordur,
-O her gün ayrı bir heves ve kirli düşünce ile uyanır,     
-Bedeni istek ve arzularını tatmin etmek için farklı arayışlara girmesi muhtemeldir.   

Günümüzde önde görünenlerin birçoğu bu türden düşüncelerin esiri olmuş toplumlarını içten çürütüyor. Utanma duygusunu yok ediyor, kendilerine serbestçe kötülük işleyebilecekleri bir ortam hazırlıyorlar.

-Ellerine geçirdikleri medya aracılığıyla çok çirkin insanlık dışı ayıplarını halka yayıp normalleştiriyorlar,
-Ahde vefa, insana saygı gibi tüm değerleri kaldırıp, yalan-hıyanet-hırsızlık-saygısızlıkla toplumu kirletiyorlar.

Son yıllarda insanın tüylerini ürpertecek olaylar yaşanıyor, hırsızlıktan yakalanmış bir şebeke ülkeyi esir alıyor.

-Yönetimdekilerin yüz kızartıcı suçları, silah-uyuşturucu-petrol-insan kaçakçılığı açığa çıkıyor,
-Zaafını tespit ettikleriyle ortaklıklar kuruyor, suçu yaygınlaştırıp sıradanlaştırarak kurtulmaya çalışıyorlar,
-Bedeni hazlarına teslim olacakları şeytani planla avlıyor, tehdit ve şantajla suç ortağı yapıyorlar,
-Makama zaafı olanları, masum insanlara zulümde mafya yöntemleriyle mallarını gaspta kullanıyorlar,
-Bazılarını paraya boğup, hırsızlığı-haksızlığı-zulmü alkışlatıyor istedikleri her türlü kirli işi yaptırıyorlar.

Kendisini ve varoluş gayesini idrakten aciz zavallılar kazandıkları küçük dünyevi menfaatler uğruna inandıkları tüm değerlerden vazgeçiyor. İnsana ve kutsal değerlere saygı önemsiz hale gelirken, işlenen cinayetlerin aydınlık bir gelecek için gerekli olduğu yalanıyla yandaşları kandırıp avutuyorlar.  

Suç ortakları şımarıklık içinde ahlaki kriterlerin hepsini bir kenara bırakıp su akarken testisini doldurma yarışına giriyor, haram helal demeden ülkenin kaynaklarını üzerine geçirmeye çalışıyor. Geniş kesimler yapılan propagandaların büyüsü altında işlenen vahşetin boyutlarını göremiyor.

-Bazıları rekabet duygusunun esareti altında suçlara katkı sunduğunu unutuyor,
-Topluma yol göstermesi gerekenler küçük şeylerle avunurken, görevden kaçıp yapılanları izlemekle yetiniyor,
-Mafya düzenine dâhil olanlar, nimetler içinde yüzme karşılığında halkın maddi varlıklarının kişisel servetlere dönüşmesine destek oluyor.

Benlik davasını her şeyin önüne geçirenler:

-Tarihin sayfalarına yüz kızartıcı birer leke olarak kaydedilecek dramlar yaşatıyor,
-Ötekisinin mağduriyetinden pay almayı bekleyenler artıktan beslenme hayalleriyle cinayetlere destek oluyor,
-Alacağı ulufe karşılığında tüm insanlığını terk etmeye hazır olanlar haktan görünüp zulümlere aracılık ediyor.

Sırça saraylarının yıkılması istemeyenler her yerde kol gezen suç ilişkilerine sırtını dönüyor, örgütlü şebekeler herkese fiyat biçip pazarlıkla satın alıyor, aldıkları bedele razı olanlar inandığı değerleri terk ediyor, dünyevi beklentileri karşılananlar ülkenin satılığa çıkarılması karşısında suskunluğa gömülüyor.  

Hak hukuk kavramlarını unutmuşların kalabalık olması birçoğunun dayanma gücünü de alıp götürüyor.

-Doğruları arıyor gibi görünenler arka planda giriştikleri kişisel ilişkilerle hakikatleri gizlemede kullanılıyor,
-Gerçeği arama kılıfı arkasına saklananların insanlık dışı vahşetleri sinsi sinsi alkışladıkları hissediliyor,
-Şekle takılıp kalan elitler ve din istismarcıları direk dolaylı her türlü yanlışa çanak tutuyor,
-Öne geçenler şeytani düşüncelerin ve kitleleri sürüleştiren ayak oyunlarının aparatı oluyor.

Toplum kimliğini kaybedip insani değerlerden uzaklaştıkça olumsuzluklar her yerde normal hale geliyor. Bulundukları konumu toplum yararına kullanması gerekenler kendi derdine düşüp ülke geleceğine olumlu katkı yapma düşüncesini tamamen terk ediliyor, ahlaki ve manevi değerlerin hiç müşterisi kalmıyor.

Yöneticiler iyi insan olmanın gereklerini unutmuş kime hangi kötülüğü yapacaklarının hesabıyla oturup kalkıyor. İnsanların gönlüne girip farklı kesimlerin kaynaşmasını sağlamak varken, kamplaşmadan medet umuluyor. Her gün birine hakaret edip diğerine saldırarak toplum düşmanlık duygusu etrafında bir araya getirme hesaplanıyor.

Yanlışlara karşı durması gerekenler aldıkları rüşvete tav olup sessizliği seçince ülke giderek karanlığa gömülüyor, kaybedeceklerinden korkanlar bu kötü gidişe dur deme cesareti gösteremiyor. Toplum kesimleri bir boşluktan diğerine yuvarlanırken yetkiyi elinde bulunduranlar daha nereleri paylaşacaklarının planlarıyla uğraşıyor.

Menfaatin dar kalıplarına hapsolmuşların insani yüceltecek değerlere yönelmesi zordur.

-Sürekli alkış ve takdir beklentisiyle oturup kalkanlar,
-Çıkar ve menfaat uğruna insanlığını unutanlar,
-İşlenen vahşetler karşısında kör ve sağırlar gibi davrananlar,
-Kalplerindeki acıma hissini kaybetmişlerden topluma faydalı işler beklemek hayalcilik olur.

Böyleleri;

-Etraflarındaki yalancı cennetin şaşa ve debdebesine kendilerini kaptırdıkları,
-Dünyevi hayal ve hülyalar peşinde koştururken içinden çıktıkları toplumu unuttukları,
-Saraylarına filolarına yenilerini ekleyip keyf içinde yaşamayı hayal ettikleri,
-Ebedi dünyada kalacak gibi çiğnedikleri hakların hesabını verecekleri inancını yitirdikleri için olayları sağlıkla değerlendirme şansını kaybetmiş, tarihe birer kara leke olarak geçecek işlere imza atmaktadır.

Onlar kendilerine sunulan her diriltici mesaja kapılarını kapatmış, melekleri imrendirecek bir konum kazanabilecekken deformasyon içinde zavallı varlıklar gibi tiksindirecek bir yaşam sürmeyi tercih etmiştir. Düştükleri kötü durumun farkında olmadıkları için hem halk nezdinde hem de hak karşısında sürekli itibar kaybı yaşamakta giderek lanetle anılacak hale gelmektedir.

İnsanı maddi ve manevi yapısı ile doğru okuyup değerlendiremeyenler zaaflarla malul bir toplumun ortaya çıkmasına müdahale şansını kaybetti. Eşya ve hadiselere bütüncül gözle bakamayanlar ülkenin ayaklar altından kayıp gittiğini göremedi, geçmişten gelen küçük yırtıklar açıldı yeni ayrışmalar meydana geldi. Din-iman ve iftihar edilecek tüm manevi değerler vicdanlarını güce teslim etmiş din bezirgânları tarafından yıkılırken ahlaki çöküntü içine giren bir toplumun yok oluşu seyredildi. Bu kadar hastalıklı ruh haleti içinde olanların insani değerlere yeniden dönmesi oldukça zordur. Savrulma insan olmanın gerekleri hayata geçirilinceye kadar da süreceğe benziyor.

Bütün bunlardan uzaklaşmanın yolu;

-İnsanın ve varlık âlemi arasındaki ilişkilerin doğru tespit edilmesine,  
-Araştırma merakının bir mercek gibi olayları aydınlatmada kullanılmasına, görünen yüzlere takılmadan her hadisenin arka planının daha iyi araştırılmasına bağlıdır.

-İnsanı ahlaki değerlerle donatacak yüksek hedeflerin belirlenmesi,
-Sislerle kaplanıp saklanmış birleştirici unsurların yeniden diriltilmesi,
-Toplumun harcı konumundaki temel dinamiklerin halka kazandırılması,
-Taklitten, kibir-gurur ve bencilliklerden sıyrılıp herkesi kucaklamaya müsait yüksek ilkeler etrafında toplumların bir araya getirilmesi halinde bir çıkış yolu bulunabilir.  

Ülkede yaşanan bütün bu olumsuzluklara rağmen dışarıda düşünce duruluğunu koruyanların “yüksek insani değerleriyle bulundukları toplulukta yıldız gibi parladıklarıyla” ilgili gelen haberler ümitlerimizi artırıyor.

-Onlar, her şerrin arkasında büyük hayırlar olabileceğini asla unutmadılar,
-Hapisler, işkenceler, Meriç’te boğulmalar, tedavisi engellenip ölümler onları yıldırmadı, 
-Yaşadıkları zulümden kurtuldukları anda hemen başkalarına yardıma koşmanın derdine düştüler.

Giderek iç dünyalarındaki derinliği, aşk ve heyecanı artırarak şakıyan bülbüller gibi göz kamaştırıcı renk ve desenlerle insanlığı buluşturmak için ellerindeki cılız meşaleleri dünyanın her yerine ulaştırmaya başladılar.

*Fethullah Gülen’in “Hakk’a Adanmışlar Yolu” kitabındaki yazıdan faydalanılmıştır.

İsmail S. Gülümser /Aktif Haber
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER ANALİZ HABERLERİ