İsmail S. Gülümser yazdı: Dünyada insani değerlerin gelişiminde hicretin rolü

'Fethullah Gülen Hocaefendi de ona güvenen küçük bir topluluğu yer değiştirmeye motive etti ve dini bir kavram olan hicretten bir insanlık projesi çıkarmayı başardı.'
İsmail S. Gülümser / Aktif Haber

DÜNYADA İNSANİ DEĞERLERİN GELİŞİMİNDE HİCRETİN ROLÜ

İnsan hayatı boyunca iç dürtüleriyle sınır tanımaz istek ve arzularıyla yaşamak durumunda olan bir varlık. Bencillikleri hırs ve kaprisleri, kıskançlıkları onu sürekli yanlışa itebilecekken bunlara sınır koymak için insanın güçlü bir değer yargısı sistemine ve iradeye ihtiyacı var. Bu zaaflara karşı insanları korumak üzere değer üretenler ise genelikle dini liderler ve toplumları etkileyen kanaat önderleri olmuş. 

 
Zaaflarının esiri olmaktan kurtulamamış kalabalıklar güvendikleri önderlerine bakıp ona göre tavır belirlemişler. Bu bazen bir toplumun hep birlikte yanlış bir yola girmesine sebep olmuş bazen ise üretilen insani değerler sayesinde şahlanıp ayağa kalkmış diğer topluluklar için örnek modeller oluşturmuşlar.
 
Bir dünya görüşünün temsilcilerinin medeni ölçüler içinde kalarak inandıkları değerleri başkalarıyla paylaşması ve muhataplarının yılların birikimi ile ortaya koydukları değer yargılarından yararlanmaya açık olması toplumların kaynaşıp gelişmesinde anahtar rolü oynamış. İslam peygamberi Hz. Muhammed’in(SAV) Medine’de ortaya koyduğu davranış biçimi bu söylediğimiz tanıma uyan en güzel örneklerden biri.
 
O ilahi mesajlarla beslendiği yerde mesajlardan aldığı değerlerle tavırlarını belirlemiş bunun olmadığı yerde ise çevresindekilerin ve Medine’de yaşayan farklı dinlerin birikimlerinden yararlanmayı seçmiş. Bir konuda karar vermesi gerektiğinde bölgenin güvenilen insanlarına danışmış ve farklı anlayıştaki insanların da kabullenmekte zorlanmayacağı en insani bir yöntemi tercih ederek sünnet olarak dini bir ıstılah haline gelen davranış kalıplarını ilmek ilmek geliştirmiş. 
 
Efendimiz(SAV) ve ashabında olduğu gibi; alışkanlıklarının esiri olmuş toplulukların yerleşik kötü davranış kalıplarını değiştirmek isteyenler her zaman büyük zorluklarla karşılaşmışlar, çoğu bulundukları topluluk tarafından kabullenilmedikleri için yaşadıkları beldeleri terk etmek zorunda kalmışlar. O günün şartlarında Mekke’de gücü elinde bulunduran zorbalar ona ve ashabına yaşama şansı vermeyince kendi vatanlarında dışlanmışlar inandıkları değerleri koruyamadıklarından onlar için Hicret farz haline gelmiş. Getirdikleri insani değerlerin kabullenileceği mekânlar aramışlar ve bu arayış bazı beldelerde onların ciddi zulme uğramasına yol açsa da bazı beldelerde çok başarılı örnekler ortaya çıkmış.
 
Hicretin değerini tam kavrayan sahabenin ortaya koyduğu fedakârlık sayesinde Efendimiz(SAV) getirdiği insani değerler çevreye yayılmış, onlar hicreti bir insanlık projesine dönüştürmeyi hedeflemişler ve gidebildikleri en uzak mesafelere kadar mesajlarını ulaştırmışlar.
 
Bütün dinlerin ürettiği ortak değerlerin insanlığın gelişmesi için kullanılması gerektiğine inanan Fethullah Gülen Hocaefendi de ona güvenen küçük bir topluluğu yer değiştirmeye motive etti ve dini bir kavram olan hicretten bir insanlık projesi çıkarmayı başardı.
 
“Herkül.org” sitesinde yayınlanmış son yazısında Efendimizin(SAV) gittiği yerde kin ve düşmanlık aşılamadan insani disiplinlere bağlı ortak değerler etrafında uzlaşma sağlayarak, farklı din mensuplarıyla birlik oluşturduğunu ve yaşadığı beldeyi bir medeniyet merkezi haline dönüştürdüğünü anlatıyor.  

 
Hicretin imanın bir cüz’ü olarak kabul edildiği dönemde sahabe geri dönmemek niyetiyle yola çıktıkları için gittikleri yerlerde kalıcı esreler bırakıyor, inandıkları değerleri daha fazla yere ulaştırmak için bazıları birkaç yer değiştiriyor.
 
Nefsin istek ve arzularının esiri olan insanlar sayesinde kötülük çok kolay yayılıyor, köşe dönmece kolay yoldan başkasına ait olanı gasp edip sonuca gitme insanların hoşuna gidiyor. Eğer insani değerlere inananlar bunu bir misyon olarak üstelenmezlerse insani değerlerin yaygınlaşması dünyanın yaşanabilir bir yer haline gelmesi hayal gibi görünüyor.
 
Kötülüğün kol gezdiği insani değerlerin yok edildiği günümüzde eğer ellerindeki değerlere inanan insanlar hicret edip bu değerleri insanlığın ortak değeri haline getirmek için çabalaşmış olsalardı bugün insanlık daha farklı bir konumda olurdu.
 
 
Belki başkalarını hicret etmediği için suçlayamazsınız, ancak her yere insanlık mesajlarını götürmek isteyenler, dünyayı insani değerlerin gelişmesi için müsait bir arazi gibi görmeli, ellerindeki değerleri insanlıkla buluşturmayı bir misyon olarak kabul etmeli, en ücra yerlere kadar ulaşıp hem onların değerlerinden yararlanmalı hem de faydalı bulduğu değerleri oralara taşımalı.
 
Taşıdığınız onca güzelliğe rağmen gidilen yerlerde hatta kendi yakınlarınızdan bile takdir görmemiş olabilirsiniz. Toplumlarda istenilen karşılığı bulamadığınız zaman üzülmeye gerek yok çünkü sonucu oluşturacak siz değilsiniz, siz sadece inandıklarınızı paylaşmakla mükellefsiniz, sonuç bugün elde edilmese bile ekilen insanlık tohumları asla boşa gitmiyor. İlerleyen dönemde takdir edecek birileri çıkıyor ve siz kendi devrinizde olmasa bile gelecek nesillere insanca yaşayabilecekleri bir dünya bırakmak için tohum saçma görevini yerine getiriyorsunuz.
 
Kuran’ın imandan sonra ilk saydığı şey hicret, yani din adına inandığı değerler adına bir şeyler yapmak isteyenlerin atması gereken ilk adımın hicret olduğu belirtilmiş.  Bulunduğu beldede günlük meşguliyetler arasında kaybolan toplumsal sorumluluk üstlenmekten kaçınan insanlar inandıkları değerleri insanlıkla buluşturmak için hicret ederlerse bu onlar için itici bir güç oluşturuyor. Ben boşuna gelmedim nefsin istek ve arzularına takılmadan toplumda değerlerin gelişmesi için çalışmalıyım diyor. Bu anlayışa göre hayatını düzenleyen insanların tavırları farklı oluyor, öğretmense dersini iyi anlatıp iyi örnek olmaya çalışıyor, esnafsa gittiği yerde alt yapı oluşması için imkânlarını seferber ediyor.  
 
Kısa süreli turistik geziler oldukça zevkli, ancak iyilikleri yaymak için kalıcı olarak dönmemek üzere bir yere gitmek insanlara zor geliyor.
-Memleketinde kurulu düzenini bozup, rahatını terk ederek hicret etmek kolay değil.
-Bağlılıklar, özlemler ve alışkanlıklardan vazgeçmek nefse ağır geliyor.
-Hicret görevini tam yerine getirmenin şartı gidilen yerin sevilip kabullenilmesine bağlı.
-Baştan geri dönme unutulmalı, yıl saymaktan vazgeçilmeli,
-Ona şark hizmeti gibi bakanlar diken üstünde oturuyor gibi bir an evvel dönmek için fırsat kollayanlar
gittikleri yere adapte olamıyor samimi bulunmadıkları için istenen fayda sağlanamıyor.
 
Ancak hicret edenlerin canlı kalması için de özel çaba gerekiyor. Uzun süre kalınan yerde bir süre sonra verimlilik kaybolabiliyor kredi kaybetmişlerin aktif olması çok zor, ülfeti ortadan kaldırmak için böylelerinin yer değiştirmesi gerekebiliyor.
 
Hicret bölgesinde kalmak şartlara göre belirlenmeli muhacir bir yere kalıcı olarak gitmeli,  ihtiyaç olmadıkça değişiklik yapılmamalı.
-Kazanılan tecrübenin başka yere aktarılması gerekiyorsa,  
-İlişkilerdeki hatalardan dolayı verimli olunamıyorsa değişiklik ile yeniden faydalı olma heyecanı uyarılmalıdır.
 
Efendimiz(SAV) fetihten sonra bazı sahabeleri Mekke’de bırakmış, insanlar kalıcı olarak gitmiş olsalar bile;
-Kendilerini söküp atılamayan bir kaya gibi değil de bir emanetçi gibi görmeli devamlı hicrete hazır beklemeli,
-Ancak ihtiyaç duyulduğunda kendi beldesinde de görevlendirilmeli,
-Yani her değişiklikte niyet insanlığa faydalı olma ve verimliliğin korunmasına göre belirlenmeli,
-Kabiliyetleri daha verimli kullanmak insanları hayatlarının sonuna kadar heyecanla koşturmalarını sağlamak için gidilecek yerlerde hicretin kolay olacağı alt yapılar hazırlanmalı.
 
Gülen’in bu tavsiyelerine uyan binlerce insan farklı beldelere giderek kazandıkları değerleri ve olumlu davranışları tüm dünyaya taşıdı, Türk insanına karşı bakış açısının değişmesine büyük katkı sundular. 


 
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER ANALİZ HABERLERİ