Diplomatlar Aktroll'e dönüşünce...

Türkiye'nin uluslararası arenada yaşadığı rezilliklerden çeşitli büyükelçiler bazında kısa bir kesit..
Mehmet Munir Demirel/Aktifhaber

Devleti bir yolcu otobüsü ise, içinde bulunanlar da millettir. Politikacı yolcuların çıkarlarını temsil eder, memur ise tecrübeyi. Bu nedenle politikacıya gaz, memura fren diyebiliriz.

Siyasetçi gaza basar, haklı olarak, kendisini seçenlerin durağına süratle gitmek, bu sayede bir sonraki seçimde daha fazla oy almak ister. Memur ise güzergahtaki tecrübelerine dayanarak gerekli yerlerde otobüsü yavaşlatır, rotayı düzeltir. Otobüs bu sayede devrilmeden yoluna devam eder.

Gaz – fren ilişkisinin en uç örneğini BBC’nin ünlü komedi dizisi “Emret Bakanım”da (Yes Minister!) izlemiştik. Jim Hacker Birleşik Krallık Hükümetinde İdari İşler Bakanı olarak atanır. Yayınlanan 38 bölüm boyunca müsteşar Sir Humphrey Appleby da bakanın tekerine taş koyar.  
Gaz – fren ilişkisinin diğer uç örneğini ise dizi filmde değil Türkiye gerçeğinde yaşıyoruz. Mesleki bilgi, görgü ve deneyimi ile arada bir frene basması gereken Türk Bürokrasisi mesaiye “Yallah şoför yallah” ile başlıyor, “Bas gaza şoför bas gaza, kim tutar seni bas gaza” ile günü bitiriyor. Bunu yapanlar da sadece Türkiye Cumhuriyeti bir parti devletine döndükten sonra “Bilal’in Kartal Anadolu’dan Arkadaşları” norm kadrosuyla önemli konumlara yerleştirilenler değil. Dünya üzerindeki tüm devletler gibi Türkiye’nin de en parlak bürokratları olan diplomatlar aktrol kariyerine soyunmuş durumda.

Görev yaptığı başkentin ortasında gerçekleşen Dil Olimpiyatı’na engel olamamanın ezikliği ile NBA starı Enes Kanter’i havaalanında alıkoydurmayı başarıp başının okşanacağını düşünen Romanya Büyükelçisi Osman Koray Ertaş, örneğin.

Sonuç; Saray'dan “aferin” aldı mı bilinmez ama başta ABD ve basketbol kamuoyu olmak üzere dünyaya kepaze olan Türkiye’dir.

Bu olaya büyük bir hevesle koşan ve diplomattan çok Saray beslemesi bir trolü andıran Kanter tweeti ile Şikago Başkonsolosu Umut Acar’ın da hakkını teslim edelim.

15 Temmuz alçak darbe tertibi sırasında Kosova’nın ünlü bir gazetecisi esprili bir tweet atar. “Türkiye ordusu darbe işini beceremedi, Türkiye’de tatilde olan Kosovalı varsa yardıma gitsin” manasına gelecek bu tweet üzerine celallenen Priştine Büyükelçisi Kıvılcım Kılıç Kosova devletine “nota” verir ve bu gazetecinin derhal hapse atılmasını ister. Bir büyükelçinin bir devlete “nota” vermesi diplomaside pek alışılagelmiş bir şey değildir. Muhtemelen “Kosova kim ki?” diye düşünür. Ancak Kosova devleti böyle düşünmez. Ciddi bir diplomatik kriz çıkar. İşin içinde gazeteci tutuklatma talebi de olunca medya da konuya ilgisiz kalmaz. Sonuç; büyükelçinin istenmeyen adam/kadın ilan edilmesi için internet medyasında imza kampanyası başlar. Onbinlerce insan kampanyaya destek verir. Kaybeden tabii ki yine Türkiye’nin itibarıdır.

“Bir Reis uğruna ya rab ne güneşler batıyor” şiirini hatırlatan, hakikaten de Türk Diplomatlarının güneşi gibi bir kadın büyükelçidir Elif Çomoğlu Ülgen.

Atadan babadan diplomat olan Ülgen; Güney Afrika’daki görevine henüz başlamıştır ki 16 Nisan Referandumu olur. AGIT raporlarına yakın aile çevresinin görüşlerine aldırış etmeden, kusursuz İngilizcesi ile referandumun bir demokrasi şöleni olduğunu Güney Afrika kamuoyuna anlatmak için kendisini adeta paralar. Ülkenin saygın bir gazetesinde yayımlanan yazısında ve önemli bir televizyona verdiği mülakatta güçler ayrılığından girer, denge denetleme sisteminden çıkar. Seçimde en ufak bir şaibe olmadığını bütün varlığı ile ispata girişir. Rutin cemaat cadı avı gündemi anlaşılır da referandum yoluna niye bu derece baş koyduğu pek anlaşılmaz.

İslamcı yeni rejimin ileri karakolu olmalarının dışında bir ortak özelliği daha var bu dört diplomatın: 70’li yıllarda doğmuş olmaları. Demek Washington büyükelçisi de bu jenerasyondan olsaydı Erdoğan’ın korumalarıyla birlikte bir kaç eylemcinin kafasını yarmıştı. Monşerler yine de iyi bunların yanında.

Türkiye’den bir günlüğüne herhangi bir ülkeye seyahat edildiğinde anlaşılabilecek büyük bir gerçek var ki; Türkiye tarihinin en itibarsız günlerini yaşıyor. Ve bunun tek sorumlusu Erdoğan Rejiminin çılgın, tutarsız, izansız dış politikası değil. Ankara’dan gelen her emiri diplomasinin görgü ve bilgi filtresinden geçirmeden uygulamaya koyan, her biri birer Meryem Gayberi’ye, birer Ömer Turan’a dönüşen anlı şanlı diplomatlar.
loading...
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER ANALİZ HABERLERİ