İsmail S. Gülümser yazdı: Öncelikleri doğru belirlemeli

"Dünyanın her yerine yayılmış insanlar bir yandan kişisel yaşamları için çaba sarf ederken bir yandan da faydalı olduğuna inandıkları insani değerleri duyurmak için sürekli alternatif yol ve yöntemler araştırılmalı."
 

İsmail S. Gülümser / Aktif Haber

İnsani zaaflar toplumları esir almak için tetikte bekliyor, kişisel kazanç hırsı kolayca insanı kuşatıp teslim alıyor. Ahlaki değerler etrafında mutabakatın olmadığı toplumlarda zorbalık güç her şeyin önüne geçiyor. Kalabalıkları kısa yoldan etkilemek isteyenler onların zaaflarına hitap edip avlamaya çalışıyor. Dayanışma içinde olanları istedikleri gibi yönlendiremiyorlar bu yüzden önce onların aralarındaki bağı kırmak istiyor, çeşitli hileli istihbarat oyunlarıyla fikri kargaşa çıkarmayı amaçlıyorlar.


Bağış kültürü gelişmemiş toplumlarda, insanların ortak sorunların çözümü için özveride bulunmalarını sağlamak çok zor, hele büyük projeler genelde kalabalıkların dayanışmasını önde gelen kuruluşların maddi manevi desteğini gerektiriyor. Geniş toplum kesimlerinin desteğine ihtiyaç duyulan böyle projelerde dayanışma grupları kurmak bunların sürekliğini sağlamak gerçekten çok büyük fedakârlıklar dengeli tutarlı davranışlar, bıkmadan usanmadan gayretlerle ortaya çıkıyor.

Bu güne kadar Türkiye’de STK lar bunları istenen düzeyde karşılayamadığı için çalışmaları hep kendi gruplarıyla sınırlı kaldı. İlk kez bir grup tüm toplum kesimlerinin maddi manevi desteğini alacak kadar güven telkin etti heyecan uyandırdı ve geniş dayanışma ağları ile ülke sınırlarını aşan büyük projelere imza attı. Üretilen hizmetler hem ülke insanını gururlandırdı hem de diğer ülkelerde takdirle karşılandı. Bugün yapılanlardan rahatsız olan toplum üzerindeki sultasını kaybetme endişesi taşıyan fesat şebekeleri insanlığın geleceği için bir araya gelmiş bu dayanışma ağlarını kırmak için her türlü yolu deniyorlar. Düzmece senaryolar iftira içerikli ifadelerle en masum insanları karalıyor, yıllarca kol kola hizmet üretmiş insanların arasına fitne tohumları ekmek için çabalıyorlar. Mizaç farklılıklarını, kişisel beklentileri, yaş dönem ve mesleki farkları, rekabet hislerini kullanıyorlar. Bütün faklılıklara rağmen bir arada hizmet üretmeyi başarmış insanların geçmişte yaptıklarını kirli gösterip önceliklerini ve yaşam tercihlerini değiştirmeye dayanışmalarını kırmaya çalışıyorlar. Şüphe ve tereddütleri körüklüyor, boşuna fedakârlık yapmışız değmezmiş dedirtmek istiyorlar. Kişisel zevklerini ikinci plana itmiş hayatını insanlığın geleceğine adamışların kazandıkları bu donanımlarını yok edip onları sadece kendi kişisel beklentilerine yöneltmeyi planlıyorlar.

Fethullah Gülen hoca efendi toplum önüne çıkmaya başladığı andan itibaren çevresinde toplanan insanları sorumluluk almaya davet etti, öncelikler konusunda onları uyardı. Herkesin güç karşısında şaşkına döndüğü şu dönemde o bu hafta yayınlanan yazısında yine önceliklerin neye göre belirleneceğini yaşam tercihlerinin neye göre yapılacağını anlatıyor. İnanan birinin sevip değer verdiği dünyevi kazanç ve beklentilerini ahlaki ve
moral değerlerin önüne geçirmesi halinde yaşanabilecek olumsuzluklara dikkat çekiyor.

Bin bir emekle kazandığınız mallarınız, aktif ticari hayatınız, sahip olduğunuz imkânları ahlaki ve moral değerlerin önünde tutarsanız hem kendi dünyanızda vicdani problemler yaşarsınız hem de tercih hatalarınızdan dolayı toplumsal sorunları gözden kaçırabilirsiniz. Eğer insan mal-mülk ve evlat sevgisini her türlü insani değerin önünde tutuyorsa bu değerlerin elinden alınması halinde sesini çıkaramayacak kriterlerin yok olduğu bir toplumda bir süre sonra sahip olduğu mali imkânları da korumakta zorlanacaktır.

İslam’ın temel kaynakları olan Kuran ve sünnette insandaki sevgi-muhabbet hissini nerede ve nasıl kullanması gerektiği anlatılırken ahlaki ve moral değerlerin her şeyin önünde tutulması üzerinde duruluyor. Peygamberimiz(SAV) tercihlerini neye göre yapacağı önceliğinin ne olacağı konusunda ayetlerle uyarılıyor. Kuranın ve Efendimizin(SAV) tüm uyarılarında toplumlarda davranış bütünlüğünün oluşması için ortaya konan ciddi ve tutarlı çabaları görmek mümkün. O, kendisine ön yargı ile bakan bir toplumda önceliklerini dünyevi imkânlar yerine ahlaki değerlere göre belirlemelerini öğütleyerek olumlu davranış kazandırmaya çalışıyor. Neye öncelik vereceğini bilemeyen bir toplumun geleceğinin parlak olmayacağı, tercih hatasından dolayı insanlık yararına görevlerini aksatanların yaptıkları kusurların bedelini gelecek nesillerine acı acı ödeyeceğini onlara yaşanabilir bir dünya bırakmayacakların anlatıyor.

İnsan önem verdiği değerleri tüm dünyevi menfaatlerden daha çok tercih etmesi erdemli bir davranış. Toplumların üzerinde uzlaştığı değerlere önem vermeyen biri her an onlara muhalefet edebilir. Geçici his ve heveslerinin peşinde koşan bunları her şeyin önünde tutanlardan oluşan bir toplumda kokuşma başlar, günlük hayatta ahlaki prensiplerde duygu ve düşüncede problemler yaşanır. Dini hükümler insanları aşırılıktan uzaklaştıran dengeli ve tutarlı harekete davet eden prensipler içermektedir. Dinin temel kaynaklarında dünyevi imkânlara değer verilmesini engelleyen bir hüküm yoktur. Anne babaya karşı saygı, çocuklara sevgi ve muhabbet, mal-mülk sahibi olma isteği yadırganacak bir şey değildir. Önemli olan kişisel tercihlerde önceliklerin doğru belirlenmesidir.

-İnsan çocuklarını sevmeli, ancak bu sevgi onların iyi bir eğitimle olumlu davranış kazanmasına engel olmamalı.

-Anne babaya karşı saygıda kusur edilmemeli ancak bu saygı toplumsal sorumlulukların önüne geçirilmemeli.

-Kardeş-akraba gözetilmeli, ellerinden tutmak için çaba sarf edilmeli, ancak yanlışlarına ortak olunmamalı.

-İsteyen ticaretle isteyen diğer yollarla helalinden kazanç için işinde fizibiliteler yapmalı ayrıntılarla uğraşmalı, ancak hırs gösterip kazanç için her türlü kötülüğe göz yumacak hale gelmemeli.


Geçimimizi sağlamak üzere yaptığımız görevlerde kimse sizden sorumluluktan kaçmanızı isteyemez meşru dairede kazanç sağlanması tabii bir istek ve arzu. Ancak bunların inandığınız değerlerin önüne geçirilmesi halinde taşkınlıklar başlar bu düzeydeki hırs hoş karşılanmaz. Dünyevi mal ve imkân peşinde koşarken toplumsal sorumluluk projelerinden kaçınma yanlış. İnsan tercihlerinde öncelikleri belirlerken temiz vicdanının sesini dinlemeli, imkânlarını artırmanın büyüsüne kendini kaptırıp dünyevi zevk dışında bir şey düşünmeyen birisi haline gelinmesi çevrede yaşanan olaylarda sorumluluktan kaçılması istenen bir davranış değil. Üzerine düşen sorumluluklardan kaçanlar kendi çevrelerinde kötülüklerin yayılmasına seyirci kalır.

Elbette insan sahip olduğu imkânları sever onları korumak için çalışır. Ancak bunlar en önemli amaç haline gelmemeli insani değerlerin önüne geçirilmemelidir. Yaz sıcağında soğuk klimalı evler meyve bahçeleri serin gölgelikler, soğuk havalarda sıcak yuvalar ballı kazançlar çevremizde yaşanan problemleri görmezlikten gelmemize sebep olmamalı, bu imkânlar bizi duyarsızlığa itmemeli. İslam ülkelerinde yaşanan problemlerde dışarıdan sorumlu aramaya gerek yoktur.

-Kişisel tercihlerini zevk ve eğlenceden yana yapan birinin iç dünyasını bunlar kuşatır.

-İnsanlığın geleceği adına inandığı değerler adına yapılacak çalışmalara katkı sunmaktan kaçınır.

-Zevk içindeki yaşantı insan sevgisini unutturursa toplum için yapılacak işlerden uzaklaşma eğilimi artar.

-Ahlaki değerlerin önemine inananların kendi kabuğuna çekildiği bir toplumda zaaflarının esiri kişi ve kurumlar öne çıkar kalabalıkları onlar yönlendirir.

-Böyle yerlerde olumlu davranış kazandırma imkânsız hale gelir, iyiliğe eğilim azalır ve kötülük sıradanlaşır. Geçmiştekilerin sorumluluktan kaçmalarının bedelini sonraki nesiller ödemektedir.


Osmanlının son döneminde kişisel zevklerini ülke menfaatlerinin önüne geçirenler hep sorumluluktan kaçmış görevlerini zamanında yapmadıkları için ülke adım adım felakete sürüklenmiştir.

Bediüzzaman kaderin İslam’ı temsil eden bir imparatorluğun yıkılmasına hükmetme sebebini açıklarken, o gün insanların kişisel ve toplumsal sorumluluktan kaçtıklarından bahseder. İnandığı değerleri önemsemeyenler bir süre sonra toplumsal problemlere boğuşmak zorunda kalır. Rahatının bozulmasını istemeyen insanlar sorumluktan kaçınıp zekât ve ibadetlerini terk edince ellerindeki tüm imkânlarını kaybettiklerini cepheden cepheye sürüldüklerini anlatır.

50-60-70 li yıllarda imkânı olan insanların çoğu toplumsal sorumluluktan kaçındıkları için alan ülke üzerinde kötü emelleri olanlara kalmış, gençler birbirine kırdırılmış yıllarca iç savaş yaşanmıştı. Bu dönemde kötülük sıradan hale gelmiş gençler esnafları tehdit etmiş özellikle büyük şehirlerde kimsenin can güvenliği kalmamıştı. Herkesin sorumluluktan kaçtığı dönemlerde önce Bediüzzam vb manevi rehberler elini taşın altına koymuş toplumsal problemlerin çözümü için bıkmadan usanmadan yıllarca emek sarf etmişti. 80 ihtilalından sonra şiddet olayları sona erse bile hoca efendi ortaya çıkmayı bekleyen kötülük dalgasını önlemek için çevresini toplumsal hizmetlere teşvik etmiş bu sayede iyiliğin gelişip yaygınlaşacağı yüzlerce kurum açılmış toplumsal sorumluluklar zamanında yapılınca içine kapanmış bir ülke dışarıya eğitim ihraç eder hale gelmişti.

Bugün Türkiye’nin de aralarında olduğu birçok ülkede insani değerler ayaklar altında, gücü eline geçirenlerin en önemli önceliğinin toplumların geleceği olması gerekirken onlar tüm plan ve projelerini kendi geleceklerini garanti altına almaya göre yapıyor her türlü hile ve entrika ile toplumlar üzerinde ölümcül oyunlar oynuyor. Birçok toplumun insanlık dışı vahşetle karşı karşıya olduğu günümüzde bazılarının hayatını sadece zevk ve lezzete göre düzenlemesi kabul edilebilir bir davranış değil. Herkes hassas ölçülerle kendine yeniden bakmalı, yaptığı faaliyetleri gözden geçirip kendini hesaba çekmeli, yapabilecekleri konusunda sürekli yeni yol ve yöntemler aramalı. Nasıl geçmişte dayanışma ile ülkede art niyetlilerin oyunları bozuldu ise bugünde gücü ne olursa olsun her türlü oyunu bozmanın yolu olumlu faaliyetler etrafında dayanışma içinde bir araya gelmekten geçtiği unutulmamalıdır.

Dünyanın her yerine yayılmış insanlar bir yandan kişisel yaşamları için çaba sarf ederken bir yandan da faydalı olduğuna inandıkları insani değerleri duyurmak için sürekli alternatif yol ve yöntemler araştırılmalı. Geçmişte o günün insanlarının üzerlerine düşen görevi yapması sayesinden 20-30 öğrencinin eğitim gördüğü küçücük kuran kurslarından dev bir eğitim hizmetini ortaya çıkmıştı. Bugün de farklı değildir, herkes büyük küçük demeden bulunduğu yerdeki faaliyetleri desteklemeyle işe başlarsa gelişmeye müsait alanlar ortaya çıkacak ve toplumları insani değerler etrafında bir araya getirecek yeni hizmetler üretilecektir.
 
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER ANALİZ HABERLERİ