Bunun adı soykırım!

Türkiye’deki hukuksuzluk ve zulümden kaçan Fahrettin Doğan ve ailesi, Yunanistan'a geçmeye çalışırken Meriç Nehri'nde boğularak can verdi.
Bu hukuksuzluk ve zulüm ortamının en başta gelen sorumlularından Yargıtay’ın ve yargı mensuplarının eline kan bulaştı.

Öğretmen olan Fahrettin Doğan ve ailesi Bankasya’ya para yatırmak ve ByLock kullanmak suretiyle silahlı terör örgütü üyesi olmak suçlamasıyla karşılaşınca, bu hukuksuzluk ve zulümden ve oluşturulan linç ortamından kaçmak için Avrupa’ya gitmeye karar vermişlerdi.
 
Yargıtay'ın hukuka aykırı olarak elde edilen Bylock bilgilerini terör örgütü üyeliği için tek başına delil olarak kabul etmesi tarihte görülmemiş bir zulme kapı aralamıştır. Bir an için hukuki yollardan elde edilmiş olduğu kabul edilse bile, bu husus tek başına terör örgütü üyeliğine delil olarak kabul edilemez

 
İnternette herkese açık olarak GOOGLE PLAY dan 500.000, APP STORE dan 100.000, toplamda 600.000 kişi tarafından indirilen bir programdan dolayı bu kadar insanın tek kalemde terör örgütü üyesi kabul edilmesi hangi hukuka, hangi vicdana ve hangi akla sığar, anlamak mümkün değil?
 
Yargıtay 16. Ceza Dairesinin Bylock konusunu işlediği kararında açıkladığı ve kimi zaman basında yer alan içeriklere göre, hiçbir terör ve şiddet eylemi bulunmadığı ve darbe planlamasına ilişkin içerik elde edilmediği görülmektedir. Hal böyle iken Yargıtay'ın mesaj içeriklerine dahi bakmaksızın, kişilerin terör örgütü üyeliği suçuna ilişkin kastını sorgulamaksızın, Bylock programını indirmeyi veya kullanmayı tek başına suç delili sayması hukuk dışıdır ve zulümdür.
 
Bylock programının hak sahibi David Keynes, ByLock’un, 2014 yılının mart ayından sonra Apple Store ve Google Play adlı online mağazalarda kullanıma açıldığını, Ocak 2016 itibariyle kullanımdan çıktığını belirtmektedir. Oysa belirtilen tarihler itibariyle Gülen Hareketi Devleti yönetenler ve cemaat mensupları dahil tüm insanlar tarafından "Cemaat, Camia, Hizmet Hareketi" şeklinde tanınmaktadır ve terör örgütü olduğuna dair kesinleşmiş bir mahkeme kararı bulunmamaktadır.
 
Gülen Hareketinin terör örgütü olduğuna ilişkin iddialar 15 Temmuz'a kadar kamuoyunda hiçbir karşılık bulmamış ve hatta bu iddianın birincil sahipleri de Gülen Hareketinin terör örgütü olduğuna inanmadıklarını, 15 Temmuz sonrası yaptıkları açıklamalarda ortaya koymuşlardır. İlk olarak 26.05.2016 tarihli MGK toplantısında “bir terör örgütü olan paralel devlet yapılanması” ibaresi kullanılmıştır. Bu tarih itibariyle yine bir mahkeme kararı yoktur ve Bylock programı kullanımda değildir.
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan, darbe girişiminin ilk dakikalarında Atatürk Havalimanında yaptığı açıklamada “Bunların silahlı bir terör örgütü olduğu ortaya net olarak çıktı” diyerek, Gülen Hareketini 15 Temmuz'a bağlı olarak terör örgütü ilan etmiştir(1). Yine Cumhurbaşkanlığı sözcüsü İbrahim Kalın 19.08.2016 tarihli beyanında "Türkiye’nin 15 Temmuz'dan bu yana yeni bir terör örgütü ile karşı karşıya olduğunu” söylemiştir(2). TBMM eski başkanı ve AKP kurucusu Bülent Arınç 21.07.2016 tarihli konuşmasında “Silahlı terör örgütünün Fetullahçı olduğunu o gece öğrendim” açıklamasını yapmıştır(3).
 
Yargı camiasından da aynı yönde açıklamalar yapılmıştır. HSYK Başkanvekili Mehmet Yılmaz 22 Eylül 2016 tarihinde "Darbe gecesi bu örgütün terör örgütü olduğu yönünde ayan beyan, kimsenin karşı çıkamayacağı deliller çıkınca soruşturma açıldı" demiştir(4). Yılmaz, 12 Ekim'de ise; “Bunlar örgüt ama ne örgütü dendiğinde ‘hizmet örgütü’ deniyordu. Avrupa’dan da aynı sesler geliyordu 15 Temmuz gecesi, bu örgütün silahlı terör örgütü olduğu konusunda kimsenin kafasında kuşku kalmadı.” demiştir(5).
 
Darbe soruşturmasını yürüten savcılar iddianamelerinde aynı görüşe yer vermişlerdir. İddianamelerde; “15/07/2016 günü ... gerçekleştirmiş olduğu bu eylem ile de (FETÖ/PDY) silahlı örgüt vasfını kazandığı değerlendirilmiştir.” görüşü hakimdir.
 
Buna göre, Gülen Hareketinin silahlı terör örgütü olduğu konusunda 15 Temmuz 2016 tarihine kadar hiçbir delil ortaya konulamamış ve bu husus yürütmeden yargıya Devletin tüm üst kademe yöneticileri tarafından da açıkça beyan edilmiştir. Hal böyle iken, on binlerce, yüzbinlerce insanın dini duygularla veya eğitsel amaçlarla yaptıkları faaliyetlerin, hukuk devleti ilkesinin gerekleri de yerle bir edilerek bir gecede suç sayılıp, terör örgütü üyeliğine delil kabul edilmesini tanımlayan tek kelime "zulüm" dür.
 
Silahlı terör örgütüne üye olmak suçunun manevi unsurunu, silahlı terör örgütünün belli amaçlarını “silahlı olarak” gerçekleştirme gayesini bilerek ve isteyerek örgüte girme iradesi oluşturmaktadır. Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 26.10.2017 tarihli son kararı da bu yöndedir.
 
Yargıtay ve ilk derece mahkemelerdeki yargı mensupları 15 Temmuz'a kadar Devletin en üst kademe yöneticilerinin bile terör örgütü diyemedikleri ve bunu ispat edemedikleri bir yapı içerisinde yer alan insanları, Bylock kullanma, Bankasya’ya para yatırma, eğitim kurumunda çalışma ve benzeri hiçbir terör/şiddet ve suç unsuru içermeyen, önceden de yasaklanmamış bulunan ve hatta yöneticilerin "KHK olmasaydı yapamazdık" deyip normalde yasa dışı bir unsur olmadığını itiraf ettikleri faaliyetleri suç sayarak bu hukuksuzluğa, zulme büyük katkı sağlamışlardır.
 
15 Temmuz'a kadar Devleti yönetenlerin dahi bilmediği ve ispat edemediği bir durumu, suç isnat edilen yüzbinlerce kişinin ve somut olaydaki şüphelinin bildiğini, yani suçun manevi unsurunu ispat etmek için elinizde hiçbir şüphe oluşturmayan kesin delil olması gerekmez mi?
 
15 Temmuz'dan aylar önce kullanıma kapatılan ve herkesin "cemaat" dediği bir ortamda kullanımda olan Bylock programını kullanmanın (veya Bankasya vb iddiaların) suç delili olduğunu ileri sürmek, hiçbir hukuk, akıl ve vicdan tarafından kabul edilemez. Yasa dışı delil olması bir yana, velev ki yasal yolla elde edilmiş olsun; kullanımda olduğu dönemde "FETÖ/PDY" adında bir örgüt olmadığı gibi, Gülen Hareketinin terör/şiddet içeren bir eylemi veya amacı da ortada bulunmadığından dolayı, Bylockun suç delili sayılması mümkün değildir.
 
Öte yandan, 150 binden fazla insan hakkında ihraç/gözaltı/tutuklama işlemleri yapıldığı, sistematik işkence uygulandığı halde, bu insanlardan bir tekinin bile şiddet eylemine başvurmadıkları ve silah ve benzeri suç unsuru ele geçirilmemesi dikkate alındığında, bu insanları terörle itham edenlerin, karar veren yargıçların şapkalarını önüne koyup düşünmeleri gerekmez mi; "karşılaştığımız tabloda toplumdaki en eğitimli, zararsız ve suça bulaşmamış bu insanları hangi delillerle terörle suçluyoruz, bu işte bir terslik yok mu" diye?!..
 
İnsanların, temel hak ve özgürlüklerin kullanılmasına yönelik faaliyetler ve kişisel tercihlerinin keyfi şekilde suç unsuru sayılmasından dolayı cezaya uğramaktan, hukuksuzluktan, iktidara bağlı bir kurum haline gelmiş yargı eliyle zulme uğramaktan kaçmaları çok normal.
 
Hayır hayır! Zulüm kelimesi bu yapılanları açıklamaya yetmez. İnsanların zulümden kaçarken boğularak ölmeleri, gözaltında işkence sonucu öldürülmeleri, intihar etmelerine sebep olunması, açlığa mahkum edilmeleri, kaçırılmaları, bedensel ve zihinsel zararlar verilmesi vesaire..
 
Bütün bunların mevzuatımızda ve uluslararası anlaşmalara göre (UCM'yi kuran Roma Statüsü) bir tek karşılığı bulunmaktadır; o da SOYKIRIM.. Yargı mensupları, ne yaptıklarının ve hangi suçların altına imza attıklarının farkındalar mı acaba? (HABER-ANALİZ)



DİPNOTLAR:

1- http://m.haber7.com/ic-politika/haber/2046581-erdogan-havalimaninda-konustu-zamanlamaya-dikkat# 

2- http://www.trt.net.tr/francais/turquie/2016/08/19/article-d-ibrahim-kalin-bruxelles-a-un-probleme-555000 

3- http://www.hurriyet.com.tr/bulent-arinc-silahli-teror-orgutunun-fethullahci-oldugunu-o-gece-ogrendim-bana-ahmak-diyebilirsiniz-40159063 

4-http://www.cumhuriyet.com.tr/m/haber/turkiye/604177/HSYK__ihraclarin_neden_darbeyi_bekledigini_acikladi.html 

5- http://www.cumhuriyet.com.tr/m/koseyazisi/614303/HSYK_Baskanvekili__Avrupa_tercumeyi_bile_beklemedi.html
Yükleniyor...
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER ANALİZ HABERLERİ