Hukuksuzluğun sonu

Birileri hiç bitmeyeceğini düşünse de...
Son 4 yıldır ülkemizde kişisel çıkarlar, ikbal ve siyasi rant uğruna demokrasiden ve hukukun üstünlüğünden vazgeçildi. Bu uğurda ülkenin ve milletin alehine olmasına rağmen çok şeyler feda edildi. Kendisini her şeyden üstün gören bir grubun çıkarları ve hırsları uğruna başta hukuk ve demokrasi olmak üzere tüm değerlerimiz hiç acımadan talan edildi.

Kendi siyasi ve kişisel geleceğini milletten ve devletten önde tutan sözde seçilmişler, bu uğurda feda edilemeyecek hiç bir şey olmadığını özellikle 15 Temmuz ve sonrasında defaatle kanıtladılar. Başlarda yapılan hukuksuzluklara kılıf bulup bir şekilde kanuna uydurma gayreti içinde olsalarda, gün geçtikçe pervasızlık arttı ve kanun tanınmaz hale gelindi.

Bu süreç içerisinde önce kendileri gibi düşünmeyen siyasiler, onların alehine yayın yapan medya kuruluşları, onlarla aynı dili konuşmayan sivil toplum kuruluşları gibi halkın her kesiminden kendilerine muhalif olanları çesitli yollarla zayıflattı yok etmeye başladılar. Onların dediği gibi verilmeyen mahkeme kararlarını tanımadı ve karar verenleri bir şekilde cezalandırdılar. Kimin suçlu kimin suçsuz olduğuna, hatta kimin örgüt kimin terör örgütü olduğuna dahi onlar karar verdiler.

Yaptıkları bu iş ve eylemlerin hukukla ilgisi olmasada, yargı üzerindeki etki ve baskıları nedeniyle yaptıkları hep hukuka uygunmuş gibi kararlar verildi. Bu ve benzeri baskılar neticesinde baş yargı olmak üzere tüm kurumlar öyle bir hale geldiki, artık tüm öncelik devlet menfaati değil bu grubun istediği öncelikler oldu. Onları eleştirmek suç, onlara hakaret etmek tutuklanma nedeni haline geldi.3 yıl içerisinde ülke öyle bir hale geldiki, insanlar onlar gibi düşünmeyen insanlar konuşmaktan, yorum yapmaktan ve düşüncelerini açıklamaktan korkar hale geldi. Ama ülkenin geldiği bu durum onlar için yeterli değildi. Her istediklerini bir şekilde yapsalar, karşı çıkanları bir şekilde cezalandırsalar bile hala bazı şeyleri göze alıp karşıt görüşü ve hukuku savunanlar çıkmaya devam ediyordu. Tam bu sırada hala ayrıntıları çözülemeyen ve davası devam eden 15 Temmuz darbe girişimi meydana geldi. Bu vahim olay sırasında 249 vatandaşımız hayatını kaybetmesine rağmen henüz olayın üzerinden bir kaç saat geçmeden ve hiç bir darbeci yakalanmamışken siyasi irade alıştığı üzere suçluların kim olduğunu ve darbe faillerini medya aracılığıyla açıkladı.

Olayların büyüklüğü, ülkenin içinde bulunduğu baskıcı hava ve bazı grupların yine kendi çıkarlarını düşünmeleri nedeniyle başta yargı olmak üzere hiç kimse bu durumu sorgulamadı veya sorgulayamadı.Darbe girişimi ile beraber son evreye girilmiş oldu ve üç yıldır yerlerde sürünen hukuk ve adalet duygusu artık tamamen yok edilmiş oldu. Cezaların şiddeti artıp, baskı tavan yapınca az sayıda da olsa haksızlık karşısında sesini çıkaranlarda artık sessizliğe gömülmeye yapılanlara ses çıkartmamaya başladı. Güç odakları da, ne yapılırsa yapılsın yapılan yanlışlara hesap sorulmadığını ve her durumda kendilerini destekleyen bir kitlenin olduğunu görünce hukuksuzluğun ve yapılan haksızlığın şiddeti her geçen gün arttırmaya başladı. Bazıları korkudan, bazıları makam hırsından, bazıları da hasetten yargı camiasının bir kısmıda bu duruma ses çıkarmayıp gelen talimatları uygulamaya başlayınca işin boyuta soykırıma kadar uzandı. Darbe teşebbüsüne bir kaç bin asker katılmış olmasına rağmen darbeden kısa süre sonra generallerin 150'den fazla general olmak üzere binlerce asker, onbinlerce polis, öğretmen, dört bini aşkın hak
im savcı ile birlikte toplamda 150 bin kişi savunma hakkı dahil hiç bir hak tanınmadan kamudan ihraç edildi. İhraç edilen her kamu görevlisinin ismi terör örgütü üyesi olarak çarşaf çarşaf medyaya yayınlandı. Her ihraç edilenin ismi kendi kurumu tarafından adliyeye bildirildi ve otomatik olarak hakkında soruşturma başlatıldı. Kadın, çocuk, hasta, yaşlı demeden, kimsenin durumu özel olarak değerlendirilmeden bu insanların üçte biri, elli binden fazla insan tutulandı ve cezaevine konuldu. Cezaevlerinde yer açılması için hırsızlık, yağma, yaralama, cinayet ve bir çok suçtan hüküm giyip cezası kesinleşen ve henüz cezasını tamamlamayan yaklaşık 40 bin kişi infaz kanununda yapılan değişiklikle cezaevinden erken tahliye edilip, yerlerine henüz suçlu olup olmadıkları belli bile olmayan erkek, kadın yaşlı ve çocuklar konuldu.

Bu da yeterli gelmeyince bir çok ilde yeni cezaevi inşaatlarına başlandı. Kamudaki görevinden ihraç edilenler emeklilik ve diğer kazanılmış olan hiç bir haklarından yararlandırılmazken toplum nezdin de itibarsızlâtırılmak için tüm devlet imkanları ve medya gücü kullanıldı. İnsanları birbirine düşürme pahasına, en yetkili d
evlet adamları medyada açıklamalar yaptı.

Bunun yanında hiçbirşele ilgisi olmayıp bir şekilde bu işten zarar gören insanların hukuken savunulmasına bile izin verilmedi. Bu insanları savunmaya çalışan avukatlar hakkında soruşturmalar açıldı ve bir çoğu tutuklandı. Bu insanlara yardım etmek suçmuş gibi davranılmaya başlandı. Yurt dışındaki yargıçlar birliğinden tutuklu bazı hakim savcılar için oluşturulan fondan gönderilen paraların ailelere teslim edilmesine bile müsaade edilmedi.

Tüm bunlarla birlikte cezaevinde de bir çok haktan mahrumiyetler başladı. Uzun süreli görüş yasakları, açık görüşün bir kaç ayda bir kez uygulanması, tek tip kıyafet uygulaması ve benzeri bir çok uygulama ile insanlar ve aileleri mağdur edildi. Soruşturma dosyalarında somut delil olmamasına rağmen Ohal gerekce gösterilerek tutuklular serbest bırakılmadı. Hastalığının son evresinde olan insanların raporları kabul edilmedi ve ne yazıkki hayatını kaybeden yargıçlar oldu. Çocukları özürlü olan, bakacak kimsesi bulunmayan insanların tahliye talepleri hukuksuzca reddedili ve edilmeye devam ediliyor. Bunlardan bir tanesi
de, eski HSK başmüfettişi Fatih Taş. Kalp rahatsızlığı olmasına rağmen tüm talepleri reddedilen Fatih Taş rahatsızlığı artınca ailesine haber verilmesi isteği bile kabul edilmeden anjio olmak zorunda kaldığı yetmezmiş gibi halen tek kişilik hücrede kalmaktadır.

Ömrünü hukuka adamış, yıllarca adaletin tesisi için çalışmış bir insan, sırf düşüncelerinden ve yapılan hukuksuzlukların karşısında durmasından ötürü bir gecede hiç bir somut delil gösterilmeden terörist ilan edildiği yetmezmiş gibi, hasta haliyle tek kişilik hücrede hastalığı ile başbaşa bırakılıyor. En azılı suçlulara bile sağlık sorunları nedeniyle tanınan haklar, henüz soruşturması devam eden ve kanıtlanmış bir suçu olmayan bir hukuk insanına tanınmıyor. Sadece bir tedbir olan tutukluluğu devam etsin diye bir insanın hayatı tehlikeye atılıp kendisine ve ailesine sebepsiz yere bu kadar büyük acılar yaşatılıyor. Tüm bunlar hukuk ve insanlık adına bir utanç olarak yaşanıp tarihe kara bir leke olarak geçerken, hukukçular başta olmak üzere hiç bir kesimden en küçük eleştiri dahi yapılmıyor. Herkes tüm yaşananları yakından görse de, yapılanın ne olduğunu çok iyi bilse de, sıranın kendisine gelmemesi için düşüncelerini saklayıp sessiz
kamayı tercih ediyor.

Yaşanan tüm bu olumsuzluklarla hukuk ve adalet anlayışı tamamen bitmiş ve demokrasiden eser kalmamış olsada, bu karanlık tablonun uzun süre bu şekilde devam etmesi mümkün değildir. Tarihin hiç bir döneminde adaletsizlik ve keyfilik üzerine kurulan sistemlerin uzun süre devam etmediği gibi mayasında haksızlık ve zulüm olan bu sisteminde uzun soluklu devam etme imkanı yoktur. Güç odakları ve bu sistemden faydalananlar  bu durumdan memnun olup hiç bitmeyeğini düşünselerde, çok uzak olmayan bir gelecekte bu virane sistem yerle bir olacak ve bu ülkede yeniden hukuk tesis edilip demokrasiye geçiş yapılacaktır. O gün geldiğinde kimseyi bu günkü bahaneleri kurtaramayacak, işlenen her suçun cezası verilecek, masum insanlara yaşatılan her mağdurihetin hesabı hukuk önünde sorulacaktır. Kaybedilen hayatlar, sağlıklar ve günler geri gelmeyecek olsada, insanlardaki adalet duygusunu yiden tesis adına tekrar aynı durumların yaşanmaması için hukukun gereği yapılacaktır.
loading...
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER ANALİZ HABERLERİ