‘Gülen’le görüştürme’ iddiası ifadeye nasıl girdi?

"Her fırsatta tekrar ediyorum ama mevzu ihmal edilmeyecek kadar önemli."

Tr724'ten Adem Yavuz Arslan'ın analizi şöyle;

Eğer Türkiye’de olabilseydim kritik 15 Temmuz davalarını yerinde izler, diğerlerini de mutlaka dosya üzerinden takip ederdim.


Çünkü Selahattin Demirtaş’ın 4 Ekim 2016 günü meclis kürsüsünden söylediği gibi “Türkiye Cumhuriyeti tarihin en büyük kumpaslarından birisiyle karşı karşıyayız” 

,

Maalesef Türkiye’de bulunan meslektaşlarım ya rejimin hikayesini satın aldı yada ‘başıma bela almayayım’ diye olayı sorgulamıyor.

Ahmet Şık, Ece Sevim Öztürk ve Müyesser Yıldız gibi isimler de ‘resmi 15 Temmuz söylemi’ndeki tezatlar, çelişkiler ve yalanlar üzerine bir şeyler yazıp çizince kendilerini Silivri’de buldu. 

Yurt dışından ulaşabildiğim kadarıyla dosyaları okumaya, 15 Temmuz’un ne olduğunu anlamaya çalışıyorum.




Her okuduğum dosya, ifade yada mahkeme evrakında daha büyük bir soru işaretiyle karşılaşıyorum.

İşte onlardan birisi.

Malum olduğu üzere Erdoğan rejimine göre ‘15 Temmuz ‘YAŞ’ta tasfiye edileceklerini öğrenen Cemaatçi subayların can havliyle giriştiği bir darbe girişimi’ydi.

Gerçi Genelkurmay Çatı Davası için Genelkurmay Personel Plan ve Yönetim Daire Başkanı Tuğgeneral Nerim Bitlislioğlu’nun hazırladığı bilirkişi raporuna göre 15 Temmuz’a katıldığı iddia edilen ‘Cemaatçi subaylar’ o yılki YAŞ’ta zaten terfi ediyorlardı. 

Tuğgeneral Bitlislioğlu Ergenekon davalarında hapis yatmış bir isim olduğu için onunla ilgili ‘kripto Cemaatçi’ demek mümkün değil. 

Raporda aynen şöyle diyor “Örgütün Türk Silahlı Kuvvetleri’nin kritik yerlerini ele geçiren asker üyelerinin 2016 yılı için yapmış oldukları Yüksek Askerî Şûra çalışmaları başlığında hazırlanan dosyanın incelenmesinde, terfi ettirilecek personelin büyük çoğunluğunun darbe faaliyetlerine katılmış örgüt üyeleri olduğu anlaşılmış…” 

Yani 15 Temmuz’a dair en büyük argümanlardan birini bizzat Genelkurmay’ın kendisi çürütüyor. 

Gelelim bu yazının da konusu olan diğer büyük argümana. Erdoğan’a göre darbeciler ‘rehin aldıkları’ Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar ile Fethullah Gülen’i görüştürmek istediler.

Erdoğan ve AKP yönetimine göre ‘Gülenist darbe için’ bundan daha güçlü bir delile ihtiyaç yoktu.

Hatta Batılı muhataplarına delil olarak dönemin Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar’ın bu ifadesini gösterdiler. 

Erdoğan her fırsatta Akar’ın bu ifadesini kullandı. 

Mesela 23 Temmuz 2016’da İngilizce yayın yapan France 24 haber kanalına konuşurken “Bunu ilk kez söylüyorum’ diyerek, Genelkurmay Başkanı’mızı rehin tutanlardan bir tanesi kendisine ‘Sizi kanaat önderimiz Fethullah Gülen’le görüştürelim, buluşturalım’ diyecek kadar ileri gidiyor” dedi. 

Erdoğan’ın ‘ilk kez söylüyorum’ ifadesini aklınızda tutmanızda fayda var.

Peki Hulusi Akar gerçekten böyle bir ifade vermiş miydi ya da ‘darbeciler’den birileri Akar’a “Sizi Kanaat Önderimiz Fethullah Gülen ile görüştürelim” dedi mi?


Hakan Evrim-Hulusi Akar

Öncelikle şunu hatırlatalım. 

Bu iddiayı yani ‘kanaat önderimizle görüştürelim dediler’ ifadesini ortaya atanlar Gülen Cemaati’nden kimsenin Fethullah Gülen’e ‘kanaat önderimiz’ demediğini bilirler. 

Ancak buna rağmen bu söylem üzerine bir eylem planı inşaa ettiler. 

AKAR: “SİZİN BAŞINIZ KIÇINIZ KİM?” 

Akar’ın 15 Temmuz sonrası verdiği ilk ifadeye göre Tuğamiral Ömer Harmancı kendisine bir metin imzalatmak istiyor. 

Akar ise “Kendinizi ne zannediyorsunuz? Siz kimsiniz? Topladığınızı söylediğiniz 2. Başkan, kuvvet komutanları nerede? Bakanlar nerede? Elinizde kim varsa getirin. Sizin başınız, kıçınız kim’ diye bağırdım. Bunun üzerine Hakan Evrim, ‘Dilerseniz sizi kanaat önderimiz Fetullah Gülen ile görüştürürüz’ gibi bir şey söyledi. ‘Ben kimseyle görüşmem’ diyerek tersledim” diyor.

Akar “Dilerseniz sizi kanaat önderimizle görüştürürüz gibi bir şey söyledi” kısmındaki ‘gibi’ ifadesine özellikle dikkat etmekte fayda var.

Peki o teklifi yaptığı iddia edilen dönemin Akıncı Üssü komutanı Hakan Evrim ne diyor? 

Malum olduğu üzere her alanda olduğu gibi 15 Temmuz ile ilgili de yoğun bir karartma ve sansür var. İfadeler, savunmalar ve iddianameler iktidar eliyle servis edildiği için istenilen algı peşinen oluşturuluyor.

Tarafların iddialara cevap verebilmesi ise en erken 1,5 yılı buluyor.

Akıncı yargılamasında da böyle oldu. 

Erdoğan ve kurmayları ‘darbeciler’in Akar ile Gülen’i görüştürmek istediği yönündeki algıyı çoktan yaydı. 

Hakan Evrim ise mahkeme aşamasında bu ifadeyi yalanladı. 

İfadesinin ilgili bölümü şöyle: 

“Genelkurmay Başkanı ülkenin durumuna ilişkin TRT’de yayınlanan bildiride belirtilen şikâyetleri bildiğini, kendisinin de bunlara katıldığını, hatta iktidar partisinden bazı milletvekillerinin bu konulardaki benzer serzenişleri bizzat kendisine söylediklerini belirtti. Genelkurmay Başkanı toplumun tüm kesimlerinin katılımıyla hep birlikte hareket edilerek ülkenin düze çıkarılması gerektiğini, mesela Abdullah Gül ve Ahmet Davutoğlu gibi parti içi muhalefetin, STK’ların, sendikaların hatta kanaat önderlerinin de katılımıyla ülkedeki sorunların çözümlenmesinin gerektiği yönünde sözler söyledi. 

Ben o ana kadar hep dinledim tek kelime dahi etmedim. Olanları anlamaya çalıştım. Benim gördüğüm kadarıyla, oradakilerin Genelkurmay Başkanını ikna etmeye çalışmasından ziyade Genelkurmay Başkanı farklı bir yaklaşım ile fikir üreterek, daha güçlü çözüm alternatifleri sunmak suretiyle oradakileri yönlendiriyordu. Ben Genelkurmay Başkanının zorla getirildiğini görmedim. Odadakiler kendisine normal emir komuta çerçevesinde davranıyordu. Dışarıdaki silahlı personelin Genelkurmay Başkanının korumaları olduğunu düşündüm. Eğer isterse bu kişilerle görüşülmesinin faydalı olabileceğini kendisine söylediler. Yapılan tüm konuşmaları sadece dinledim, hiçbir şey söylemedim. Konuya uzak oluşum, olayların içinde olmayışım nedeniyle ve açıkçası orada bulunmamın gereksiz olduğuna kanaat getirdiğim için, konuşmalar esnasında Genelkurmay Başkanının bir ara bahsettiği kişileri telefonla arama, görüştürme teklifi-sözünün geçmesini fırsat bilerek ayağa kalktım. Genelkurmay Başkanımıza hitaben “Komutanım eğer bu kapsamda söylediğiniz muhalefet, iktidar partisi içi muhalefet, STK veya kanaat önderlerinden görüşmek istediğiniz var ise telefonla sizi görüştürebilirler” dedim ve dışarı çıktım.” 

Hakan Evrim’in ifadesi böyle: 

Kaldı ki sadece Hakan Evrim değil o odada olduğu iddia edilen hiç kimsenin ifadesinde ‘Kanaat önderimiz Fethullah Gülen ile görüştürme’ teklifine dair bir bilgi yok.

Tek kaynak Hulusi Akar’ın verdiği söylenen ifade. 

Evrim şöyle devam ediyor:

 “Böyle bir ifade kesinlikle ağzımdan çıkmamıştır. Ömrümde Fetullah Gülen’i ne aradım ne görüştüm. Biraz önce anlattığım konuşmalar aynen söylediğim gibi olmuştur. Olayın en başından itibaren yaşananlar, hadisenin kontrolden çıkması, olayın farklı bir şekle dönüşmesi, ortaya çıkan elim tablo, Başbakanlığa gitmesi sonrası kendisini daha güvenli bir ortamda hissetmesi nedenleriyle, Genelkurmay Başkanının benim komutanlığını yaptığım üste geçen karışık-karmaşık ve karanlık süreci, kendisi hakkında oluşabilecek şüpheleri gidermek adına, böyle bir cümle söyleyerek açıklamaya çalıştığını düşünüyorum.” 

PEKİ NEREDEN ÇIKTI BU ‘KANAAT ÖNDERİ’?

Öncelikle şuna dikkatinizi çekmek istiyorum; Akar’ın ifadelerine bakarsanız bu iddia dışındaki her şey çok net.

Yani ‘geldiler, rehin aldılar, şöyle oldu, böyle oldu’ derken sadece ‘Gülen’le görüştürme’ iddiasında ‘gibi şeyler söyledi’ diyor.

Akar yaşı ve o gün yaşanan olayların sıcaklığı nedeniyle bazı şeyleri unutabilir, net hatırlamayabilir ama Gülen’le görüştürme teklifi pek unutulacak bir şey değil.

Akar kendisine yapılan Gülen’le görüştürme teklifine dair başka hiçbir yerde hiçbir şey söylemedi. Ne TBMM Darbe Araştırma Komisyonu’na ne de başka bir yere.

Medyada sık sık boy göstermesine rağmen bu konuya da girmedi.

Türkiye Cumhuriyeti ise ABD’ye söz konusu ifade üzerinden ‘iade başvurusu’ yaptı. 

Bu arada 15 Temmuz’a dair çok önemli bir tesadüfü (!) de hatırlatmakta fayda var.

Brüksel Şartı olarak bilinen ve ‘devlet başkanına suikast yapanların iade edilmesi’ni düzenleyen 1957 tarihli yasa ek protokollerin imzalanmamış olması nedeniyle Türkiye’de yürürlükte değildi.

50 yılı aşkın süredir bekleyen yasanın ek protokolleri 15 Temmuz’dan 4 gün önce imzalandı ve yasa yürürlüğe girdi. 

Bir başka ifadeyle Erdoğan rejimi ve 17 Aralık 2003 sonrası ittifak ettiği müttefikleri Gülen’e ulaşabilmek için en ince ayrıntısına kadar planlama yapmıştı. 

Nitekim gerek Brüksel Şartı gerekse de Hulusi Akar’ın ifadeleriyle Gülen için ABD’ye iade başvurusu yapıldı. 



NEDEN İKİ FARKLI İFADE VAR? 

Gelelim dananın kuyruğunun koptuğu yere.

Akıncı yargılaması klasörlerinde yer alan bir ‘delil’ bütün bildiklerimizi unutturacak türden.

445 numaralı klasörde yer alan ‘10 numaralı delil’ isimli dosyada Akar’ın ifadesi var.

Buraya kadar her şey normal görünebilir. Ancak ‘şeytan ayrıntıda gizlidir’ kuralı burada da geçerli. 

Akar’ın ‘Gülen ile görüştürme’ iddiasına dair iki ayrı ifadesi var.

İlk ve orjinal ifade de ‘Gülen ile görüştürme’ iddiası yok. 

Delil dosyasında olan ve ‘aslı gibidir’ onaylı ifadede ise Gülen ile görüştürme iddiası var. 

Teknik olarak bir evrakın üzerinde ‘aslı gibidir’ mührü varsa orjinal evrak ile aynı olduğu tartışma götürmez. 

Ancak Akar’ın orjinal ifadesi ile delil klasörüne konan ‘aslı gibidir’ onaylı ifadesi arasında 20’ye yakın değişiklik var.

Hem aslı hem de ‘aslı gibidir’ onaylı kopyanın 4. Sayfasında ise malum konu var. 

Orjinal evrakta Akar’ın “Hakan Evrim dilerseniz sizi kanaat önderimiz île görüştürürüz gibi bir şey söyledi” yazılıyken, “Aslı gibidir” yazan ve üzerinde fosforlu kalemle işaretlenmiş ikinci evrakta ise aynı bölüm “Hakan Evrim dilerseniz sizi kanaat önderimiz Fethullah Gülen ile görüştürürüz gibi bir şey söyledi” şeklinde değiştirilmiş.

Yani orijinal nüshada Fethullah Gülen’in ismi yokken, “Aslı gibidir” ibareli ikinci evrakta eklenmiş.

Şimdi burada biraz duralım.

Genelkurmay Başkanı Akar, 15 Temmuz gibi hayati bir konuda ifade veriyor ama daha sonra ifadesini değiştirme ihtiyacı hissediyor. 

Teknik olarak ikinci kez ifade verme yolu açık. 

Ancak Akar bunu yapmayıp ilk ifadesine evrak üzerinde ilaveler yapmış. 

En basit tabirle evrakta sahtecilik suçu var ama buradaki suç evrakta sahtecilikle kıyaslanamayacak kadar büyük. 

Akar yada Akar adına birileri ifadeye müdahaleler yapmış. 

Dahası Erdoğan rejiminin ‘Gülenci Darbe’ye dair en büyük iddiası buydu. Bu yüzden de 2 Mayıs 2017’de ABD’ye yollanan iade talebine ilişkin dosyada ‘Gülen’le görüştürme iddiası’ var. 

Akar’ın ifadesine Gülen’le görüştürme iddiasını kim nasıl koydu, Akar’ın onayı ile mi oldu henüz bilmiyoruz. 

Ama hükümetin bu iddiayı bütünüyle sahiplendiğini görüyoruz. 

Tabi bu durumda söz konusu iddianını 4 yıla yakın süredir neden hiç dile getirilmediği sorusu akla geliyor.

Bu arada şunu da hatırlatalım; 

Türkiye’nin ABD’ye yolladığı iade dosyasında suç unsuru bir şey olmadığı için ABD’liler Türkiye’ye gelip ‘bir iade dosyası nasıl hazırlanır’ı anlattı.

Hatta 2019 Ocak ayında ABD’li bir heyet Ankara’ya gelip gizli tanıklar ‘Şapka’, ‘Kuzgun’ ve Kemal Batmaz’ın ifadelerini dinledi. 

Ama nedense Akar ile görüşmediler. 

Eğer gerçekten üs komutanı Akar’a Gülen ile görüştürmeyi teklif etmişse, bunu ABD’lilere anlatması, iade için sağlam bir delil olarak sunması gerekmez miydi ? 

Ama olmadı. 

Ne Akar ABD’lilere anlattı ne de Erdoğan bu bahsi bir daha açtı. 

Bu aşamada cevabı bulunması gereken esas soru şu; Akar ilk ifadesinde Gülen’den bahsetmezken ne oldu da sonradan bu bölümü ekledi?

Acaba bu bölümü Akar adına birileri mi ekledi?

Çünkü Akar’ın Akıncı Üssü’nde yaptıkları ile Çankaya Köşkü’ne gittikten sonraki icraatları hayli farklı.

Akın Öztürk, Mehmet Dişli ve başka isimlere dair Hulusi Akar’ın ifadeleriyle sonradan attığı adımlar hayli farklı. 

Mesela 15 Temmuz sonrası yapılan ilk resmi açıklamada Akın Öztürk’ten Akıncı Üssü’ne giderek duruma göz kulak olması istendiği anlatılırken daha sonra bu açıklama Genelkurmay sitesinden kaldırıldı. Akın Öztürk darbenin 1 numarası ilan edildi. 

Bu durum Çankaya Köşkü’nde yapılan görüşmelerden sonra bazı senaryoların değiştiği sonucu doğuruyor.

İsimler, tarihler ve ifadeler kafanızı karıştırmış olabilir. Özetle ve bir cümle ile söyleyecek olursam; mahkeme dosyasında yer alan iki ayrı Akar ifadesinin orijinalinde Gülen’den bahsedilmezken sonradan Gülen adı eklenmiş.

Bütün mesele de burada düğümleniyor; bu eklemeyi kim yaptı? 


Kaynak: TR724
 
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER ANALİZ HABERLERİ