Gül cephesinden en açık AKP eleştirisi: 'Neden kaybetti?'

AKP'nin seçim hezimeti sonrası yeni parti kuruluş çalışmalarının hızlandığı ifade ediliyor. Özellikle Ali Babacan'ın başında olduğu partinin sonbaharda kurulacağı ileri sürülüyor.




Babacan önderliğinde yürütülen parti çalışmasının arkasında 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile Haşim Kılıç, Sadullah Ergin, Beşir Atalay, Fehmi Koru gibi isimler bulunuyor.


Fehmi Koru'ya ait Ocak Medya'da ise dikkat çeken bir yazı kaleme alındı. Abdullah Gül'ün eniştesi Mehmet Tekelioğlu tarafından kaleme alınan yazı şöyle:

"İstanbul seçimlerinin siyaset tarihimizde bir dönüm noktası teşkil edeceği anlaşılıyor. Her ne kadar biraz abartılı bulsam da Tayyip Erdoğan’ın “İstanbul’da teklersek, Türkiye’de tökezleriz” sözünü hatırlamadan edemedim doğrusu.

Ele alınması gereken pek çok veçhesi var bu seçimin. Ak Parti niçin kaybetti sorusu öne çıkıyor. Bununla beraber CHP nasıl oldu da Ak Parti’ye büyük bir fark attı gibi noktalar irdeleniyor. Bunu ilk soruya dahil etmek de mümkün: Ak Parti niçin bu kadar farklı kaybetti?

Benim takip edebildiğim kadarıyla Ak Parti’nin kaybı daha çok kişisel hatalara bağlanıyor. Osman Diyadin’in Ak Parti çevrelerinde pek makbul bulunan yazısı bir örnek… Mesela bürokrasideki vurdumduymazlık… Ak Parti camiasında türeyen kendini bilmezlerin kibri, hoyratlığı, tepeden bakışları. Geçenlerde çakarlı otomobiller kastedilerek söylenen bir söz özet gibi: Çakarlı çakalların terörü…

Ben yine de biraz farklı bakıyorum. Her ne kadar Ak Parti camiasında hoyratlık zirve yapmış olsa da meselenin aslını izah kudretinde değil.

Bana göre işin sırrı 16 Nisan referandumunda ve Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminde yatıyor.

16 Nisan Anayasa referandumu ile Türkiye, evrensel demokrasi standartlarının bir hayli uzağına düştü. Denge ve denetleme mekanizmaları hepten yok oldu. Modern yönetim sisteminin esasını teşkil eden güçler ayrılığı ihmal edildi. Hesap vermeye ve şeffaflığa kapalı bir anlayış hükmetmeye başladı. Bunları daha önce de yazdım ama kendime buradan pay çıkarma derdinde değilim.

Denetleme mekanizması olmayınca liyakat ve ehliyete bakılmaz oldu. TBMM asıl fonksiyonunu yitirdi. Hepsi Cumhurbaşkanının özel kalemi sayılsa yeridir diyeceğimiz bakanlara kim ne adına hesap soracak?

Bugün istisnasız herkesin şikâyetçi olduğu hukuk sistemi bir daha neredeyse ayağa kalkamayacak şekilde felç edildi. Cümle âlem aman adalet saraylarına işim düşmesin diye niyaza kalksa yeridir. Hiçbir birikimi olmayan hâkimlerin bile ağır ceza reisi yapıldığı bir dönemi yaşıyoruz. İddianame hazırlayan savcıların insan onurunu hiçe saydıkları böyle bir dönemi ihtilal dönemlerinde bile yaşamadık. F... ile mücadele, F... zihniyetiyle yapılabilir mi? Bugünkü durum aynen budur.

Bu söylediklerimi alabildiğine genişletebilir hayli çarpıcı örneklerle de süsleyebilirim. Bunu şimdilik ertelemek daha yararlı olacak.

Ancak ‘Ak Parti niçin kaybetti’ deyip de bu hususlar üzerinde durmayanları hayretle izlediğimi söylemeliyim. Bütün gücüyle 16 Nisan Anayasa değişiklikleri referandumunu destekleyenlerin bugün Ak Parti niçin kaybetti diye ahkam kesmeye hakları olmadığını söylemek zorundayım. 16 Nisan’da “bütün melekler evet dedi, şeytan hayır dedi” şeklindeki argümanı öne çıkarmaya çalışanların üslubuyla İstanbul seçimlerinde Ak Partiye kaybettiren unsurlardan biri olan yıkıcı üslubun ne farkı var?

16 Nisan 2017 referandumuyla gelen ve 24 Haziran 2018’den beri uygulanan Cumhurbaşkanlığı Hükümet sisteminin Türkiye’de hangi işi müspet istikamete sevk ettiğini söyleyebiliriz? Ekonomiyi mi, iç barışı mı, dış ilişkilerimizi mi, uluslararası kuruluşlar nezdindeki itibarımızı mı, ahlaki standartlarımızı mı? Hangisini… Rüşvetin, haydutluğun, tefeciliğin, yolsuzlukların, yasakların, yalanların alıp başını gittiğini İstanbul seçimlerinin kaybı münasebetiyle en ateşli Ak Parti muhiblerinden bile duyar olduk.

Yeni sistemin göz ardı ettiği hususlardan biri ortak akıl. Ortak aklın fonksiyoner olmadığı nice dönemeçler gördük son dönemde.

Ortak akla kıymet verilseydi, Tayyip Erdoğan Cumhurbaşkanı olduktan sonra Ak Parti’nin başına Ahmet Davutoğlu mu geçerdi, Abdullah Gül mü? Bu hadisede ortak aklı göz ardı eden sadece Tayyip Erdoğan değildi, onun kadar Ahmet Davutoğlu da ihtiraslarına kulak vermeyi ve ortak aklı kavramlar dünyasından silmeyi tercih etmişti. Halkı müslüman bazı ülkelerdeki iç çekişme ve kavgaların onları nasıl felaketlere sürüklediğini göz önüne alarak Türkiye’de bir iç  çekişmenin öznesi olmamayı pek çok başka husustan önemli bulan Abdullah Gül’e,  bu noktadaki ortak aklın ıskalanmasında, olaya hiçbir şekilde müdahale etmediği için bir pay biçeceklere söyleyecek sözüm yok.

Ortak aklın bir kıymeti olsaydı 16 Nisan referandumunda evrensel demokrasi ve hukuk ilkelerinin dışına çıkılabilir miydi? Bir sorunla karşılaştığımızda sebebi sistemden çok kişilerde arıyoruz. Oysa 16 Nisanla gelen murakabesizlik ve sorumsuzluk, İstanbul seçimlerinin kaybını sadece kişilerde aramanın yanlış olduğunu ortaya koyuyor.

Son dönemde ortak aklın göz ardı edilişine en iyi örnek Ak Parti’nin Ankara Büyükşehir Belediye Başkan adayının tespiti sırasında yaşandı. Ortak akıl önemsenseydi aday Mehmet Özhaseki mi olurdu?

Ak Parti’nin seçim kampanyasındaki stratejinin beka söylemi üzerine kurulması da ortak aklın değil tek aklın eseri gibi duruyordu.

Ak Parti’nin cevabını bulmak zorunda olduğu asıl soru 20 yıldan fazladır yönettiği İstanbul ve Ankara gibi iki büyük şehirde niçin insanların kalbini ısıtamadığı hususudur. Eğer bunu biraz ciddiye alsaydı, 16 Nisan’da hayır oylarının evet oylarından niçin fazla çıktığını kendisine mesele edinirdi. Bütün bunların üstüne 31 Mart İstanbul seçimine itiraz ederken, nasıl ve nerede sorularını cevaplayamadığı ‘çaldılar’ söylemi Ak Parti’nin hukuk anlayışında da sorunlar olduğunu ortaya koyuyordu.

Denge ve denetlemenin bir yolu da medya denetimiydi. Bütünüyle yönetim emrine giren Türk medyası bu görevi yapmak yerine yalakalığa prim vermeyi tercih etti.

23 Haziran sonrası Ak Parti’nin kaybına güya üzülen bazılarının, yanlış seçim stratejileri öneren ve seçimin yenilenmesi gerektiğini ısrarla söyleyen danışman ve Ak Parti Genel Merkezindeki kimilerinin Genel Başkanı yanılttıklarını söylüyorlar ve gereği yapılmalı diye çığırtkanlık yapıyorlar.  Genel Başkanı siyaset vizyonu olmamakla itham etmek değil mi bu tavır? Güya Tayyip Erdoğan’ı korumak derdindeki bu zavallılar onu bir cahil durumuna düşürdüklerini nasıl fark etmezler?

Siyasetin tek limanı ahlaktır diye biliyorduk. Son dönem siyaseti oraya doğru yol alıyor mu, bilmiyorum, ama uğradığı öyle limanlar var ki Hayrettin Karaman, bu ahlaksızlık limanlarının görmezden gelinebileceğini söylüyor. Bu bana uymuyor. Size uyuyor mu?

Ak Parti niçin kaybetti? İşin sırrı 16 Nisan Anayasa referandumunda…"
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER ANALİZ HABERLERİ