"Eğitimde özel harp taktiği kirli senaryolar"

"Okul kapatıyor, liselere girişe yeni engeller getiriyor, toplum mühendisliği yapıyorlar"



İsmail S. Gülümser/Aktif Haber


Erdoğan ve kirli işlerle ülkeyi ele geçirmeyi meşru gören has ekibinin bu güne kadar yaptıklarına bakınca onların ülkenin eğitimiyle ilgili herhangi bir kaygı taşımadıkları, eğitimi sadece özel harp taktikleriyle ülkeyi ele geçirmenin, toplum mühendisliği yapmanın bir parçası olarak gördükleri anlaşılıyor.

AKP görüntüde zorunlu eğitimi 12 yıla çıkararak eğitimli nüfusu artırmaya çalıştığı zannedilebilir. Konuyu yakından takip edenlerin çoğunun bildiği gibi zorunlu eğitimin 12 yıla çıkarılması, partili gençlik yetiştirecekleri okullara öğrenci yönlendirmek için yaptıkları düzenlemelerin bir parçasıdır.

16 yıldan beri iktidarda olan bir partinin eğitimde ülkeyi getirdiği yere baktığınızda onların eğitilmiş nüfusu artırma gibi bir dertlerinin olmadığı ortaya çıkmaktadır. Okul öncesini hariç tutarsanız zorunlu eğitim çağındaki yaklaşık 1,7 milyon genç yani çağ nüfusunun %10 undan fazlası eğitimde değildir. Çıraklıkla ilgili olarak yapılan düzenlemelerle, zorunlu eğitimi delme fırsatını kendi elleriyle sundular. Beyin gelişiminde çok önemli görülen okul öncesinde eğitime dâhil edilemeyen oranı (%65) ile OECD ortalamasının iki katına denktir. Eğitime katılım açısından Türkiye en başarısız ülkelerden biridir. Bu rakamlara Suriye’den gelen mülteciler dâhil değildir.

Zorunlu eğitimi bitirenlerin %36 sı ne işte ne de yüksek öğretimdedir, bu bakımdan da Türkiye OECD ortalamasında 2 kat daha kötü durumdadır. Yöneticilerin duyarsızlığıyla 20-24 yaş arası gençler en verimli çağında sokağa terk edilmektedir.

Okuma yazma oranları bakımında ülkenin durumu içler acısıdır. 3 milyona yakın vatandaşımız hiç okuma yazma bilmemekte, 14 milyon vatandaşımız ilkokul dâhil hiçbir okul bitirmemiş, 12,5 milyon ise ilkokuldan sonra eğitim almamıştır.

OECD öğrenci başına yapılan eğitim harcamamaların ortalaması ilköğretimde 8.477, ortaöğretimde 9.980, yüksek öğretimde 15.772 dolardır. Bizde ise ortalama oran 3.327 dolar olarak açıklanmıştır. OECD ülkeleri arasında ülkemiz sondan ikinci sıradadır.

OECD de insan kaynağını yetiştirme başarısı insani gelişmişlik endeksi bakımından ülkemiz Meksika’nın da altında son sıradadır.  Nitelikli insan kaynağı bakımızdan çok ciddi problemler olduğu ortadadır.

16 yıldan beri görevde olan iktidar partisi eğitimde içerik geliştirmeye dönük hiçbir olumlu adım atmamış ancak eğitimi ele geçirmek için özel harp dairelerinin kirli taktiklerine yönelmiştir.

EĞİTİMDE ÖLÜMLÜ SENARYOLAR

Geçtiğimiz yıl Bingöl’de özel bir okulda okuyan Ahsen Zeynep Kaya YGS-1, YGS-2, YGS-5 ve YGS-6'da 500 tam puan yaparak 4 puan türünde Türkiye birincisi oldu. Son dönemde Türkiye dereceleri cemaat okullarından çıktığında siyasiler bundan ciddi rahatsızlık duyuyorlardı. Şimdi Bakanlar ve Milli Eğitim Müdürleri öğrenciyi ve okulu tebrik yarışına girişmişler.

Okul Ankara’da Zehra Vakfına bağlı açılmış 3 ildeki birkaç okuldan biri. Eğitimde okulculuğa 2015 de başlamış yeni bir vakıf ilk yılında Türkiye birincisi çıkarıyor, Bakanlığın yurt dışında okul açmak için kurduğu “Maarif Vakfının” kurucuları arasında yer alıyor. Bu normal bir durum değil biraz incelediğinizde arka planda özel harp taktiği kirli senaryo izlenimi veren birçok ipucu ile karşılaşıyorsunuz.

Vakfın kurucusu Güneydoğudan Bediüzzaman’ın Kürt kimliğini önemseyen risale-i nur grubundan İzzettin Yıldırım. Başkan bu guruplar içinde en ılımlı görüşe sahiplerden biri olarak biliniyor. Kuruluşta Van’da Ezher’e denk bir Med-Zehra üniversitesi kurmayı hedefleri arasına almışlar. Ancak yıllardır Risale basma dergi çıkarma az sayıda öğrenciye burs ve barınma hizmeti verme dışında kayda değer bir çalışması olmayan vakıf, başkanın öldürülmesinden sonra faaliyetleri hepten azalmış olan vakıf son günlerde birden iktidarın gözdesi oluyor.

AKP iktidarı döneminde Vakıf başkanı ve vakfın yönetim kurulu üyelerinden biri kaçırılıyor ve domuz bağı ile öldürülmüş olarak bulunuyor. İktidar partisi AHİM de dava konusu oluncaya kadar konuya ilgisiz görüntü çizmiş, suç Hizbullah’ın üzerine atılmış ancak daha sonra zanlılar AKP nin yaptığı bir düzenleme ile serbest bırakılmış. Vakfın 28 Şubat sürecinde kapatıldığı ve mallarının müsadere edildiği ancak yıllarca vakıfla hiç ilgilenmeyen AİHM’de vakfın kapatılmasını savunan AKP iktidarının 2013 yılında vakıf için yeni planlarını harekete geçirdiği yapılan bir düzenlemeyle mallarının yeniden iade edildiği duyurulmuş.

Vakfın kurucularına bakınca iş daha da ilginç hale geliyor. Vakfın kurucuları 1993 yılında Yeni Zemin dergisini çıkarmış, bu derginin yayın yönetmenliğini şimdiki AKP Milletvekili Mehmet Metiner yaparken yayın ekibinde AKP başkan yardımcısı Yalçın Akdoğan ile gazeteci Abdurrahman Dilipak bulunuyor. Altan Tan ve Ali Bulaç ekipten ayrılınca başlarına gelmedik kalmıyor.

-Bugüne kadar eğitim camiasında varlığı hissedilmeyen Vakfın adı önce Devletin yurt dışında eğitim kurumu açmak için oluşturduğu “Maarif Vakfının” kurucuları arasında sayılıyor.

-Zehra vakfı adına Ankara’da çok güzel bir yerde çok büyük bir okul külliyesi açılıyor.

-Bu sezon başında kanunu çıkarılan Van’da Bedizzaman’ın projesi “Medreset-ü Zehra üniversitesi” kuruluşunda vakfa aktif rol veriliyor. Vakfın yeri ve ismi kullanılarak yeni bir devlet üniversitesi kuruluyor.

-Şimdi de sessiz sedasız vakfın Bingöl’deki bir yıllık okulu dört dalda YGS Türkiye birincisi çıkarıyor.

Başarının arkasında cemaatin çok önemli bir projesi olan “doğu batı kardeşliği” kapsamında Bingöl’den batıdaki bir okula gönderilmiş ve üç yıl cemaat okullarında okumuş bir öğrencinin başarısı okulun başarısı gibi gösterilerek vakfın güneydoğuda ilgi odağı haline getirilmek istendiği, ölümlü bir olaydan sonra vakfın yönetimini ele geçiren parti mensubu yöneticilerin Kürt kökenli vatandaşların dini duygularını kullanıp partiye bağlamada Vakfa özel bir misyon yükledikleri hissediliyor.

OKUL KAPATIYOR, LİSELERE GİRİŞE YENİ ENGELLER GETİRİYOR, TOPLUM MÜHENDİSLİĞİ YAPIYORLAR

Vatandaşlarının daha iyi eğitim almasını isteyen hiçbir ülke yöneticisi halkın ilgi duyduğu başarısını kanıtlamış okul ve eğitim gruplarını kapatmaz. Hâlbuki Erdoğan yönetimindeki iktidar partisi göreve geldiği günden bu yana arka bahçeleri olarak gördükleri okulların önünde engel olduğunu düşündükleri yüz binleri aşkın öğrencisi olan eğitim kurumlarını sistem değişikliği bahanesiyle kapatıyor, seküler eğitimi bitirme planlarına adım adım yaklaşıyorlar. Eğitimin gelişmesi için kayda değer hiçbir olumlu adımları yokken ideolojik hedefleri için her türlü oyunu oynuyorlar.

2005 yılında içinde 230 bin öğrencisi olan o günkü adıyla 868 süper liseyi (yabancı dil ağırlıklı lise) kapatarak işe başladılar. Not ortalaması ile seçme öğrenci alan bir yıl İngilizce hazırlık okutulan öğrenci ve velilerin ilgi duyduğu bu okul grubunu 1 yılda yeterince yabancı dil öğretilmiyor bahanesini kullanarak kapattı yaklaşık 1 milyon başarılı öğrenciyi boşlukta bıraktılar.

2008 de aralarında ticaret-ziraat-sağlık meslek gibi halkın ilgi duyduğu 35 erkek, 22 kız meslek lisesi bölümü kapatılıp tek isim altında birleştirdi ve şehir merkezlerinde kalmış bu okulların geniş arazilerini rantta kullandılar.

2010 da, ülkenin en köklü okul gruplarından biri olan içinde 96.000 öğrencisi olan 299 Anadolu Öğretmen Lisesi (eski adıyla öğretmen okullarını), nasılsa öğretmen olma şansları kalmadı kapatalım gitsin dediler. Hâlbuki bu okullar yatılı olduğu için başarılı ama mali imkânsızlığı olan çok sayıda öğrenci için bir çıkış yoluydu onlara aile sıcaklığını sunan bir yuva gibiydi.

2013 da, sınav sistemi değişikliği sırasında tüm liselere sınavla(TEOG) öğrenci alacağız diyerek içinde 756 bin öğrencisi olan 937 Genel liseyi kapattılar. Akademik eğitimi tercih eden sınavı kazanamamış öğrencilerin elindeki son alternatifi de yok etti 574 bin öğrenciyi boşlukta bıraktılar, ne yapacağını şaşıran velilerin bir kısmının çocuklarını mesleki eğitime ya da İHL ye kayıt zorunda bıraktılar.

2015 de içinde 1 milyon öğrenci olan yaklaşık 3.500 dershaneyi Temel liseye dönüştürme vaadiyle kapattı ancak başvuranların sadece 1.500 tanesine dönüşüm izni verdiler. Velilerin elindeki bölgeler ve okullar arası eğitim farklarından doğan noksanları tamamlamada kullandıkları en yaygın alternatifi yok ettiler.

2015 ve 2016 da polislik hayali kuran veya asker olmak isteyen öğrencilerin gözdesi 2 polis koleji ve 4 askeri liseyi kapattı, istikbal vadeden ülkenin en dinamik gençlerinin hayallerini yıktı ellerindeki en önemli fırsatı yok ettiler.

2016 da özellikle mazbut insanların gözdesi içinde 150 bin civarında öğrencisi olan 1.064 cemaat okulunu kapattı öğrencileri sokakta bıraktılar.

2017 de içinde 117 bin öğrencisi olan 1.934 Etüt merkezlerini kapattı, önce dershaneleri Temel liseye dönüşmeye zorladılar bazılarının başvurusunu reddederek etüt merkezine dönüşmek zorunda bıraktılar. Ardından Etüt merkezlerinin de dershane yerini aldığını söyleyerek okul dışı ek eğitim veren bir kurumu daha kapattılar.

2018 yılında içinde 1,5 milyon öğrencisi olan 2.500 civarı Anadolu lisesinin büyük çoğunluğunu kapattılar. Önce Genel Liseleri Anadolu lisesine dönüştürdük diyerek halkı kandırdılar. Ardından onları da kapatarak 3 bin civarındaki sınavla öğrenci alan akademik lise(fen-Anadolu-sosyal bilimler liseleri) sayısını 600 e düşürdü, Anadolu İHL sayısını 297 çıkardı 2 binden fazlasını kapatarak Anadolu Lisesi sayısını ise 228 e kadar düşürdüler.

28 Şubat’çılar katsayı farkıyla üniversite girişte toplum mühendisliğine soyunmuştu, bunlar da akademik liselerin kontenjanı düşürerek engeller koydu liselere girişte toplum mühendisliğine soyundular.

Eski sisteme göre 1,2 milyon civarındaki çağ nüfusunun 400 binden (%30) fazlası yerleşirken yeni liselere giriş sistemine göre sınavda başarılı olan 126 bin öğrenci ( sadece %10’u) başarı düzeyi yüksek okullara yerleşecek.  Bu kontenjanın yaklaşık 50 binini proje okula dönüştürdükleri İHL ve meslek liselerine ayırmış Akademik eğitim isteyen öğrencileri için sadece 75 bin kontenjan bırakmışlar. Lise grubunda 325 binden fazla kontenjanı olan okulları yok etmişler.

Arka bahçe gibi gördükleri okullardaki boş kontenjanları devlet zoruyla doldurmak için şeytanın aklına gelmeyecek Komünizm artığı merkezi kayıt sistemi getirdiler. Sınava girsin girmesin tüm liselere merkezi yerleştirme yapacaklar. -Fen-Anadolu ve Sosyal bilimler liseleri

-Anadolu İHL liseleri

-Meslek liselerinin de aralarında olduğu toplam 1.366 proje okula merkezi sınav puanıyla,

-Yetenek gerektiren 150 okula merkezi sınav ve yetenek sınavı kullanılarak merkezi yerleştirmeyle,

-Sınavı kazanamayanları kendi bölgesindeki okullara (6.500 meslek-İHL-mahalle mektebi) yerel yerleştirme ile

-Sınavı kazanamayanlar 2.800 pansiyonlu okula e-okul üzerinden merkezi yerleştirmeyle öğrenci alınacak.

İktidar partisi İHO sayısını on kat artırdı 450 den 4800 lere çıkardılar. Zorlamalı yöntemlerle öğrenci sayısını da 71 binden 1,3 milyona kadar çıkardılar ancak bu okulların büyük çoğunluğu boş devlet gücünü kullanıp hileli yöntemlerle sınavı kazanamayan yaklaşık 1,1 milyon öğrenciyi bu okullara kaydetmeye çalışıyorlar.  Öğrenciler kendi okul bölgesindeki okul sayısını sırlandırarak her bölgeye ulaşımı en uygun binalarda İHL açarak ve pansiyonlu okulların önemli bölümünü İHL ye dönüştürerek velileri kayda zorlamayı planlamışlar.

Mesleki eğitimde tüm dallara %10 luk dilimden girecek öğrenci adedi dört yılsonunda 80 bine ulaşacak. Hâlbuki 4 yıl sonra tek dalda eğitim veren İmam hatip okullarına % 10 luk dilimden 120.000 başarılı öğrenciyi doldurmuş olacaklar. Anadolu liselerinin kontenjanı eski şekliyle kalsaydı başarı düzeyi yüksek öğrencilerin çoğu İHL yi seçmeyecekti. 28 Şubat taktiklerini devreye soktular, devlet gücünü kullanıp yaptıkları hileli ve insan iradesine ipotek koyan sınırlamalarla bu okulları ülkenin en seçkin diliminden öğrencilerle dolduracaklar.

İHL ye o ilin tüm dallardaki meslek lisesi kontenjanında daha fazla kontenjan ayırarak toplum mühendisliğini açık etmişler. Adıyaman’da İHL kontenjanı 300 meslek liselerinin kontenjanı 90, bu durum ülke genelinde birçok ilde böyle, iktidar bir yandan okul kapatırken bir yandan açtığı İHL leri doldurmaya çalışmış.

İHL lerin okul puanlarına baktığınızda da ülke genelinde toplum mühendisliği ile öğrencileri istemedikleri okullara yönlendirdikleri daha net ortaya çıkıyor. İktidar yaptığı müdahaleler ile bu okulları sıralamada birçok Anadolu lisesinin önüne geçirecek yollar bulmuş.

Bir önceki yıl ilk %20 lik sıralamaya giren 982 Anadolu lisesinden 766 sını %80 nini kapatarak mahalle mektebine dönüştürmüş, İHL önündeki önemli bir engeli ortadan kaldırarak yerine 297 İHL okulunu yerleştirmiş, okulların başarı dilimini devlet gücünü kullanıp değiştirmişler. 766 Anadolu Lisesi seçeneğini ortadan kaldırarak velileri İHL ye mecbur etmişler.

Eğitim kurumu kapatma furyasında sıra özel öğretim kurslarına geldi, önce öğrencilerin okul dışında ek eğitim desteği aldıkları etüt merkezlerini tek dersten eğitim verecek özel öğretim kursuna dönüşmeye zorladılar. Şimdi bu kurumlarda kaçak dershanecilik yapıldığını iddia ediyor ve kapatma hesapları yapıyorlar.

2019 sonunda okul saati dışında dershane gibi çalışmasına izin verdikleri Temel liseleri de kapatacak, öğrencilerin okul dışında ek destek aldığı tüm kurumlara kilit vuracaklar. Öğrencileri belediyelerde veya okullarda açtıkları destekleme kurslarına mecbur edecekler. Garibanlar eğitimde fırsat eşitliğinden mahrum edilirken varlıklılar kaçak özel derse yönelecek.

28 Şubatçıların toplum mühendisliğinden İHL ve bir miktar da meslek liseleri etkilenirken, iktidarın okullarla oynayarak yaptığı toplum mühendisliğinden bugüne kadar yaklaşık 4,5 milyon öğrenci etkilenmiş.

CEMAATİN EĞİTİMDEKİ VARLIĞINI YOK ETMEK İÇİN PLANLANAN SENARYOLAR

28 Şubat ürünü 8 yıllık kesintisiz eğitim İHO orta kısmını kapatmış ve bu okullara öğrenci akışının önü kesilmişti. Hâlbuki cemaat her yaş grubundan öğrenciye hitap eden alternatifler sunmuş AKP liler dâhil tüm muhafazakârların tercih ettiği okullar haline gelmişti. Cemaatin geniş hoşgörüsü partilileri rahatsız etmese de Erdoğan ve yakınında birkaç kişi bundan rahatsızdı.

Cemaatin liselere giriş sınavları sayesinde eleman kazandığını düşünüyor ve İHL önünde engel olarak gördükleri bu kurumları yok etmenin yolunun sınavları kaldırmaktan geçtiğine inanıyorlardı. 2004 ten itibaren sınavların kaldırılması için birkaç kez girişimde bulundular ancak her düzenlemede bir engelle karşılaştı, eğitimin taraflarını ikna edemediler.

Sınavlarla ilgili düzenlemelerde o günlerde farklı mazeretler ileri sürseler de daha sonra cemaatin etkisini ortadan kaldırmak için düzenleme yaptıklarını kendi ağızlarıyla itiraf ettiler. AKP üst yönetimi 2010 yılından sonra İHL merkeze alacak şekildeki düzenlemeleri hızlandırdı. Bir yandan İHL ye engel gördükleri eğitim kurumlarını kapatırken bir yandan da cemaatin kurumlarını ortadan kaldırmanın planlarını yaptılar.

İktidarın hınç ve öfkesinden ilk nasbini alan dershaneler oldu. 2013 yılında dershanelerin kapatılmasını öngören bir kanun taslağı piyasaya çıktı. Bir yıl boyunca yoğun tartışmalar yaşandı sektör temsilcilerinin reaksiyonu artınca kapatma kararlarını okula dönüştürme şeklinde revize etti ve 2014 te meclis çoğunluğunu kullanarak hukuka aykırı kanunu meclisten geçirdiler.

CHP Kanunun Anayasaya aykırı olduğunu ifade ederek dava açtı, ancak Erdoğan yönetimi bağlantılarını kullanarak davanın görüşülmesini 1 yıla yakın süre erteletti zaman kazandılar. Hukuka hiç saygı göstermeden hakkında dava açılmış kanunla bir yıl boyunca işlem yaptılar.

Hem dershaneleri dönüşüme zorladı hem de hem de çıkardıkları yönetmelikle başvuranlardan dilediklerini engelleyecek yollar geliştirdiler. Diğer dershanelerin dönüşüm başvurularını kabul ederken cemaat dershanelerinin başvurularını ayrımcılığa açık hukuk dışı yönetmeliği kullanarak reddettiler.

AYM dönüşüm süresi bitmek üzere iken kanunu görüştü ve Anayasaya aykırı bularak düzenlemeyi iptal etti. Ancak iktidar partisi iptal olmuş kanunu eski şekline getirmesi gerekirken görevini yapmadı, kanuni boşluk oluşmasını sağladı ve AYM nin iptal ettiği kanunla dönüşümünü engellediği cemaat dershaneleri kapatmaya kalktı.

Cemaat zorbalıkla sonuç almaya çalışan kanun tanımaz bir yönetici grubuna karşı mahkemelerde dava açarak kurumlarını korumaya, kapatmayı mahkeme kararlarıyla engellemeye çalıştı. İktidar bu kez zorbalığa engel olan mahkemelere yöneldi hâkim ve savcıları sürgüne göndererek gözdağı verdi.

Hukuk sistemi içinde dilediği sonucu alamayan iktidar partisi hukuk dışı yöntemler aramaya başladı. 15 Temmuz 2016 ya kadar ayakta kalmayı başarmış 300 civarı cemaat dershanesini darbeye karışmakla suçlayıp kapattı.

Cemaat hakkında yapılan karalama kampanyalarından okullar da etkilendi, devletin tüm denetim birimleri seferber edildi bahaneler bulup kapatılması istendi.

Adalet ilkesine aykırı olarak, özel okullara devlet yardımı yapılırken cemaat okullarının yardım alması engellendi, okullar mahkemelere müracaatla bu haktan yararlanmaya çalıştı, baskılar karşısında küçük yerlerdeki bazı okullar öğrenci kaybetti sürdürülebilir olmaktan çıktı. 15 Temmuz 2016 ya kadar iktidarın hukuk dışı uygulamalarıyla boğuşan okullar o tarihten sonra darbeye karışmakla suçlanıp kapatıldı.

İktidar partisi seçim kazanmak için nasıl Anakara garı patlaması gibi ölümlü olayları kullanıp daha sonra araştırılmasını engellediyse, Allah’ın lutfu dediği ölümlü darbeyi kullanarak cemaat hakkında planladığı tüm hayallerini gerçekleştirdi.

Cemaat ölümlerden sorumlu tutularak yaptıkları hukuk dışı uygulamalara mazeret hazırladılar. 3 binden civarı okul-dershane-yurt kapatıldı, mülklerine el konuldu, 25 bine civarı öğretmenin çalışma izni iptal edildi ve mesleklerini yapması engellendi, 150 bine yakın öğrenci sokağa atıldı. Cemaatle irtibatlı 15 vakıf üniversitesi kapatıldı 2 binden fazla akademisyen atıldı, 65 bin öğrenci dağıtıldı. Çoğu eğitim amaçlı faaliyet yapan binden fazla dernek 19 sendika kapatıldı. Bu kurumlarda çalışanlar geçmişte yaptıkları yasal faaliyetlerle suçlanıp cezalandırıldı.

EĞİTİMDE SİYASİ KIYIM

Hüseyin Çelik’in görevi bıraktığı 2009 yılına kadar eğitimde temsil yetkisi en çok üyesi olan sol kökenli sendika Eğitimsen’e aitti. Daha sonra AKP mevzuata uymadan ya da kedine göre yaptığı düzenlemelerle eğitimi partililere teslim etmeye başladı. Hile ve şantaj kullanılarak eğitimciler 2002 yılında kurulan AKP yanlısı sendikaya geçmeye zorlandı ve siyasi baskıyla çoğunluk hakkı partili Eğitimbirsen’e verildi.   Okul yöneticileri hızla değiştirildi kısa sürede bakanlığın 65 bin müdür, müdür yardımcısı kadrosundan 55.000 (%84) ü AKP yanlısı Eğitimbirsen’li, 8.300 (%12) i MHP yanlısı Türkeğitimsen’li, 2.600 (%4) ü sol kökenli Eğitimsen’li hale geldi.   

Eğitimde öğretmen kadrolarında dengeleri kendi lehlerine değiştirmek için ölümlü darbeden yararlanmaktan kaçınmadılar. Teşebbüsten yaklaşık 10 gün sonra yayınlanan KHK ile eğitimcileri listeler halinde ihraç etti, cemaate ait kurumlarda çalışanların çalışma izinlerini iptal ettiler. Devlet kadrolarından yaklaşık 34.000 öğretmen atıldı, özel sektörden de çalışma izni iptal edilen 25.000 öğretmen, üniversitelerden atılan 7 bin akademisyeni de dâhil ederseniz hiçbir suç unsuru gösterme gereği duymadan yaklaşık 70 bin eğitimcinin mesleğini elinden aldılar.

Özal’dan sonra unutulmuş düşünce suçlarını yeniden hortlattılar. Uzun süre dünya görüşünden dolayı attıkları öğretmenlere ait listelerin nerede hangi gerekçeyle hazırlandığı açıklayamadılar. İlerleyen günlerde bu öğretmenler arasında ortak özellikler bulmaya çalıştılar ve eğitimcileri geçmişte yaptıkları Sendika üyeliği, banka hesabı, kullandığı telefon uygulaması, gazete aboneliği gibi yasal eylemleriyle suçlu ilan edip eğitimde ülke tarihinin hiçbir döneminde yaşanmamış büyüklükte soykırım uyguladılar.

ÖĞRETMENLERE İŞKENCE İLE İTİRAF YA DA İFTİRA METNİ İMZALATIYORLAR

Eğitimcilere suç uydurmak için işkence ile itiraf imzalatılmak istendi. Gökhan Açıkkollu gözaltında işkence ile öldü, Eyüp Bildirici arkadan sert cisim sokularak barsakları parçalandı, mahkemede bir öğretmen başına torba geçirildiğini, çırılçıplak soyulduğunu, gözleri ve elleri bağlı koridorlarda sürüklendiğini, uzun süre soğuk su altında tutulduğunu, bu haldeyken dövüldüğünü, cinsel organına baskı yapıldığını, günlerce bu işkencelerin tekrarlandığını anlattı. Devlet gözetiminde iken 10 dan fazla tutuklu öldü, yargısız infazlar intihar diyerek duyuruldu. Eşi yoksa karısı, kardeşleri, çocukları akrabaları tutuklandı.

Bartın’da bir öğretmen gözaltına alınırken evi dağıtıldı, polisler makas göstererek karısını tehdit etti,  eve zarar vermedik belgesi imzalatmak istediler imzalamak istemeyince saçlarından çekip zorla imzalattılar, çocukların çığlıkları arasında beyi yere yatırıp sırtına botla basarak ters kelepçe taktı götürdüler. 29 gün gözaltında tuttu, 3 gün aç ve susuz bıraktılar, 13 gün boyunca hazırladıkları metni imzalatmak için işkence yaptılar. Karısını getirip işkence yapmakla tehdit ettiler,  gözaltı yerinden çıkarıp Amasra yolunda gizli bir işkence yerine götürdüler ellerindeki copla cinsel organına defalarca vurdular,  istedikleri her belgeyi imzalattılar. Mahkemede işkenceden bahsedersen cesedini kimsenin bilmediği yere atarız diyerek tehdit ettiler.

Selim Yektar’ı mahkeme izni olmadan hücresinden alıp gizli bir yere götürdüler, uzun süre işkence yaptılar, 5 gün uykusuz bıraktılar, başına çuval geçirip tekme attı, kıyafetlerini çıkarıp çıplak işkence yaptı, sandalyede oturmayacak hale getirdiler. Eşine kocanı itiraf için ikna etmezsen seni de tutuklarız diye tehdit etti zorla hazırladıkları metni imzalatmaya çalıştılar.

Devlet görevlileri 12 eğitimciyi birbirine benzer yöntemlerle kaçırdı, avukatı ve mahkeme kararı olmadan gizli merkezlerde işkence ile önceden hazırladıkları itiraf metinlerini imzalatmaya çalıştılar. Önder Asan’ı 42 gün işkence yaptıktan sonra elleri bağlı olarak göl kenarına bıraktı ve polise haber verdiler.

Lenfoma Kanseri Mevhibe Altıntaş kemoterapi gördüğü hastanede gözaltına aldılar, Aysun Demir sezaryenle doğum yaptıktan 3 gün sonra ameliyatlı haliyle hastaneden alıp tutukladılar.

Afyon’da bir öğretmeninin başını defalarca duvara çarptı, copla tecavüz tehdidi yaptı, başına çuval geçirip boğazını sıktı, ayaklarından cinsel organından, sırtından elektrik verdiler. Arkasını çevirip elektrik vererek pantolonunu indirmeye çalıştılar.

Bunlar eğitimcilere yapılan işkencelerden sadece birkaç örnek, İHD ye göre ailesine misilleme yapılacağından korkarak işkenceleri anlatmaktan kaçınan 3 bine yakın cemaat mensubunun yaşadıkları daha sonra ortaya çıkacak.

TERÖR ÖRGÜTÜ ÜYELİĞİ İLE SUÇLADIKLARI EĞİTİMCİLERİN TÜM İNSAN HAKLARINI YOK ETTİLER

Demokrasilerde OHAL’de ilan etseniz asla çiğneyemeyeceğiniz temel haklar var. İktidar partisi bu süreçte hem Anayasa ve hukuk sistemini, hem de taraf olduğu uluslar arası sözleşmeleri çiğneyerek muhaliflerinin tüm insan haklarını yok etti. Evrensel normlara aykırı düzenlemelerle partililerin tüm suçlarını aklarken muhaliflerin en doğal haklarını bile suç kapsamına alıp zulmetti ve zulme devam ediyor.

Eğitimciler delilsiz kitleler halinde işten atıldı, gözaltına alındı, tutuklandı, bilinmeyen yerlerde sorgulandı, aileler tehdit edilip mahkemeye başvurmaları engellendi, HSYK ve mahkemelere dava sürelerini uzatma suç uydurup hukuk dışı karar verme talimatı gönderildi, avukatlardan bilgi saklandı, avukatlar tutuklandı, davalara ve sonuçlarına müdahale edildi, yasal kurumlar devre dışı bırakıldı, gerekçesiz tutuklananların hiçbir yasal hakkı gözetilmedi, zararları tazmin edilmedi, adil yargılanma hakkı, düzeltme hakkı, hak arama hürriyeti yok edildi.

Geçmişte devletten alınan yasal izinle yapılan faaliyetleri çıkardıkları KHK lerle suç kapsamına aldılar, sonra Hâkimlerden düzenlemeyi geriye doğru işletip meslekten attıkları binlerce eğitimcinin işlendiğinde devlet izini ile yaptığı yasal faaliyetleriyle suçlanmasını ve cezalandırılmasını istediler. Kişiler mensubu olduğu parti ya da sosyal gruptan, sosyal medyada açıkladığı görüşten ve diğer birçok yasal faaliyetten dolayı yani kanunda olmayan suçlarla suçlandı, hukuksuz cezalar verildi. Kanunsuz suç olmaz kanunun suç saymadığı fileden dolayı kimseye ceza verilemez hükmü yok sayıldı, kişilerin adil yargılanma hakkı, hak arama hürriyeti, savunma düzeltme hakkı yok edildi.

Çoğu eğitim alanında yasal izinle faaliyet yapan 19 sendika ve 2 bin civarındaki dernek hiçbir delil ortaya koymadan tüm hukuk normlarını yok sayarak kapatıldı,  önceden fişlenmiş Pak eğitimi iş ve Aktif eğitimsen yöneticileri ve üyeleri işten atıldı, tutuklandı, dernek-sendika kurma ve üye olma hakkı yok edildi.

TMSF’nin bile “mudilerin hak kayıplarını önleme” gerekçesiyle el koyduğu bir banka çalışanları ve mudileri yaptıkları yasal eylemden dolayı teröre destekle suçlandı, kimisi tutuklandı.

İçerikte yasadışı hiçbir şey olmasa bile sahte mahkeme kararıyla yapılan dinlemeler ya da internetteki yazışmalarıyla önceden fişlenerek belirlenmiş on binlerce eğitimci yasal izinle faaliyet yapan telefon uygulaması “By Lock” kullandığı internette sosyal medyada haberleştiği için terör örgütü üyeliği ile suçlandı ve cezalar verildi. Kişilerin haberleşme hürriyeti yok edildi.

Ülkenin en çok satan gazetesine abone olanlar, en güvenilir gazete ve televizyonlarında çalışan kuran ya da faydalananlar, yayın üreten-kitap yazanlar ve bu kitapları okuyanlar.  Yaptıkları yasal faaliyetlerle suçlu ilan edildi, yazdıklarından dolayı suçlandı, kurumları kapatılıp varlıklarına el konuldu, bazılarına müebbet hapis cezaları verildi. Hiçbir şiddet içermesi bile insanlar görüşlerinden dolayı yargılandı, düşünce dini inanç-kanaat hürriyeti bunları açıklama hürriyeti, basın ve haberleşme hürriyeti, kişilerin kendini geliştirme hürriyeti yok edildi.

Yasal izinle faaliyet yapan ülkenin en başarılı eğitim kurumları kapatıldı, kuranlar, görev yapanlar ve bu kurumlardan hizmet alanlar yaptıkları yasal eylemleri yüzünden işten atıldı tutuklandı. Eğitimde dünya görüşünden dolayı eğitimcilerin serbest teşebbüs hürriyeti, dilediği yerde çalışma ve sözleşme yapma hürriyeti, sosyal güvenlik hakkı yok edildi.

Ülkede yasalar kişiye göre uygulandı, parti üst yöneticilerinin basında günlerce yer almış yasadışı ilişkileri sorgulanmazken, eğitimciler yasal eylemlerinden dolayı suçlu ilan edildi. Ayrımcılık yapıldı ve vatandaşların kanun önünde eşit olduğu ilkesi yok edildi.

Hiçbir suç unsuru olmadan tutuklanan eğitimcilere uzun gözaltı ve tutukluluk süresinde işkenceyle, yapmadıkları suçları itiraf etmeleri ya da önceden belirledikleri kişilere iftira atmaları istendi.

Ülkenin en seçkin işletmelerinin de arasında olduğu binden fazla ticari ya da sanayi işletmesi mahkeme kararı olmadan geçmişte eğitime yaptığı yasal destekten dolayı suçlandı, kapatıldı. Yetkililer camilerde vatandaşları mülklere saldırıya davet etti, kişilerin mülklerine el konuldu, bazıları yağmalandı, sahipleri tutuklandı, mülkiyet hakkı ve konut dokunulmazlığı yok edildi.

Hiçbir delil olmasa bile yasadışı fişlemelerle belirlenmiş birçok eğitimcinin pasaportları iptal edildi, bazıları hakkında zayi ilanı verildi, yurt dışı yasağı getirildi, Interpol aracılığıyla yakalama kararı çıkarıldı. Serbest seyahat hürriyetleri yok edildi.

Kaçırılanlar, vücut bütünlüğüne zarar verilenler, çıplak görüntüleri kaydedilenler, tedavisi engellenip ölüme terk edilenler, hamilelikte veya lohusalıkta emzikli çocuğuyla birlikte tutuklananlar, intihar süsü verilerek yargısız infaz edilenler oldu, yaşama hürriyeti yok edildi.

İktidarın eğitimcilere yaptığı soykırımda kullandığı yasadışı yöntemler cevap bekliyor.

-Yasal banka Bank Asya mudilerini para yatırma tarihleriyle birlikte nerede nasıl fişlediniz? Nasıl ayıkladınız?

-Cemaatle irtibatlı dernek ve sendika yönetici ve üye listeleri hangi mahkeme kararıyla ne zaman kim aldı-ayıkladı?

-By Lock yazışma programını kullananları ne zaman hangi yasal yolla aldınız ve öğretmenleri fişlediniz?

-Kimse yok mu? Derneğinin bağış listesine hangi yasal yolla ulaştınız, hangi mahkeme kararıyla kim listeyi ayıkladı?

-Emniyet ve MASAK ne zamandan beri hangi mahkeme kararıyla öğretmenler hakkında rapor hazırlıyordu?

-Öğretmenlerin dünya görüşü hakkında sosyal medya taramasını hangi gerekçeyle yaptınız? Kimler nerede fişlendi?

-Cemaatin sohbet programlarına katılanları hangi mahkeme kararıyla ne amaçla fişlediniz?

-Cemaatin sosyal projelerine destek verenleri niçin izlemeye aldınız? nerede ve nasıl belirlediniz?

-Kişisel ihbarları hangi mahkeme kararıyla neden derlediniz? Güvenli olduğu kararını nerde nasıl verdiniz?

-Kişilerin takip ettiği internet siteleri ve sosyal medya hesaplarını neden izlediniz? Neye göre fişlediniz?

-Kişilerin cemaatle ilişkisini hangi gerekçeyle ve mahkeme kararıyla araştırdınız? Suça nasıl karar verdiniz?

-Kişilerin öğrencilik yıllarında kaldığı evleri kim neden fişledi? Nasıl derlendi? Kim nerede değerlendirdi?

-Aynı işyerindekilerden bilgi neden ve hangi dayanakla topladınız? Atılacaklara kim nasıl karar verdi?

-“17-25 Aralık”tan sonra abonelik-okul-dernek-sendika-banka ilişkisini hangi kararla tespit ettiniz? Suçu kim nerede belirledi?

-Yasadışı faaliyetlerle suçladığınız cemaat hakkında darbeden çok önce kaç tane yasadışı yolla bu hazırlıkları yaptınız? Kaç yasadışı işe bulaştınız?

-Birçok anayasa maddesini çiğneyerek cemaati yok etme yetkisini nereden ve nasıl aldınız?

HARP OKULLARI VE POLİS AKADEMİLERİNİ KAPATMAK İÇİN PLANLANAN ÖLÜMLÜ SENARYO

Erdoğan ve parti merkezindeki yakın kurmayları cemaatin ordu -polis içindeki varlığından rahatsızdı, darbeden önce cemaatin eğitim kurumlarına açıktan saldırmış ancak güvenlik birimlerinde aynı yöntemi kullanamamış, cemaat mensuplarını tasfiye etmenin çarelerini arıyordu.

Erdoğan’ın uygulamalarından rahatsız subayların kendi aralarında darbe toplantısı yaptıklarını öğrenmesiyle bu fırsat eline geçti. Bu girişimi kendi kontrolünde istediği sonucu alacak hale getirmenin çareleri aradı.

Hava Kuvvetleri Komutanı Abidin Ünal’la gizli görüşmeler yaparak henüz kıvılcım halindeki girişimi dilediği gibi büyütüp kontrol edebileceği bir yol geliştirdiler. Ordu içinde cemaatin varlığından rahatsız Ergenekoncu subaylarla anlaşıp girişimi cemaati temizlemede kullanacak bir argümana dönüştürdüler.

Ünal’ı kullanarak Hava harp okulu öğrencilerine köprü işgal ettirildi. MİT kullanılarak AKP liler köprüye gönderildi, araya karışmış SADAT elemanlarıyla köprüde kargaşa çıkarıldı ve ölümlerin olması özellikle sağlandı.

Hiç silah kullanmadıkları halde tatbikat var diyerek oraya götürülmüş öğrenciler ölümlerden sorumlu tutuldu ve müebbet hapis cezaları verildi. Bu ölümlü olay kullanılarak Harp okullarıyla istedikleri gibi oynadılar.

Polis teşkilatı darbeye karışmadı ancak cemaatten tutuklu bir emniyet mensubu darbeye karışan bir tankın içinden çıkarıldı bu görüntüleri kullanarak cemaatin ağırlıklı olduğu polis teşkilatı yanında polis akademisi de dağıtıldı.      

DEVLETİ MUHALİFLERE KARŞI ÖRGÜTÜLÜ BİR SUÇ ŞEBEKESİ GİBİ KULLANIYORLAR

Ümit Kardaş’ın artı gerçekteki yazısında “İktidar gücünü kullananlar, uluslararası hukuku göz ardı ederek, içeride kalıcı bir istisna hali oluşturarak ülkede hukukun uyguladığını belirtip şiddet(dikta) rejimi kurmaya kalkabilir.” Hatta mevcut durumu kendi sistemleriyle örtüşmeyen vatandaşları bedenen ortadan kaldırmaya izin veren bir savaş hali gibi bile sunabilir. İfadeleri ile devleti yönetenlerin zorunluluk olduğunu iddia ettikleri bir konuda krizi çözme bahanesi arkasına saklanıp hukuku askıya alma hakkı elde ettiklerini, önce bunu geçici bir durum gibi sunup toplumu kandırdıklarını, sonra hukuk dışı uygulamalarını normal gibi gösterip kalıcı hale getirdiklerini anlatıyor.

İktidar partisi de ülke yönetimini kimseyle paylaşmak istemiyor, muhalif gördüğü tüm kesimleri aynı torbanın içine atıp suçluyor ve insanlık dışı her uygulamayı meşru göstermeye çalışıyor. Planlamasında yer aldığı darbe girişimin kullanarak suçlu ilan ettiği kesimlere karşı acımasız bir savaş başlatıyor.

Cemaatle bir şekilde ilişkilendirdiği yüz binden fazla devlet görevlisini delilsiz işten atıp yerine partilileri dolduruyor. Devletin kritik birimlerindeki on binlerce görevlinin kanunda karşılığı olmayan suçlarla suçlayıp çalışma yaşama, hürriyeti dâhil tüm hak ve hürriyetlerini elinden alıyor.

Hâkim savcı, asker ve polislerden başlayarak, akademisyen, devlet memuru, öğretmen, ev hanımı, esnaf, öğrenci demeden her meslekten insanı tutuklama hakkını kendinde görüyor. Devletin tüm kontrol mekanizmalarını yasadışı yollarla ya da çıkardığı Anayasaya kanunlarla ele geçirip devleti hukuk çiğneyen bir suç örgütü gibi çalıştırıyor. Kimini kaçırıyor, kimine işkence yapıyor, uluslar arası insan kaçakçılığına başlıyor, muhaliflerin mallarına el koyuyor, kurumlarını kapatıyor, mülkleri yakın çevresine dağıtıyor, devleti çözemediği tüm problemleri tehdit şantaj, para kullanarak yasa dışı yollarla çözen bir suç şebekesi bir mafya örgütüne dönüştürüyor.

Ülkeyi ele geçirdiğinde cemaat mensuplarını tek tek önceden belirlemek isteyen Erdoğan ve ekibi 2014 ten bu yana fişleme yapmak için birçok adım atmış.

-İllegal yolla gazete abone listesini ele geçirmek için 2014 te gazeteye kayyum atamış ve polis zoruyla gazeteyi ele geçirmişler.

-Bankaya para yatıran mudilerin listesini illegal yolla alabilmek için 2015 te Bank Asya’ya kayyum atamış banka yönetimini gasp etmişler.

-Cemaatle irtibatlı özel okul ve dershanelerin çalışan listesini ele geçirmek ve öğrenci velilerini illegal yolla fişleyebilmek için 2014 te ilgili Genel Müdürü değiştirmişler.

-Kullanıcı listelerine ulaşabilmek için By lock u darbeden çok önce kapatılmasını istemiş, liste pazarlığı yapmışlar.

-Dernek ve sendika üye listelerini emniyetteki cemaat mensuplarını illegal yolla ele geçirmek için Şubat 2014 te emniyette dernekler masası dâhil 3 daire başkanını değiştirmişler.

-Cemaat kurumlarının tüm listelerine illegal yolla ulaşabilmek için Kasım 2015 de Kaynak holdinge kayyum atamışlar.

-İnternet sosyal medya hesaplarını telefon görüşmelerini mahkeme kararı olmadan yasadışı yöntemlerle dinlemek için Şubat 2014 te TÜBİTAK ve BİLGEM başkanı hakkında suç uydurup tutuklamış başkanı değiştirmişler.

-Orduda istedikleri fişlemeleri yapıp cemaat mensuplarını ayıklamak için Mart 2014 te Ergenekon sanıklarını tahliye etmişler.

-Hâkim ve savcıları istedikleri gibi fişlemek için 2014 te HSYK başkan yardımcısını değiştirmişler.

Yasadışı yolla aldıkları listeleri üzerinde MİT te her birimle ilgili illegal çalışma yapmışlar. Ordu Fişlemelerinde Sadık Üstün gibileri kullanıp 2015 te ihraç edileceklerin listesini tamamlamışlar.

HSYK seçimlerinde cemaatle irtibatlı hâkim ve savcıların oluşturduğu birliğe ait listeleri kurumdan alarak Serdar Coşkun gibileri ihraç ve tutuklamaları başlatmakta kullanmışlar.   

Uzun süreden beri yaptıkları fişlemelerle tespit ettikleri cemaat mensuplarını yasal engellere takılmadan ihraç etmek için darbe senaryosunu planlamış ve istedikleri sonuca ulaşmışlar.

Vatandaşları demokrasi var yalanıyla kandırırken, Hitler vb rejimlerdeki gibi zorunluluk deyip herkesin üzerinde anlaştığı hukuk mutabakat metnini ortadan kaldırıyor,  muhalifleri hukuki dayanağı olmayan terör suçuyla yok edip kendi dikta rejimini kuruyor.
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER ANALİZ HABERLERİ