İsmail S. Gülümser yazdı: Yine fedakârlık toplumların istikameti için çabalayan gönüllülere düşüyor

''...Hakkı tavsiye edenler her dönem bir zalimin zulmü altında inlemişler. Son dönemde bundan hizmet hareketi mensupları nasibini aldı, onlar samimiyet ve süreklilik ile bu badireyi de atlatacaklar. ''
İsmail S. Gülümser / Aktif Haber

 YİNE FEDAKÂRLIK TOPLUMLARIN İSTİKAMETİ İÇİN ÇABALAYAN GÖNÜLLÜLERE DÜŞÜYOR

Toplumlar önlerine geçmiş taşkınlığa müsait kişi ve gruplar tarafından her zaman yanlış yönlendiriliyor, onların farklı zaaflarından yararlanarak istedikleri gibi kötülük yaptırabiliyorlar. Muharrem ayına girdiğimiz şu günlerde birçok peygambere ve toplum önderlerine yapılan zulümlerin arkasında böyle kişiler ve onların izinden giden toplulukların olduğunu görüyorsunuz.

 
Muharrem deyince, bizim aklımıza gelen en önemli olaylardan biri Peygamberimizin(SAV) ciğerparesi olan torunu Hz. Hüseyin’in kin ve nefretle köpürtülmüş baği bir topluluk tarafından şehit edilmesidir ki, vicdan sahiplerinin içini sızlatan bu cürüm o gün din adına katlin gerekliliğine inandırılan bir grup tarafından işlenmiştir.
 
Cumartesi günü idrak ettiğimiz muharremin ilk gününde geçmişte yaşanmış olaylar da bunu teyit ediyor;

-Kıskançlık hislerinin mağlubu kardeşleri tarafından ölüme terk edilen Yusuf aleyhisselamın kuyudan kurtulması,
-Şeytanın aldatmak istemesine karşılık Allah’a yönelen Âdem aleyhisselamın tövbesinin kabulü,
-Azgınlıkta her sınırı aşmış kendinin ilah olduğunu sanan Firavunun zulmünden Musa aleyhisselam ve kavminin kurtuluşu,
-En zor şartlarda balığın karnında bile sadece ona yönelmesi gerektiğinin farkında olan Yunus aleyhisselamın
 sahile çıkarılması,
-Her şeyin Allah’tan geldiğine inanan ve en ağır hastalıklar karşısından sabırla ona yönelen Hz Eyyub aleyhisselamın sağlığına kavuşması, 
-Kardeşlerinin işlediği cürümle en sevdiği oğlunu kaybeden Hz Yakub’un ağlamaktan kör olan gözlerinin açılması,
-Kendini ilah ilan eden Nemrud’a karşı hakkı söylemekten vazgeçmeyen Hz İbrahim aleyhisselamın ateşte yakılmaktan kurtulması,
-Düşmanlık hisleriyle dolu kavmine doğruları anlatamayan Hz Nuh aleyhisselamın kendine inanmış küçük bir grupla bindiği geminin afetten kurtulup Cudi dağına oturması,
-Azgın bir topluluğa doğruları anlatmak üzere görevlendirilmiş olan Hz İsa aleyhisselamın dünyaya gelmesi, anlattıklarına kulaklarını tıkayıp onu çarmıha germeye kalkanların elinden alınıp semaya yükseltilmesi.

 
Bütün bu olayların bugün gerçekleştiği aktarılıyor. Kötülüklerin sona erdiği bugünlerde oruç ve dua ile Allah’a yönelmenin önemi üzerinde duruluyor.
 
Örneklerde de görüldüğü gibi, his ve heveslerinin mağlubu kalabalıklara doğruları anlatmakla görevli olanların hep meşakkat çektiğini anlatan Fethullah Gülen Hocaefendi, geçtiğimiz hafta başı yayınlanmış yazısında tebliğcilerin önemli vasıflarından bahsediyor.
 
Yasin suresinde bir ayette anlatıldığına göre:
Bir grup tebliğci halkı uyarmak onları taşkınlıklardan kurtarmak için Antakya olduğu tahmin edilen bir bölgeye gidiyor. Bir süre halkın içinde kalıp düzgün yaşantı ve örnek davranışlar sergiliyor, bu dönemde halktan herhangi bir şey istemiyor, onlardan bir beklentilerinin olmadığını tavır ve davranışlarıyla gösteriyorlar.
 
Toplumu kötülüklerden uzaklaştırmak için tebliğe başladıkları andan itibaren ise, alışkanlıklarını terk etmek istemeyen gücünü kaybetmekten korkanların şiddet içeren tepkisiyle karşılaşıyorlar. Tam tebliğcilere zarar verecekleri anda bazı kaynaklarda adının Habibi Neccar olduğu ifade edilen toplum tarafından kabul edilmiş aristokrat sınıfından birisi çıkageliyor.
 
Doğruların anlatılmasından rahatsız olmuş öfkeli kalabalığa hitaben.
“Ey kavmim;
-Sizden yaptıkları hizmet karşılığında bir ücret istemeyen,
-Kendileri de doğru yolda olduklarını yaşantılarıyla gösteren bu elçilere uyun”
diyor.   
Kaynaklara göre, kalabalık onun çok uygun üslupla yaptığı uyarıları dinlemiyor, elçiler tehlikeden korunmak için bir mağaraya sığınmak zorunda kalıyor ve mağaranın kapısını duvarla örüp onları ölüme terk ettikleri anlatılıyor.
 
Gülen, ayette açıkça belirtmediği için isim ve yer konusuna ihtiyatla yaklaşıyor, tebliğcilerin olumlu sonuç almadığı bilinse de ayetin yorumunda, Habibi Neccar’ın üslubunun her dönem toplumları doğruya davet edecekleri için yol gösterici olabileceğini anlatıyor.
-O “ey kavmim” sözüyle başlıyor, bu ifadede yumuşaklık ve şefkat var.
-Bu hitapla onların arasından biri olduğunu aynı kültürle yetiştiğini anlatarak içlerinden birinin sözüne güvenebileceklerine vurgu yapıyor.
-Doğru yola davetin saygı ile karşılanması için hitap şeklinin önemli olduğunu aktarıyor.
-Elçilere niçin uyulması gerektiğini akla uygun örneklerle delillendiriyor.
-Onların güvenilir olduklarını “ücret beklentisi içinde olmadıkları, söyledikleri şeylerle yaşantılarının çelişmediği” sözleriyle destekliyor.
 
Doğruluk ve istikametin sürekli olması için insan karakterinin bir parçası haline gelmesi gereklidir. Elçiler o güne kadar çok inandırıcı bir tavır sergilemişler, kötülük yapmamış, günaha bulaşmamışlar, görüntüleriyle insanlara Allah’ı hatırlatacak bir yol izlemiş, samimi birer mümin olduklarını göstermişler. Şehir halkı da bu özellikleriyle onları yakından tanımış.
 
Zikzak çizmemişler, hadiseler karşısında tavırlarını değiştirmemişler, inandıkları değerleri yaşantılarının bir parçası haline getirmişler. Toplumda iz bırakacak davranışlar sergileyerek yol gösterecek insanlar olduklarını kanıtlamışlar, yaşantılarıyla mükemmel bir temsil ortaya koymuş, iddialarında sürekli olduklarını kabul ettirmişler.
 
Çok meşakkat çekmelerine rağmen insanlardan bir şey istememişler, uzun biri yolu karşılık beklemeden sadece topluluğa doğruları anlatmak için kat etmişler, yol meşakkati ve tehlikelere onların iyiliği için katlanmışlar, şehir halkı onları yakından tanıyıp güveneceği ana kadar da davet işini geciktirmişler.  Yaptıkları hizmetler için ne maddi ne manevi bir ücret istemiyorlar, ne yatacak yer, ne makam mevki, ne ödüllendirilme-takdir görme ve alkış beklemiyorlar. Üstelik tekliflerinin topluma bir zararı yok aksine, onların daha iyi bir standarda yükseltmek için çabalıyorlar.  
 
İhlâs ve samimiyeti bu düzeyde koruma çok az insana nasip olur, peygamberler tebliğ vazifesi karşılığında bir ücret beklememiş, konumlarını kullanıp servet biriktirmeyi düşünmemişler. Efendimizin(SAV) kalkanını rehin olarak verdiği bir Yahudi’ye borcunu ödeyemeden vefat etmesi, ailesine sadece aç kalmayacak kadar bir şey bırakması bunun en güzel örneğidir. Onun izinden giden Raşit halifeler de beklentisiz olmayı prensip edinmiş bu sayede toplumlarında en küçük bir kuşkunun oluşmasına izin vermemişler.
 
Bediüzzaman da, hizmet hayatı boyunca “benim mükâfatım ancak Allah’a aittir” ayetini rehber edinmiş, hediye kabul etmemiş, sade ve mütevazı bir hayat yaşamış. O peygamber davasının mirasının ancak bu yolla korunabileceğine inanmıştır. Her fırsatta nasıl geçindiğinin hesabını vererek hakkında yanlış propagandalara fırsat vermemiş, kimse onun için şunu yedi suçlaması yapamamıştır.
 
Hizmet gönüllüleri de dünyevi uhrevi beklentilerinin olmadığını her yerde açıkça göstermelerine her yerde kendilerinden özveride bulundukları bilinmesine rağmen vehimli paranoya içinde bazı insanların içindeki kuşkular dışa yansıdı. Son dönemde beklentilerinin esiri olmuş insanlar herkesi kendileri gibi gördüklerinden korkularıyla bazı safdil müminleri kandırdı ve hizmet gönüllülerine tuzak kurdular. Mensuplarını dünyevi hedefi olmakla suçladılar ve toplum hizmetine kendini adamış fedakâr insanların zulme uğradığı çok üzücü olaylar yaşandı.
 
Tarihte hiçbir dönemde olmadığı kadar hüsnü kabulle karşılaşan hizmet gönüllüleri son yıllarda ilk kez yaşadıkları bu olayda hiç akıllarından geçmeyen şeylerle suçlandıkları için haklı olarak şok yaşıyorlar. Ancak yukarıdaki örnekler de gösteriyor ki hakkı tavsiye edenler her dönem bir zalimin zulmü altında inlemişler. Son dönemde bundan hizmet hareketi mensupları nasibini aldı, onlar samimiyet ve süreklilik ile bu badireyi de atlatacaklar.
 
Bütün bunlardan sonra yeniden toplumlara faydalı olmak isteyen gönüllüler için Gülen’in yaptığı şu tavsiyeler daha da önemli hale geliyor.

-Doğru yolda yürüme, yapılan hizmetlerde karşılık beklememe, tebliğ görevi yapanlar için hayati öneme sahiptir.
-Allah yolunda yürütülen faaliyetlerde maddi manevi dünyevi uhrevi hiçbir karşılık beklememeli, itibar sahibi olma-şeyhlik-üstatlık payelerini ucuz ücretler olarak görmeli.
-Neye mal olursa olsun katlanmalı, beklentisiz ve hasbi olmalı.
-Cenneti kazanmak ve cehennemden sakınmak hedefiyle bile hareket etmemeli.
-En yüksek ödül olarak anlatılan Allah’ın rızasını kazanmayı asıl hedef haline getirip bu hedefe samimi bir niyetle kilitlenilmelidir.

 

 
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER ANALİZ HABERLERİ