"Güç şehvetiyle dini-ahlaki-insani değerlerini kaybedenler ve yardakçıları"

"Erdoğan’ın acımasızlık üzerine kurulu insanlık dışı yönetim anlayışı yukardan aşağıya partililerden başlayıp kullanmaya müsait devlet memurları hatta propagandalardan etkilenen vatandaşlara kadar her yere yayılıyor. "



İsmail S. Gülümser/Aktif Haber


Şu anda İslamcı olduğunu iddia eden bir topluluk Türkiye’de kendilerine özgü din devrimi yürüttüğünü düşünüyor, bu topluluğun temel felsefesini ülke yönetimini ele geçirmek için her şeyi mubah gören Erdoğan’ın “kimseye acımayacaksınız acırsanız acınacak hale gelirsiniz” kabilinden partililer ve yandaşlarda tüm değer yargılarını yok eden sözleri oluşturuyor. Ondan bu emri alan yönetici ve partililer, bugüne kadar savundukları onların ülke ve uluslararası kamuoyunda kabul görmelerine sebep olan bütün değerleri reddederek yerine onun ancak kabile devletlerinde diktatörlüklerde görülecek zulüm anlayışını hayata geçiriyorlar.

Hayalini kurdukları din devrimi için bunları yapmak zorunda olduğuna inandırılan partililer, köprüde gencecik çocukların boğazını kesiyor. Kurgularının açığa çıkmasını engellemek için hukuk adamlarına talimat veriyor ve emirle köprüye götürdükleri askeri öğrencilere müebbet hapis cezası verdiriyorlar. En yakınlarındaki masum insanların suçlanması karşısında ne partililerden ne onlardan beslenenlerden kimsenin sesi çıkmıyor.

Yapılanların zulüm olduğunu haykıranlardan biri olan Alpaslan Kuytul tutuklanıp susturulmak istiyor, güç şehvetine kendini kaptırmış bir topluluk kendine muhalif gördüğü herkese insanlık dışı muamele yapıyor. Kuytul son açıklamasında yaşananların zulüm olduğunu herkes haykırmazsa bu zulüm devam eder herkes sırayla zulümden nasibini alır sözleriyle duyuruyor.



DİN DEVRİMİYLE KANDIRIYOR, KİŞİSEL HAKLARI ve MÜLKLERİ GASP EDİYORLAR

Erdoğan’ın acımasızlık üzerine kurulu insanlık dışı yönetim anlayışı yukardan aşağıya partililerden başlayıp kullanmaya müsait devlet memurları hatta propagandalardan etkilenen vatandaşlara kadar her yere yayılıyor. Devlet memurları dairedeki mesai arkadaşını hain görüp yok etmenin yollarını arıyor. Aynı apartmanda oturan komşular yıllarca birlikte oturdukları en küçük bir kusurunu görmedikleri komşularının evlerini yağmalıyor. Partililer aralarına karışmış SADAT milisleriyle köprüye boğaz kesmeye, adam öldürmeye, hedef gösterilen adresleri yağmalayıp yakıp yıkmaya gönderiliyor.

Dini konularda danışmanlık yapanlar, devlet için fert feda edilir fetvaları veriyor. Dini cemaatler gıptayla izledikleri bir diğer grubun mallarının helal olduğuna inandırılıyor, başkalarına ait malların yağmalamada cemaatler birbiriyle yarışıyor.  Şirketlere kayyum adı altında gönderilen partililer, orayı kendi malı gibi görüyor, dilediği kadar malı zimmetine geçirmekten kaçınmıyor.

Hiç hakkı olmadığı halde üst görevlere getirilmiş partililer ya da yandaşlar,  aldıkları fahiş ücretler birkaç yerden ek maaşlarla Erdoğan ve suç örgütünün maşası haline dönüşüyor. Bulunduğu yerde hukuk çiğniyor, MİT le ortak çalışma yürütüp fişleme yapıyor, mevzuatlarda onların art niyetli hedefleri için istedikleri yönde düzenlemelere alet oluyor.

Hukuk adamları mesai arkadaşlarını dünya görüşüne göre fişliyor, hazırladıklar fişleme listelerini illere gönderip 3 bine yakın hukukçuyu gerekçe bile göstermeden tutuklanmasını istiyor. Meslektaşlarının suçlanmasına tutuklanmasına işkence görmesine hapiste tedavisinin engellenip ölmesine zemin hazırlıyor. Darbe olmasaydı bu hukuk adamlarını suça bulaştırıp temizleyemezdik açıklaması yapıyor. Mahkemelerdeki davaları iktidarın ideolojik amaçlarına göre yönlendirecek hukuk nizamıyla örtüşmeyen yazılar gönderiyor. İşkence haberlerini araştırmıyor, mahkemelerde savunma hakkının engellenmesine göz yumuyor. Kararlara MİT in müdahelsine göz yumuyor, hukuksuzluğu dalga dalga yayılmasına hizmet ediyorlar. Hukuk düzenin ortadan kaldırılmasını ve diktatörlük kurulmasını seyrediyor

Medya organları TMSF aygıtıyla önce gasp ediliyor ardından yolsuzlukla oluşturulmuş kaynaklar kullanılarak el değiştiriyor, önemli bir bölümü başlıklar dâhil her şeyine müdahale edecek yapılar kuruluyor. Medya organları ilanla beslenme karşılığında kişi ve kuruluşlar hakkında insanlık dışı acımasız karalama kampanyalarının aracı haline dönüşüyor. TV programcıları ve köşe yazarları aldıkları yüksek ücretlerin karşılığını veriyor, Erdoğan’ı aklamak için kılıktan kılığa giriyor. Muhalifleri suçlamak için bugüne kadar savunduğu tüm değerleri inkâr ediyor, siyasilerin kulu kölesi haline geliyor zulüm aracına dönüşüyor.

İstanbul başta olmak üzere büyük şehirlerin en değerli arazileri, eş dost ve akraba çevresiyle paylaşılıyor. İhalelerin tamamından halife payı denilerek yolsuzluk yapılıyor, büyük ihaleler sadece Erdoğan’ın ortaklık ilişkisi içinde olduğu firmalara veriliyor. İhale mevzuatı yüzlerce kez değiştirilerek her ihalede yolsuzluk yapacak yollar bulunuyor. Devlet gelişiyor diyerek milyarlarca dolar borçla yaptıkları her yeni proje ile ülkenin geleceği ipotek altına alıp kaynakları bölüşüyorlar. Baas rejimlerindeki gibi devletin tüm kaynakları hileli düzenlemelerle bir ailenin zimmetine geçiriliyor. Yolsuzluklar açığa çıkınca onları tespit eden hâkim savcı ve tüm polisler sürülüyor, tutuklanıyor, yerine suçlarını örtecekler getirilip suçların araştırması engellenerek dava dosyaları kapatılıyor.



 ESKİ MAĞDURLAR GÜCÜN ESİRİ OLUP ZULMÜN ORTAGI HALİNE DÖNÜŞÜYOR

Partililer ve onlara destek çıkan yardakçılarındaki ahlaki dezenformasyonu Bülent Korucu seri halde yazmaya başladığı “Metamorfoz Portreler“ başlıklı yazılarıyla anlatıyor. Yazılanlara baktığınızda ülkede yıllarca devlet eliyle mağdur edilmiş insanların ellerine güç geçtikten sonra devleti başkaları için zulüm aracına dönüştürmesine ya aracılık ettikleri ya da sessiz kalarak fırsat verdikleri görülüyor;

-Gül’den Kurtulmuş’a kadar geçmişte ülkede yapılan hukuksuzluklardan mağdur olmuş demokrasi özlemiyle bugünlere gelmiş parti üst yöneticileri,

-Abdurrahman Dilipak’tan Hilal Kaplan’a Sibel Eraslan’a kadar yıllarca görüşlerinden ve kılık kıyafetinden dolayı dışlanmış eşitsizlikten mağdur olmuş mazlumların sesi olması gereken gazeteciler,

-Yıllarca dünya görüşü ve yaşantısından dolayı horlanmış, illegal ilan edilip takibe uğramış vatandaşlık haklarından eşit yararlanma hayalleri kuran cemaat liderleri ve bağlıları,

-İnandığı değerler yüzünden yasaklı ilan edilen ikinci sınıf vatandaş muamelesi görmekten kurtulup ülke imkânlarından eşit yararlanma beklentisindeki partililer,

-Hayrettin Karaman, Naci Bostancı gibi birikimlerini aktaracak yer bulamayan geçmişte demokratik hakların geliştirilmesi özlemini yansıtan akademisyenler,

-Zühtü Aslan gibi devlet sistemindeki adaletsizliklerden yakınan ikinci sınıf muamele görmekten kurtulmayı bekleyen devlet görevlileri...

Listeyi artırmak mümkün.

Bu kesimler yıllarca devletin yanlı uygulamalarından, devlet çarklarının adaletsizliklerinden, devlet adına işlenen suç ve zulümlerden şikâyet ettiler. İslam’ın hayvanlara bile merhameti emrettiğini kendi idareleri geldiğinde insani değerlerin öne çıkacağını, devletin müşfik elini göstereceğini, anlattılar. Erdoğan işlediği suçlardan kurtulmak için suç şebekeleriyle anlaşıp derin devletin tetikçiliğine soyununca, iç dünyalarında bugüne kadar savundukları değerleri Erdoğan’ın İslami-insani ve ahlaki değerlerle örtüşmeyen ölçülerine göre yeniden revize ettiler. Bu kesimlerin bir kısmı menfaat karşılığı inandığı değerlerden vazgeçip zulüm aygıtına dönüşürken, okuma ve düşünme melekesini geliştirememiş partililer medyada kendilerine sunulan sanal dünyadan etkilenerek zulme taraf oldular.

İlk yıllarda Erdoğan acımayacaksınız diyordu, ancak onlar hem inançları hem insan olmanın gereği acıma hislerini kaldırıp atamadılar, partilileri acımasız olmaya yönlendiremeyen Erdoğan, ölümlü bir darbe ve kanımızı dolduran boğaz kesme, işkence, yağmalama görüntüleriyle bütün bu kesimleri acımasız olmaya ikna etti. Zulümle işledikleri suçlardan kurtulmaya çalışan Erdoğan ve yakın çevresi geniş kesimleri zulümlerine ortak edecek yollar buldu, “merhamet” sloganı ile yola çıkan tüm bu kesimler, onun telkinleriyle ya vahşet ve zulüm işledi ya işlenmesi için destek verdi ya da sessiz kaldı.

ZULMETTİKLERİNİN IZDIRAP VE KANLARI ÜZERİNDE HORON TEPİYOR KEYF SÜRÜYORLAR

Tüm inandıkları değerleri bir kenara bıraktı, tamamen materyalist bir yaklaşımla ülke yönetimini ele geçirmek için derin devletle ortaklaşa yaptıkları darbe girişimini masum bir topluluğun üzerine atmaktan utanmadılar. Bu amaçla Ergenekon sanığı derin devlet yapılarıyla tahliye karşılığı suç ortaklığı kurdular. Astlarını darbe yapacaklarına inandırmış Genelkurmay başkanı ve kuvvet komutanlarıyla anlaştılar. Onların talimatıyla harekete geçirdikleri bir grup askerle ülkede darbe görüntüsü oluşturdular.

Darbenin sahici görünmesi için eski Ergenekon sanığı derin devlet yapılarını kullandılar. Ordu içinde ölümlerin nerdeyse tamamı Aksakallı gibiler aracılığıyla yürütüldü. Uçak ve helikopterlerle yapılan bombalamalarda Akıncı üssüne gizlice sokulan Perinçek’çi eski pilotları kullandılar. Âdem Yavuz Aslan’ın mahkeme tutanaklarından aktardığına göre bombalamalarda ve ölümlü olaylarda kullanılan silah ve mühimmatlar ordu envanterinden çıkarılıp MİT’e devredilmişti. Buna göre ölümlü olaylara karışmış silahlar MİT tarafından dağıtıldığı anlaşılıyordu, savunmalarında bu hususa yer veren subayları hâkimler kale bile almadı.

Kalabalık halk kitlelerinin bulunduğu yerlerdeki ölümlerde MİT ve SADAT elemanları kullanılmıştı. Askerle yüz yüze olan halkın askerler tarafından silahla tarandığı iddia edilmişti, hâlbuki otopsi raporlarına göre ölenler önlerindeki askerler tarafından değil grup içine karışmış ellerinde MİT silahı olanlar tarafından enselerinden vurulmuştu, ölümlerden sorumlu tutulan askerlerin silahları incelendi hiçbirisinin bu ölümlerde kullanılmadığı ortaya çıktı. Bütün bunlar mahkemelere delil olarak sunuldu heyet başkanları bu kadar ciddi verileri inceletme gereği bile duymadı.

Marmaris’e Erdoğan’ı almaya giden ekip İzmir’de bekletilirken, onlardan önce gizemli bir helikopter bölgeye gönderilmiş ve polis ölümleri yaralanmalar olmuş, rapordaki ölüm saati değiştirilerek ölümler saatler sonra oraya ulaşan grubun üzerine atılmak istenmişti.

Akın Öztürk, Erdoğan’la anlaşan kendi mesai arkadaşı kuvvet komutanı Abidin Ünal tarafından Akıncı üssüne davet edildiği halde darbe sorumlusu ilan edilerek tuzağa düşürülmüş ancak o işkenceye rağmen suçu kabul etmeyince darbe sahipsiz kalmıştı.

Hulusi Akar gibi NATO da bulunmuş liyakat madalyası almış demokrasiyi koruma ve kollama yeminleri etmiş bir Genelkurmay başkanı kuvvet komutanlarıyla birlikte kendi personeline tuzak kurmuş Erdoğan’ın darbeyle ülkeyi ele geçirmesine aracılık etmişti. Komutanlarının talimatıyla olay yerine götürülen askeri öğrencilerden, fişleme listeleriyle adı ilişkilendirilen üst rütbeli subaylara kadar, binlerce ordu mensubu girişime katılmadığı halde darbeyle suçlanıp cezalandırılmıştı.   

DEVLET AYGITINI ZULÜM ARACINA DÖNÜŞTÜRDÜLER

Hiç olmazsa darbeyle ülke yönetimini ele geçirdikten sonra din adını kullandıklarını hatırlayıp insani değerlere geri dönmeleri beklenirdi, ancak onlar işledikleri suçlarını bir şekilde önlerine konacağını bildikleri için hukuk ve adalet nizamına geri dönemediler. Fırsattan yaralanıp OHAL li kalıcı hale getiren yetkiler gasp ettiler. Şimdi bu yetilerle devlet aygıtını zulüm işlemede kullanıyor sürekli suç çıtalarını yükseltiyorlar. Komutanlarla anlaşıp orduyu kendi emir erleri haline getirdiler, önceden fişledikleri cemaat mensuplarını ihraç etti büyük bölümünü darbeyle ilişkilendirip tutukladılar, ordunun imkân ve kaynaklarını bir gün Suriye’de bir gün Libya’da yasadışı işlerde kullanıyorlar.

Emniyette Özal’dan bu yana demokratikleşmeyle gelmiş ne kadar güzel uygulama varsa hepsini kaldırdılar, MİT ve emniyet teşkilatını hukuk dışı işlerinin aracı olarak kullanıyorlar. Adam kaçırıyor işkenceyle itiraf metni imzalatıyorlar. Hazırladıkları düzmece suçlarla birçok insan hakkında dava açılmasını sağlıyor, gözaltı kararları çıkartıyorlar. Uzun gözaltı sürelerinde aç susuz bırakıyor, bezdirip attıkları suçları kabule zorluyorlar.

Hukuk sistemini iktidarın sopası haline getirdiler, dayanışma içindeki toplulukları bitirmenin aracı olarak kullanıyorlar. Kendilerine muhalif gördükleri tüm kişi ve kuruluşlar hakkında MİT te hazırlattıkları kirli senaryoları hukuk sistemini kullanarak hayata geçiriyorlar. MİT ten gelmiş hukuk karşısında hiçbir delil niteliği taşımayan doğruluğunu tartışma imkânı olmayan bilgi ve belgelerle savcılara gözaltı kararları verdiriyorlar. Çoğu zaman gözaltına aldıklarının avukata ve dosya içeriğine erişimini engelliyor hatta bazen içi boş dosyalarla karar verdiklerini saklıyorlar. Zanlıların savunma için ortaya koydukları delillerin tartışılmasına izin vermiyor, mahkemeleri MİT den gönderilen talimat doğrultusunda karar veren göstermelik bir aygıt olarak kullanıyorlar.

Her gün bir gerekçe bulup birilerini tutukluyor, tüm imkânlarına el koyuyor, aklanıp kurtulmak için mahkemelerle boğuşmak zorunda bırakıyorlar. Sırayla farklı düşünce gruplarından insanlara soykırım yapıyor ellerindekini aldıktan sonra pazarlığa oturuyor, yaptıkları tüm zulümleri unutmanız hak aramaktan vazgeçmeniz karşılığında size diledikleri kadarını geri veriyor onunla yetinmek zorunda bırakıyorlar.

Ülke farklı dünya görüşünden insanlar için bir cezaevine dönüştü, gerekçe gösterme gereği bile duymadan her gün polis ve savcıları farklı bir hedefe yönlendiriyor, basit sebepler bulup birilerini tutukluyorlar. Gözaltı süreleriyle ve tutuklanma kararlarıyla diledikleri gibi müdahale ediyor, istedikleri hakkında tutuklama kararı çıkartıyorlar.

Eğitimi ve yetişmiş insanı artıracaklarına, sürekli cezaevi ve suçlu sayısını artırma projeleri üzerinde çalışıyor, daha geniş muhalefet kesimlerini suçlayacak yeni sahte suç çeşitleri üretiyorlar. İnsanları geçmişte yaptıkları yasal eylemlerinden dolayı yasaları geriye doğru işleterek suçlama gibi hukuk nizamı ve insanlıkla bağdaşmayacak suçlar geliştiriyorlar. Propagandalarla oluşturdukları sanal dünyadan etkilenmeyen kafası çalışan başkalarını uyarabilecek herkesi tutuklayarak susturmayı planlıyor böylece ülkede sanal dünya kurup tüm suç ve zulümlerini herkesin gözünden saklayabileceklerini zannediyorlar.

Erdoğan merhamet ve şefkatle yoğrulmuş toplulukları zulümden zevk alan canavarlar haline getirdi. Meriç’te çocuklar boğuluyor vicdanları sızlamıyor. İnsanlar işini kaybediyor, açlık çekiyor, bunalıma girip intihar ediyor, din adına yola çıkmış parti temsilcileri ağaç kökü yesinler diyor. Komşular, yakınlar bazen anne babalar insanlık dışı propagandalardan etkilenip hayatında hiç suça bulaşmamış yaşantısıyla kendilerine model aldıkları biri hakkındaki zulümleri mazur ve makul buluyor.

Çocuklu ya da hamile halde başörtülü bayanların insani yardımdan dolayı tutuklanması karşısında hemcinsleri başörtülü bayanlar ve eşleri kılını kıpırdatmıyor, propagandalarla yapılan zulmü hak ettiklerine inandırılıyor. Geçmişte farklı dinlerden vatandaşlara uygulanan soykırım toplumun en yakınındaki insanlara bugüne kadar onlar için birçok özveride bulunmuş en güzide insanlara uygulanıyor, devlet eliyle işlenen zulüm karşısında vicdanlar lal olmuş hadiseleri seyretmekle yetiniyor.

VAHŞET ve ZULÜMLERİNİ BÜTÜN DÜNYA ÖĞRENDİ ARTIK SAKLANAMIYOR

Darbe bahanesi arkasına saklanarak yaptıkları insanlık dışı zulüm ve işkenceler her yerde gündem oluyor. Melek Çetinkaya gibi bazı askeri öğrencilerin anneleri köprüye komutan emriyle götürülüp MİT-SADAT elemanlarınca öldürülen ya da müebbet hapis cezası verilenlere yapılan zulümleri duyurmak için bireysel gösteri başlattı, her gün tutuklanmayı göze alarak yapılan zulmü duyuruyorlar.

Önceden fişlenip darbe gecesi görevden atılan 3 bin civarındaki hukukçudan bazıları yapılan zulmü tüm ayrıntılarıyla BM ye taşıdı insan hakları komisyonundan göreve iade ve tazminat kararları aldılar. Buna yenilerin ilavesi ile hukuk nizamından çıktıklarını herkes öğreniyor. AB insan hakları izleme örgütü dâhil hemen her yerde Türkiye’de yapılan işkence ve insan hakları ihlalleriyle ilgili kararlar veriliyor. İpek grubu gibi bazı iş adamları uluslararası mahkemelerde açtıkları davaları kazandılar.

Son günlerde KHK lıların bir araya gelmesiyle oluşmuş platformda yaşanan mağduriyetleri anlatan videolar yayınlanmaya başladı bu önemli bir fırsat, herkesin ülkedeki durumu değiştirmek için elini taşın altına koyma yaşadıklarını anlatıp toplu itiraz sesi yükseltme zamanı. Yapılan açıklamalar birçok kişinin cesaretle zulmü haykırmasına vesile olacak cinsten.   

KHK platformunda;

-Bin bir zorlukları aşıp üniversite hocalığına ulaşan,

-4 dil bilen aile hekimliği alanında ülkenin en önde gelen isimlerinden,

-Birçok ulusal ve uluslararası kongre üyesi olan,

-Ülkenin en önde gelen bilimsel kurul ve komisyonlarında görev yapan,

-400 den fazla bilimsel makale ve kitabı bulunan,

-Hiçbir gerekçe göstermeden ihraç edilen

Prof Dr. Zekeriya Aktürk yaşadıklarını “esas darbe Anadolu insanına yapıldı” diyerek anlatmış.

KHK ile atıldıktan sonra ülkede tüm kapılar yüzüne kapanmış, Türkiye için yanıp tutuşan biri yurt dışından teklifleri değerlendirmek istemiş ancak pasaportu iptal edildiği için çıkamamış ülkenin yetiştirdiği nadir bilim adamlarından biri açlıkla terbiye edilmek istenmiş. Bütün bunlar için gösterdikleri bir tek müşahhas suç unsuru bulunmuyor. Ülkede kurulan zulüm imparatorluğu en değerli varlığımız olan yetişmiş insan gücünü yok ederken az çok sesini yükseltmesi gerekenler menfaat ya da korkunun esiri olmuş olanları seyrediyor, Kuytul’un dediği gibi herkes sesini yükseltme zamanı değilse herkes sırayla nasibini alacak.

Ahmet Nesin darbe sırasında yurt dışında bulunan bir Albayla söyleşi yaptı.

-Albay Köstence de görevli iken darbeye karışıp adam öldürmekle suçlanmış.

-Komutanların kendi emirlerindeki subaylara tuzak kurduğuna bizzat tanık olmuş.

-TSK da Alper Eser isimli bir Albayın fişlediği bir kısmı yurt dışı görevli 200 e yakın subayı sahte delillerle yurt içinde darbeye karışmış gibi gösterilmiş.

-Darbeden sonra toplantı var diyerek Genelkurmaya çağırılanlar hakkında düzmece dosyalar düzenlenmiş.

-Gelenler Genelkurmayda hazır bekleyen polisler kullanılark TEM e sevk edilmiş.

-Emniyetteki işkence merkezinde makattan jop sokma dâhil her türlü işkence uygulanmış.

-İşkenceleri rapor edecek doktorların başında polisler beklemiş tehditle raporları engellemiş.

-İşkenceden barsakları tahrip olup 6 ay tuvalet yapamayacak hatta yürüyemeyecek hale gelmiş olanlar hakkında mahkemeler, hasar yok kararı vermiş.

-Orduda bir grup fişlediklerini suçlu göstermek için adeta ordu birimlerinde suç örgütü kurmuşlar.

-Kendilerine verilmedik yetkileri kullanıp kişilerin görevden atılmasını ve tutuklanmasını sağlamışlar.

Örneğin; yurt dışında olduğu halde adam öldürmekle suçlayıp tutuklanmış olan Albay Hüseyin Demirtaş durumunu belgelemiş ve suçlamalardan kurtulup Genelkurmayda görevlendirilmiş. Fişlemeyi yapan suç örgütü hem hesap vermekten kurtulmak hem de başladıkları işi bitirmek için bu kez gerekçe bile göstermeden görevden atma yazısı yazmışlar. Ancak orada da suç işlemiş yazıyı Genelkurmaydan yazacaklarına görevli olmadığı yerden yazarak geçersiz işlem yapmışlar. Albay bütün bunları belgeleyip önlerine koymuş. Hatalarını fark edince ilerleyen günlerde Genelkurmaydan ihraç yazısı yazdırarak yasa dışı işlemlerine yasal kılıf uydurmuşlar.

Zulüm örtülü bir şekilde tüm halkı kuşatıyor ancak medya propagandalarıyla uyutulan halk elindekinin alındığını fark edemiyor. Mafya örgütleri İstanbul’u haraca bağlamak istese ne yapardı, Erdoğan ve ekibi aynı şeyleri yapıyor ama herkes propagandaların esiri olmuş zulmü seyrediyor.  Eğer halk Kanal İstanbul hakkında sesini yükseltmezse önümüzdeki günlerde şehrin tapusunu Erdoğan’a teslim edecek. 15 milyonluk nüfus uyandığında şehrin tüm rantlarının katarlılarla paylaşıldığını tüm İstanbul’un haraca bağlandığını görecekler ama haklarının gasp edilip zulme uğradıklarını kimseye anlatamayacaklar.

  
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER ANALİZ HABERLERİ