Can Dündar: Erdoğan seçimleri neden kaybetti?

Ülkemde ve dünyada sayısız seçim izledim. Son yerel seçim gibisini görmedim. İktidar, sanki seçime değil, savaşa giriliyormuş gibi, sanki ittifaklar yarışmayacak, düşman ordular savaşacakmış gibi bir kampanya yürüttü.
"Şef", sarayından meydanlara indi, 102 miting yaptı. Bütün televizyonlara çıktı. Muhalefete yasakladığı medyayı tam bir propaganda makinesi gibi kullandı. Meydanlardan öfke saçtı, kazanırsa yeni savaşlar, daha çok cezaevi ve idam sehpası vaat etti. Muhalif adaylar kazansa bile "teröre yardım" suçlamasıyla koltuklarına oturmalarına izin vermeyeceğini söyledi. Yeni Zelanda saldırısının korkunç görüntülerini her meydanda çoluk çocuk herkese defalarca izletti. Şahin İçişleri Bakanı, "Seçilsinler de görelim bakalım" diye cop salladı.  İktidar sözcüleri, kaybedeceklerini anlayınca din silahını devreye soktu: "Bize oy verirseniz, Allah mahşerde hesap sormayacak" diyecek kadar ileri gittiler.

Muhalefet, bu polemiklere girmek yerine, zekice bir stratejiyle Erdoğan’ın intiharını keyifle uzaktan izledi; meydanlarda sadece "huzur ve barış" vaat etti.

Seçmen, hiç görmediğimiz kadar sessizdi. Son ana kadar rengini belli etmedi; korkudan anketlere cevap vermedi. Sandığın kurulmasını bekledi ve tepkisini orada gösterdi.


Türkiye’nin en büyük, en kalabalık üç kenti, İstanbul, Ankara ve İzmir, muhalefetin eline geçti. AKP geçen yılki seçimde aldığı oyunu ve birinci parti pozisyonunu korurken, ana muhalefetteki sosyal demokratlar oylarını yüzde 8’e yakın artırdı ve ittifakla birlikte AKP’nin oyuna yaklaştı. "Erdoğan’ın alternatifi yok" diyenlere "Biz varız" mesajı verdi.

Bundan sonra ne olacak?

Erdoğan seçim gecesi, "Yola devam" mesajı verdiyse de bundan sonra yolun çok engebeli olacağını görüyor. Ortağı milliyetçilerden beklediği desteği bulamadı. Tümüyle ele geçirdiği medya hiçbir işine yaramadı. Partiyi birlikte kurduğu, sonra bir kenara koyduğu küskünler ordusu giderek büyüyor; karşısındaki cephe de öyle… Herkesi ötekileştirerek, geniş kanatlı bir "ötekiler ittifakı"nın kuruluşuna hizmet etti. En önemlisi, ekonomi tam bir çöküşe geçti. Şimdi yerel seçim zaferiyle morallenmiş bir muhalefetle birlikte evine daha az ekmek götürebilen kitlelerin huzursuzluğunu da bastırmak zorunda…

Bunu yaralı bir aslana dönüşüp şimdiye kadar olduğu gibi her itiraz sahibini hapsederek yapabilir veya "huzur" lafının prim yaptığını görerek –faturayı şahinlere kesip- bir süreliğine gerilim politikasından geri çekilebilir. Erdoğan’ın pragmatizmini bilenler, iki ihtimale de şans tanıyor. Ancak iki ihtimalde de bundan sonra işleri eski rahatlığıyla yürütmesi çok zor. Dış politikadan sonra şimdi iç politikada da sıkıştığı, büyüyen enflasyon ve işsizlik rakamlarıyla uğraştığı, "yenilmez" imajı sarsıldığı için saraydaki hayatı çok zorlaşacak.

Almanya’ya geldiğimden beri ısrarla, "Ekranlarda, gazetelerde hep Erdoğan’ı görüyorsunuz, ama bir başka Türkiye var. Şimdilik sessiz olan ‘öteki Türkiye’, demokrasiye sahip çıkacak" diyordum.

İşte o Türkiye konuştu geçen haftasonu ve "Biz buradayız" dedi.

Türkiye’de bahar dalları filizlendi. Bundan sonra bol yağış olsa da yaz, ufukta göründü.



Bu yazı Die Zeit'ten alınmıştır.
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER ANALİZ HABERLERİ