'Darbeden önce başlayan zulüm ve darbeyle yok edilen binlerce masum aileden biri'

Siyasal İslamcı Erdoğan ve ekibinin ülkeyi ele geçirme oyunu kurban vermeye devam ediyor.







İsmail S. Gülümser/Aktif Haber

İstedikleri sonucu almak için insan hayatını hiçe sayan onlarca senaryo hazırlamaktan kaçınmayan iktidar partisi; seçim kazanmak için ölümlü bombalama olayları planladığı gibi, Suriye’nin iç işlerine müdahale edip karışıklık çıkardıktan sonra ülkeyi kaosa sürüklediği milyonlarca insanın evini terke edip perişan halde Türkiye’ye sığınmasına sebep olduğu gibi, son günlerde iktidarı asla terk etmemek üzere yeni planlar yapıyorlar, ele geçirdikleri devlet gücünü kullanıp ileride kendilerine ortak olabileceğini düşündükleri tüm grupları dağıtmak için her türlü ahlak dışı ve hileli yöntemi uygulamaktan çekinmiyorlar.

Tek başına ülke yönetmelerine engel olabileceğini düşündükleri tüm kesimlere yaptıkları gibi, iktidar oyununda önlerine engel olarak gördükleri cemaat mensuplarını kurban olarak seçtiler, son 5 yıldan beri sudan sebeplerle her gün onlarla irtibatlı bir faaliyete saldırıyor ve hayatı yaşanmaz hale getirerek, ülkeden kaçmak zorunda bırakıyorlar.

Onlar açıktan deklare etmeseler de aşamalı bir planla darbe yapıp ülkeye kendi demokrasi dışı düzenlerini getirirken bazılarının kurban edilmesinin normal olduğunu düşünüyor, hatta kendilerini şeriat devrimi yapan diğer ülkelerle kıyaslayarak istedikleri düzenin getirilmesi için ölen insan sayısının az olduğuna bile inanıyorlar.   

Son günlerde iktidarın zulmünden kaçan binlerce aile oldu her birinin kendine has hikâyesi var bu da onlardan biri...

HERKESİN KORKUP SİNDİĞİ BİR ORTAMDA YÜREKLİ BİR BAYANIN FERYATLARI

Bu hafta içine mesaj kutuma bir yazı gönderilmişti, yazıda anlatılanlar Türkiye’de iktidarın yok etmek istediği muhaliflerine yaşattığı insanlık dramının ne boyutlara ulaştığını göstermesi açısından oldukça önemli bilgiler içeriyor.

Okurken zaman zaman hıçkırıklarımı tutamadığım bu yazının sadece mesaj yoluyla yayılmasına gönlüm razı olmadı. Yaşananların tüm dünyaya duyurulmasında küçük de olsa bir katkı sunmanın bir insanlık görevi olduğunu düşündüm anlatılanları kısaltarak da olsa paylaşmak istedim.

Konuşması gerekenlerin korkup köşesine sindiği ülkede hakperest olduğuna inandığımız birçok kanaat önderinin adeta üzerine ölü toprağı serpilmiş gibi susmayı tercih ettiği utanç dolu bir dönemden geçiyoruz.  Daha birkaç ay önce bu insanlık dramını yaşamış acılarla dolu bir annenin tüm cesaretini toplayarak Türkiye’deki boğucu insanlık dışı ortamda bir yolunu bulup bu bilgileri detaylarıyla kaleme aldıktan sonra yurt dışındaki dostlarına ulaştırması her türlü takdiri ve desteği hak ediyor.

Konun nasıl ulaştığı hangi yolla yayıldığını bilmediğim için yeni mağduriyetlere yol açmamak amacıyla olaylardaki bazı detayları atlayacak yer yer de kendi ifadelerini aynen aktarmaya çalışacağız.

CEMAATLE TANIŞMA VE EVLİLİK

Kızımız cemaatle ortaokul yıllarında abisi vasıtasıyla tanışmış, üniversitede okuyan ablaların evine gidip gelmiş, onların kendi sınavları varken bile hiç ücret almadan öğrencilere yardımcı olmasından etkilenmiş.

Üniversitenin fen bilimleri bölümlerinden birini bitirmiş ve ablalarından gördüğü iyiliğin karşılığını diğer öğrencilere yardımcı olarak ödemek istemiş.

Yakın arkadaşları vasıtasıyla kendisi gibi idealist biri olan eşiyle tanışmış, babasının memleket dışında biriyle evlenmesine karşı duruşunu eşinin nezaketi ve samimi ısrarı sayesinde aşmışlar.

Ruh ikizi gibi gördüğü eşiyle mutlu bir yuva kurmuşlar, evlerini cennet bahçesine çevirmişler. Eşi de kendisi gibi öğrencilerine aşık bir eğitimci olduğundan ikisi de insanlığa faydalı olmanın hazzını yaşayarak mesleklerini sürdürmüşler.

İlk çocukları dünyaya geldiğinde mutlulukları katlanmış, ancak mutlu günler Erdoğan’ın Gülen cemaatine ait kurumlar hakkında yaptığı karalama kampanyalarıyla acılaşmaya başlamış. Bir okulda ülke gençliği için fedakârlık yapmaktan başka suçları olmayan birçok öğretmen gibi onlar da hayatlarının baharında en sevdikleri işlerini kaybetme endişesi yaşamışlar.

EĞİTİM KURUMLARINA DARBEDEN ÇOK ÖNCE BAŞLAYAN SALDIRILAR

Darbeden çok önce başlayan saldırılar ve okulları yıpratma kampanyaları yüzünden okul müdürleri ülkeyi ele geçirmeye niyetlenmiş art niyetli bir yönetici grubunun hışmından öğretmenleri korumak için onlara başka okullara başvurmalarını önermiş.

Ankara ve İstanbul’da birçok okula başvurmuş bazılarından olumlu cevap da almışlar. Eşinin “akıl ve zekâ oyunları eğitmeni” belgesinden dolayı birçok okul ilgi duymuş tam okullardan birini seçmek üzereyken 15 Temmuz darbesi yaşanmış.

Evlerinde televizyon olmadığı için darbeyi memleketlerinden tatilden döndükleri gün geç saatte ailelerinin telefonuyla öğrenmişler. Cumhurbaşkanının gece başından itibaren yaptığı tek yönlü suçlayıcı açıklamalarını duyunca bundan sonra hayatlarının daha da zorlaşacağını fark etmişler.   

O geceden itibaren her ikisinin de çalıştığı okullar kapatılmış, önceden başvurdukları onları almak isteyen okullar da kapılarını kapatmış. Başka iş aramışlar ama bulamamışlar, kira faturalarını ödeyemeyince eşyalarını bayanın ailesinin yanına taşıyıp onlarla kalmaya başlamışlar.

Çalışacak iş bulamadıkları için erkeğin ailesinin yanına gitmiş bir süre de orada kalmışlar. Ardından belki büyük şehirde iş buluruz umuduyla bayanın Ankara’da oturan kendileri gibi işten atılan abisinin evine yerleşmiş, iş aramışlar.

DARBEDEN SONRA YAŞANAN İMKÂNSIZLIKLAR

Başarılı iki eğitimci ülkede yaşanan cadı avından dolayı garsonluk gibi sıradan işlere bile başvurmuş ama olumlu cevap alamamışlar, bazıları “biz sizi işe alırsak dükkânı kapatırlar” diyerek geri çevirmiş. Erkek boyacılık yapmayı denemiş ama orada da iş bulamamış. Denedikleri tüm kapılar kapanınca gencecik insanların dünya cennetleri adeta cehenneme dönmüş, emekli maaşıyla idare eden ailelerinin küçük katkılarıyla yaşam mücadelesine başlamışlar.

Bu arada bayan ikinci çocuğuna hamile kalmış, mali imkânsızlıklar ve doğum için hastaneye yatanların tutuklandığını gördükleri için buna çok üzülmüşler. Kendileri hakkında tutuklama kararı olmasa da arkadaşlarının tutuklanması onları iyice endişelendirmiş. Hapiste işkenceyle ölenleri ailelerinden ayrılanları duydukça hayatları zindana dönmüş.

Darbe üzerinden bir yıl geçtiği halde hala geçimlerini sağlayacak bir iş bulamadıkları için Ankara’dan ayrılmış önce bayanın ailesinde kalmaya başlamışlar. Bu sırada polisin tutuklamak üzere erkeğin ailesine baskın düzenlediğini öğrenmişler. Artık kendi ailelerinin evi güvenli olmadığı için başka bir ev tutup baskılardan uzaklaşmaya çalışmışlar. Bey iş bulamayınca bir süre balık tutarak hayatlarını sürdürmek zorunda kalmışlar.

ERKEK HAKKINDA TUTUKLAMA KARARIYLA BAŞLAYAN SIKINTILAR

Bu arada bayanın doğum vakti gelmiş, eşi arama kararı olduğu için doğumda yanında olamamış. Doğum sırasında bir problem yaşanmış bebek anne rahmindeki sıvıyı yuttuğu için yoğun bakıma alınmış, bebeğinin durumundan habersiz anneye çocuğun nefes alma problemi olduğunu ölebileceğini yalvarmalar üzerine çok sonra anlatmışlar.   

Bayan suçsuz olduğu halde iktidarın cadı avından nasibini almış eşinin desteği olmadan tek başına bunlarla mücadele etmek zorunda kalmış, anneyi taburcu etmiş ama çocuğu üniversite hastanesinin yoğun bakımına aktarmışlar.   Eşi ne olursa olsun onun yanında olmak istemiş ancak tutuklanma korkusuyla bayan yalvararak onun gelmesini engellemiş.

Eşi olmadan mali imkânsızlıklar içinde bir ailenin üniversite hastanesinde üç saatte bir çocuğunu emzirdiği hem psikolojik hem fizyolojik olarak çok yıpratıcı bir dönem başlamış. Uzun yoğun bakım döneminden sonra çocuk normale dönmüş ve eşiyle birlikte polis baskınından kurtulmak için tutukları tek odalı bir eve dönmüşler.

Eşi hakkında tutuklama kararı olduğu için ameliyatlı haliyle tüm resmi işleri bayan yapmak zorunda kalmış, haberleştikleri kendileri gibi işini kaybetmiş arkadaşlarından kansere yakalanıp ölenler olmuş cenazesine bile gidememişler.

Üst üste yaşadıkları boğucu atmosferden dolayı ülke onlar için adeta açık cezaevine dönüşmüş, terörist damgası yedikleri için kendilerini geçindirecek iş bulamamışlar. Ailelerinde kalsalar eşinin tutuklanacağı, küçük evlerinde her an birinin şikâyetiyle yakalanabilecekleri endişesi taşımışlar.

Ülkede hayatlarını sürdürme şanslarının kalmadığını görünce çaresiz bir çıkış yolu aramışlar.  Hiç suçları olmadığı halde yüzbinleri tutuklayan insanlığını kaybetmiş zalim bir yönetici grubunun hışmından kaçmak için yurt dışına gitmeye karar vermişler.

ÇARESİZLİK İÇİNDE KANUN DIŞI YOLLARLA KAÇIŞ PLANI

Ailelerine bunu anlattıklarında önce herkes korkmuş ancak sonra bayanın abisinin de “ByLock” gibi sudan sebeple önce işten atıldığını sonra tutuklandığını görünce içleri kan ağlayarak izin vermişler. Erkeğin ailesinin desteğiyle iki ay içinde para bulunmuş insan kaçakçılarıyla irtibata geçilmiş genç çift biri 2,5 yaşında diğeri 8 aylık iki küçük çocuğuyla birlikte kaçmak için hazırlık yapmışlar.

Hayatları boyunca hiç kanun dışı iş yapmamış iki eğitimci kendilerini kaçakçıların eline teslim etmek zorunda kalmışlar. Bu arada bayan hakkında da arama kararı olduğunu öğrenince yurt dışıma çıkma dışında çarelerinin olmadığını iliklerine kadar hissetmişler.    

Erkeğin ulaşabildiği arkadaşları aracılığıyla yaptığı uzun araştırmadan sonra en uygun çıkış yolu olarak gördükleri bir yöntemle 2018 Temmuz ayının son günlerinde yola çıkmayı kararlaştırmışlar.  Aileler ülkenin insanlık dışı atmosferine karşı yapabileceği bir şey olmayınca çocuklarının geleceğini kurtarmak amacıyla hıçkırıklar içinde toplayabildikleri az parayla onları yolcu etmiş genç çift kaçakçılarla buluşma noktasına gitmişler.

Mafya filmlerinde gördükleri türden bol dövmeli siyah gözlüklü adamlarla gün batmak üzereyken bir arabayla hiç bilmedikleri yollardan birkaç ailenin beklediği bir zeytin tarlasına ulaşmışlar. Kaçakçılar korkacak bir şey olmadığını, lüks bir yatla geçeceklerini, 25 dakika sonra özgürlüğe kavuşacaklarını anlatıp rahatlatmaya çalışmış.

KAPASİTESİNİN ÇOK ÜSTÜNDE YOLCU ALAN TEKNE SU ALMAYA BAŞLIYOR

Akşam zifiri karanlık çökünce yanlarında çocukları ve diğer ailelerle birlikte birkaç dakika mesafedeki sahile yürümüşler, onların sorgulamalarına fırsat vermeden acele ettirerek, azarlayarak 4 kişilik küçük hız teknesine 15 kişiyi doldurmuşlar. Yakalanma korkusuyla yapıldığını düşünerek itiraz edememişler. Can yeleği olup olmadığını sormuşlar olduğunu söyleyip susturmuşlar.

Soğuk bir havada dalgalı bir denizde gece karanlığında etraftan çarpan sudan çocuklarını korumaya çalışarak yola koyulmuşlar, 10 dakika sonra tekne su almaya başlamış, kaptan soğukkanlılıkla panik yapmamalarını söylemiş, can yeleği isteyince olmadığını öğrenmişler. Tekne su almaya devam ederken çocuklar ıslanmış ağlamaya başlamış. Kaptan motoru durdurup arka tarafa geçince denge bozulmuş ve yolcuların çığlıkları arasında tekne devrilmeye başlamış.

Kaptan motoru tekrar çalıştırmayı denemiş ama başarılı olamamış, feryatlar arasında tekne diklemesine yarıya kadar batmış ve teknenin dışarıda kalan kısmına tutunarak hayatta kalmaya çalışan yolcular için can pazarı başlamış.

Zifiri karanlıkta suyun içine batıp çıkan çocukların ağlayışları arasında telefon etmeyi düşünmüşler telefonların çalışmadığını görmüşler. Birinin çaresizlik içinde denemeleri sonuç vermiş 156 jandarmaya teknemiz battı ölüyoruz mesajını ulaştırmışlar.

Jandarma konum atmalarını istemiş başarılı olamamışlar, bu arada teknenin kalan yarısı da suya gömülünce her birsi çil yavrusu gibi dalgalı denizde sağa sola saçılmışlar. O saatten sonra dalgalar kadınları kocalarından çocuklarından ayırmış kıyamet günü gibi bir her kes bir tarafa dağılmış.

BATAN TEKNE VE ÇARESİZLİK İÇİNDE BİRBİRİYLE HELALLEŞME

Bir anne çocuğuyla dalgalarda sürüklenirken onlara bir şey yapamayan babanın çaresizliğini görmüşler. Onlar eşiyle birbirlerine sıkıca tutunarak boyunlarında kanguruda çocukları olduğu halde korku içinde dalgalarla mücadeleye başlamışlar.     
Bayan ağlarken iyi yüzücü olan eşi ona sıkı tutunmasını tembih ederek sakinleştirmiş ve canını dişine takarak kulaç atmaya başlamış. Bir süre sonra yorgunluktan bitap düşüp durmuş, kabul etmek istemeseler de büyük umutlarla çıktıkları yolculuğun sonuna geldiklerini iliklerine kadar hissetmiş, içleri kan ağlayarak birbirleriyle helalleşmişler.

Bir süre daha kulaç attıktan sonra erkek “yoruldum” deyince bayan oğlunu ondan almış aynı anda eşi sulara gömülmüş.  Daha sonra ölmüş cesedi su yüzüne çıkmış ama sonra sularda kaybolmuş, bayan kucağında iki çocuğu ile suların ortasında tek başına kalakalmış. Durmadan ayaklarını çırparak bir taraftan yardım için yüksek sesle bağırarak ayakta kalmaya çalışmış.

GÖZLERİ ÖNÜNDE EŞİNİN VE İKİ ÇOCUĞUNUN BOĞULARAK ŞEHİT OLMASI

Karanlığın içinden bir başka kazazede sesine cevap vermiş, sırayla yardım çağrısı yapmışlar. Ayaklarını çırpmaktan yorulduğu anda sürekli su yutan 2,5 yaşındaki oğlunun başı yana düşmüş, birkaç dakika sonra da 8 aylık bebeği de kucağında hayatını kaybetmiş.

Gözlerinin önünde eşini ve iki çocuğunu kaybeden bir bayan aklını kaybedip kendini sulara bırakması gerekirken ölmüş çocukları elinde ölürsek cesetlerimiz birlikte bulsunlar diyerek o halde çırpınmaya tuzlu suları yuta yuta bağırmaya ve duaya devam etmiş.

Gücü tamamen tükenmek üzereyken ayakkabılarını çıkarmak istemiş ama çocukları bırakamadığı için çıkaramamış. Tam bu sırada yanlarından sahil güvenlik teknesi görünmüş avazı çıktığı kadar bağırmış ama bir diğer kazazedenin de bağrışları arasında sahil güvenlik teknesi yakınlarından geçip gitmiş.

Bu arada erkeğin cesedi adeta ona cesaret vermek ister gibi su yüzüne çıkıp yanlarında belirmiş, çok geçmeden yakınlarından geçen bir balıkçı yatı onları görüp yanların yanaşmış ve merdiven atarak önce hayatını kaybetmiş çocuklarını sonra bayanı almış.

ÇOCUKLARIN ÖLDÜĞÜNÜ GÖREN BALIKÇININ HIÇKIRIKLARI

Balıkçı çocukların hayatını kaybettiğini görünce hıçkıra hıçkıra ağlamaya başlıyor. Bu arada karanlığın içinden 15-16 yaşlarında bir kızın abla beni de kurtar sesini duyuyor eşinin cesedini almak üzereyken ona yöneliyorlar. Henüz ayakta kalmış bir erkeği de birlikte kurtarıyorlar.

Bayanın kendi çocukları ölmüş olsa da sonradan tekneye aldıkları birkaç çocuğun daha kalp masajıyla hayata olduğu anlaşılıyor. Yat sahibi bunları götürüp sahil güvenlik ekiplerine teslim ediyor. Islak elbiseler üzerinde yarım saat diğer kaybolanları aramaya devam ediyorlar.

Dalgalardan yüksek sesle çığlıklardan ve soğuk suyun içinde kalmaktan bayanın kulakları duymayacak hale geliyor.  Gözyaşları içinde görevlilerden ailelerini aramalarını rica ediyorlar ancak onlara vebalı gibi davranan görevliler yardımcı olmuyorlar.

Gece boyunca suyun içinde kalmış sırılsıklam ıslak elbiseler üzerinde eş ve çocuklarının gözü önünde ölümüne şahit olmuş durmadan hıçkırıklarla ağlayan bir bayana karşı görevliler adeta kaskatı kesilmişler.

GÖREVLİLERİN İLGİSİZLİĞİ GAZETECİLERİN ACIMASIZLIĞI

Lavaboya gitmek için memurun ofisinden çıktığında dışarda ailesi gözüne ilişiyor, “baba hepsi gitti” diye seslenince orada bekleyen eşinin kız kardeşi “abi” diyerek yere yığılıyor. Ardından kazazedeleri gazetecilerin önüne sıralıyorlar, fotoğraflar çekiliyor ertesi gün manşetlerde “tekne battı… öldü” gibi vicdansızca ifadeler yer alıyor.

Sonra denizden kurtardıkları 16 yaşındaki annesi hapiste halası suda boğulmuş kızla yan yana oturtarak sağlık kontrolü için hastaneye götürülüyorlar.  Erken yaşta acılar yaşamış ve olgunlaşmış kızcağızla birlikte yol boyunca kayıpları için ağlıyorlar.

Hastanede uzun bekleme döneminde de basın fotoğraf çekmeye devam ediyor, yaşadıkları acı kimsenin umurunda değil bir süre de polislerin giydirecekleri terörle mücadele yazılı yeleklerin gelmesi için bekletiyorlar.  Bu yeleklerle bol bol fotoğrafları alındıktan sonra geri götürülüyorlar.

Bayan her şeyini kaybetmiş biri olarak son yaşadıklarına hiç üzülmüyor bile, doktorun yaptığı sakinleştiriciden sonra adeta tüm hislerini kaybediyor bir süre ağlamaları da kesiliyor boş gözlerle etrafa bakmaya başlıyor.

ACILAR İÇİNDE KIVRANAN ANNEYE POLİSİN YAPTIĞI HAKARETLER

Polislere çocuklarının cenazelerini görmek istediğini söylüyor, morga gittiğinde siyah torba içinde saatler önce birlikte yolculuğa çıktıkları iki kadın cesedini daha getiriyorlar. Hala ıslak elbiseler içinde çocuklarının cenazesini görmeyi beklerken polis bayanlardan birinin “sen katilsin çocuklarını sen öldürdün” şeklindeki ithamlarına maruz kalıyor. Eşiyle çocuklarını kaybetmiş bir diğer kazazede devreye giriyor.

Hakaret eden polise kibarca “hanımefendi” diye hitap ederek “siz bizi asla anlayamazsınız, yok yere işten atıldıktan sonra hamallık yaparak eve ekmek götürmenin ne demek olduğunu bilir misiniz? Bize başka çözüm bıraktınız mı ki bizi yargılıyorsunuz” diyor. Ancak polis onları anlamıyor suçlamaya devam ediyor, geride kalan bir polis kaş göz işaretiyle onu dikkate almamalarını söyleyince çaresiz susuyorlar.

Çocuklarını buz gibi cesetlerine sarılıp öpen anne gece saat 2 den sonra eşinin cesedinin getirilmesini beklemek istiyor ancak emniyete geri götürüyorlar. Annesinin uzattığı şalvar ve bluzla ıslak elbiselerini memurun önünde utanç içinde değişmesine saatler sonra izin veriyorlar.

Bir taraftan elbiselerini değiştirirken polis bayanın hakaretleri devam ediyor, eşinin öldüğünü söylemesine inanmıyor cesedi bulunamadığı için yüzerek karşıya geçtiğini düşünüyorlar. Bir süre sonra yan odadaki polislerin telefon konuşmalarından eşinin cesedinin bulunduğunu öğreniyor. Ama onu görmek için hastaneye gitmesine izin vermiyorlar.

Sabaha kadar beklemenin ardından parmak izleri alınıp sorular soruyor kaçakçıları öğrenmek istiyorlar ama onlarla iletişimi erkek kurduğu için bayandan bilgi alamıyorlar. Polislerden biri sürekli suçluyor diğer polislerin acılarına saygılı oldukları görülüyor.

YALVARMALAR SONUCU ACILI KADININ AİLESİYLE GÖRÜŞTÜRÜLÜYOR

Ağlamaktan gözleri kan çanağına dönmüş bayanın yalvarmalarından sonra sabah aileleri ile görüştürüyorlar. Annesine sarılıp dakikalarca sessizce ağlıyor, babasına “acıya dayanamadığını Allah’tan kendi canını da almasını istediğini” anlatıyor, babası çaresiz kızını teselli edecek kelime bulmakta zorlanıyor, titrek sesle “öyle deme kızım Rabbim seni bize bağışladı” diyebiliyor.

Annesi geceden beri ıslak ayakkabı içinde olduklarını görüyor ve aceleyle giydiği terliklerini vererek kendisi çıplak ayakla dolaşmak zorunda kalıyor.

Annesi tutuklu, babası kazazede ve kıyafet getirecek kimsesi olmayan 16 yaşındaki kız ise gün boyunca ıslak kıyafetler içinde kalmaya devam ediyor.

Sekiz aylık çocuğunu kaybeden emzikli bayan her saat başı kendine acı veren sütünü sağmak için lavaboya gidiyor. Akşama doğru nezarete atılacağını söyleyince adli suçlularla aynı odada kalma korkusuyla yıkılıyor. “Ne olur beni göndermeyin” diyerek yalvarıyor.

Nezarethanede yer olmadığı için depo olarak kullanılan bir odaya alıyorlar. Karanlık bir odada her gözünü kapadığında eşi ve çocukları gözünün önüne geliyor, battaniyenin üzerinde sabaha kadar ağlayıp dua ederek geceyi geçiriyor.

Hayatında kimseye zararı dokunmamış eşinin ve melek çocuklarının ciğerine batan acısını hissediyor, hıçkırıklar içinde yaptığı dualarında “ biz ne suç işledik Rabbim” diye yalvarırken yorgunluktan sabaha karşı kendinden geçiyor.

Sabaha kadar bir mucize olmasını, bir kâbustan kalkmış gibi uyanıp gözünü açtığında eş ve çocuklarının yanında olmasını diliyor. Şehit olduklarını gözleriyle gördüğü halde onların çıkıp geleceklerini bekliyor.

GECE BİTİYOR POLİSİN ACILI ANNEYE BAĞIRMASI, AVUKATIN VİCDANSIZLIĞI

Gece bitiyor, görevliler arasında nöbet değişimi oluyor yeni gelen polis daha ağzını açmadan bağırmaya başlıyor. Oturduğu yere kızıyor, kameranın görüş açısındaki bir yere oturmasını istiyor. Yarım saatte bir gelip saçma bahanelerle bağırıp çağırıyor.

Ailesi endişe içinde mahkeme huzuruna çıkmayı beklerken CMUK un atadığı avukat  “seni kesin tutuklarlar,” gibi ifadelerle felaket tellallığına başlıyor. Ellerinden bir şey gelmeyen babası korku içinde “Allah’ım şuracıkta benim canımı al kızımı hapse koymalarına izin verme” diye dua ediyor.

Abisi dayanamayıp avukata “ Siz nasıl vicdansız insanlarsınız” diye çıkışıyor. Avukat pişkince tecrübesinden bahsedip olacakları bildiğini anlatıyor.

Savcı çağırıp olanları anlatmasını istiyor, bayan anlatırken yazıcı bayan ağlayarak yaşananları kayda geçiriyor. Savcıya cenazeleri defnetmek istediklerini söylüyorlar.

Gözyaşları içinde Hâkim karşısına çıkıyorlar, “yurt dışı yasağı haftada bir imza” karşılığında serbest bırakılıyor. Oradan eşinin memleketine gidiyorlar, yol boyunca taziye mesajlarıyla telefonları hiç susmuyor.

BELEDİYE MASUM İNSANLARA TERÖRİST MUAMELESİ YAPIYOR, CENAZE ARACI VERMİYOR

Belediyenin eşi gibi tertemiz insanları hatta altı bezli bebekleri bile terörist ilan edip cenaze aracı vermek istemediğini öğreniyorlar, bu duruma bile üzülemiyor, Allah’ın zalimlerin hiçbir şeyini nasip etmediğini düşünerek teselli oluyorlar.

Cenazelerin teşhisi, cenaze aracının ayarlanması, işini kendi ailesine söylemeden eşinin kız kardeşi yapıyor. Eşinin ailesi çocukları tutuklandığını düşünerek gittikleri yerde çocuklarının ölüm haberiyle karşılaşınca anne yere yığılıyor.

Belediye cenaze aracı vermeyince başka bir kazazedenin tutuğu yakın bir şehre giden özel cenaze aracından yardım istiyorlar, araç bir saatlik yoldan geri dönerek onların cenazelerini alıyor.

Olay bir milletvekilinin Twitter’dan duyurmasıyla yayılıyor ve yaşanan insanlık dışı muameleye karşı belediyeye tepkiler yağmaya başlıyor. Bunun üzerine insafa gelen belediye başkanı şehirden uzaklaşmış aileyi arayarak “araç verebileceklerini bildirdiğini ailenin kabul etmediğini” söyleyerek kendini savunuyor.

Şehirde gasilhaneye gelince bayan önce beyaz kefen içinde boylu boyunca uzanmış eşinin başına gidiyor. Abisi uzanıp kefeni açınca rengi değişiyor, bayılacak gibi oluyor, çünkü ardan geçen üç güne rağmen ceset hala canlı gibi yumuşak.

Bayan kendini bırakı veriyor ” giderken çocuklarımızı da aldın gittin, beni neden almadın, beni bırakıp gittin, lütfen ben gelene dek bekle” diye eşinin cenazesiyle konuşuyor. Arkada bulunan herkes hıçkırıklara boğularak onları izlerken o eşiyle tekrar tekrar vedalaşıyor.

Sonra hıçkırıklar içinde oğlunun cenazesi başında saçlarını okşuyor, adeta hepsi de canlı gibiler, daha hiçbir dünya zevki tatmamış 8 aylık kızını öpüp kokluyor, “açıktın mı kalk seni emzireyim” diyerek onunla da konuşuyor.

İMANI SAYESİNDE YAŞADIĞI TRAVMAYA DAYANMAYA ÇALIŞAN ACILI ANNE

Yaşadığı bunca acıya en sevdiği üç insandan ebediyete kadar ayrılığa imanın verdiği güçle dayanmaya çalışıyor. Cenazeye katılım çok kalabalık oluyor. İstisnasız katılanların hepsi bu masum insanların zulüm altında ölümüne ağlıyor. İmam ülkedeki baskı ortamından korkmadan “şehit” diye anons ederek hep faydalı hizmetler vermiş hayatında kimseye zararı dokunmamış fedakâr öğretmen için helallik diliyor. Aileden üç kişi aynı anda yan yana toprağa gömülüyor.

Kalabalık içinden KHK ile ihraç edilmiş bir diğer mağdur imamın hıçkırıklar içindeki “firavunlar devrini yaşıyoruz, çok yalnız kaldık, çok garip kaldık, siz şehitler diyarına gittiniz kurtuldunuz, ya bizler ne yapalım” şeklindeki duası tüm kalabalığı gözyaşlarına boğuyor.

Eşinin gömüldüğü yerle ailesinin arası yaklaşık 17 saatlik bir yolculuk gerektiriyor, her hafta imza vermek zorunda olduğu için eşinin ve çocuklarını mezarını sık ziyaret edemiyor, gittiğinde de ancak bir hafta kalabiliyor.

Eşinin mezarı başında “düğünde ben beyaz gelinlik sen siyah damatlık giymiştin, şimdi sen beyazlara büründün gittin bana kararan dünyam ile mücadeleyi bıraktın” diyerek hasbihal ediyor.   

Aynı dertle dertlenmiş birbirini tamamlayıcısı olmuş iki hak dostundan biri olarak genç kadın evinde koşturan evlatların olduğu mutluluk dolu bir yuvaya sahipken aklına hiç ölüm gelmediği bir dönemde evini, eşini ve çocuklarını yani sevdiklerinin hepsini kaybediyor.

Şimdi ülkeyi yönetenlerin şu soruları cevaplaması gerekiyor.

İşinden ve ekmeğinden ettiğiniz yüz bini aşkın insanı neyle suçladınız? Bunlar darbenin neresinde yer aldılar ki sizin bu zulmünüzü hak ettiler? Daha gencecik yaştan itibaren kendilerini unutup ülke gençliği için hayatlarını feda eden bu insanlar ne yaptılar ki ülke içinde onlara vebalı muamelesi yapıp hayatlarını zindan ettiniz ve yaşam mücadelesi için ölümü göze alarak ülkeyi terk etmek zorunda bıraktınız?

Ülkeyi ele geçirmiş bir zalimler güruhu ilahi adaletin bir gün onları kıskıvrak yakalayacağını unutarak bu yuva gibi binlerce ailenin cenazeleri üzerine basarak kendi habis saltanatlarını kuruyorlar...
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER ANALİZ HABERLERİ