'BM'nin ByLock kararıyla ortaya çıkan hukuksuzluklar'

Türkiye'de on binlerce kişinin mağdur edildiği ByLock'la ilgili BM'nin verdiği kararla birlikte önemli hukuksuzluklar ortaya çıktı.




İsmail S. Gülümser/Aktifhaber


Birleşmiş Milletler Keyfi Tutuklamalar Çalışma Grubu(BM-KTÇG); Antalya eski Vali Yardımcısı Mestan Yaman’ın başvurusuna karşı Türk hükümetinin iç hukuk tüketilmediği için başvurunun kabul edilmemesi gerektiği yönündeki tezini ve OHAL döneminde bazı hakların askıya alınabileceği tezini de en temel hakların tedbir almadan kısıtlanamayacağı için reddetti.

21 Ağustos 2018 tarihinde Bylock davalarının nasıl insan hakları ihlalleriyle dolu olduğunu gösteren bir karar aldı ve 42/2018 sayılı bu kararını 14 Ekim 2018 tarihinde yayınladı. Raporda Yaman’ın gözaltına alınıp tutuklanmasından başlayarak, mahkeme sürecinde yaşanan bütün hak ihlallerini tek tek tespit edip Byclock davası olarak bilinen benzer davalardaki hukuksuzlukları ortaya koydu.

Yaman’ın gasp edilmiş tüm haklarının iade edilmesine yaşadığı tüm mağduriyetler için tazminat ödenmesine karar verdi.

KTÇG YE GÖRE YAMAN’IN GÖZATLINA ALINIP TUTUKLANMASINDAKİ HUKUKSUZLUKLAR

Yaman 1.Eylül.2016 tarih 672 sayılı KHK ile ihraç edildiği gün Muğla’da ziyaret için gittiği ailesinin evine yapılan baskınla gözaltına alınıp Antalya’ya götürüldü,

-5 gün boyunca kendisine neyle suçlandığı açıklanmadı, avukatı dahil hiç kimse ile görüştürülmedi,

-Avukatıyla ilk görüşmesinde yanında polis hazır bulundu ve görüşmeyi kayıt altına aldı,

-İlk sorgusunda bir tanığın ifadesine dayanarak örgüt üyeliği ile suçlandığını öğrendi,

-Çocuklarından birini Gülen hareketi ile ilişkili yasal bir okula göndermekle suçlandı,

-5 gün sonra adli kontrol şartıyla serbest bırakılmışken bir gün sonra nedeni belirtilmeden yeniden gözaltına alındı,

-11 Eylül 2016 da avukatsız “2013 te örgüt sohbetlerine katılmakla” suçlanıp sorgulandı ve tutuklandı hala tutuklu,

-10 ay boyunca hiç mahkemeye çıkarılmadı, 2 Haziran 2017 de bu kez Bylock kullanmakla suçlanıp sorgulandı,

-Yaman Bylock kullanmadığını ve istihbarı delilin CMK'ya göre suçlamada kullanılmayacağını belirtti,

-İddianame bile hazırlanmadan 12 ay tutuklu kaldı ilk iddianame Eylül 2017 de hazırlandı,

-14 ay mahkemeye çıkarılmadan tutuklu kaldı, ilk duruşması 7 Kasım 2017 yapıldı, savcının suçlamada kullandığı tanık sohbetlerde Yaman’ı görmediğini ifade etti,

-3 Ocak 2018 de son duruşma olduğu bildirilmeden mahkemeye çıkarıldı, hukuk normlarına göre yargılanmadı,

-Hakkını savunmak için kendi tanıklarının da dinlenmesi, Bylock için bilirkişi incelemesi gibi tüm istekleri reddedildi,

-Duruşma öncesi avukatıyla görüşme fırsatı verilmedi, sürekli kısa tutmasını isteyerek savunma hakkını sınırlandırdı,

-Mahkeme ana tanığı Yaman’ın ve avukatının olmadığı ortamda dinledi, tanık onların sorgulamalarından kaçırıldı.

-Benzeri birçok davada da olduğu gibi, istihbarat servisince gönderilen Bylock kullanıcı listesinde olduğu gerekçesiyle terör örgütü üyesi olmakla suçlanıp 7 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırıldı.

DAVADA İHLAL EDİLEN HAKLAR

BM kararında, Yaman’ın BM'ce koruma altına alınan, asla suç gibi gösterilemeyecek üç temel hakkı kullandığı için gözaltına alındığı tutuklandığı tespiti yapılmıştır.

Keyfi gözaltına alma ve tutuklama yapıldı

Yaman’ın gözaltına alınıp özgürlüğünden yoksun bırakılırken;

Yakalama belgesi göstermeden gözaltına alınması,

5 gün boyunca suçlamaların kendisine bildirilmemesi,

Bu süre zarfında avukatıyla görüştürülmeden hukuki yardım almasının engellenmesi,

İlkinde 6 gün ikincisinde 4 gün suçlama olmadan avukatıyla görüşmeden tutulması

Bütün bunlar “gözaltına alınma nedenleri kısa sürede şüpheliye bildirilmesi hakkının, avukatına erişim hakkının, bir mahkemeye etkin başvuruyla itiraz hakkının” ihlal edildiğine ve işlemin

“keyfi gözaltı” olduğuna hükmetmiştir.

Düşünce ve düşünceyi açıklama, örgütlenme toplantı ve iletişim hürriyeti ihlal edildi

Yaman’ın düşünce ve örgütlenme özgürlüğü kapsamındaki;

2013 yılında Gülen hareketince organize edilen dini sohbetlere katılması,

2014 ten önce Apple Store’den indirilebilen herkese açık bir uygulamayı indirmesi,

Yakın çevresiyle telefon yoluyla ilişki kurması ve iletişim araçlarını da kullanarak örgütlenmesi,

Gibi faaliyetleriyle suçlanması “düşünce, düşünceyi açıklama ve barışçıl toplantı yapma özgürlüğü, iletişim araçlarını kullanarak kendini ifade etme özgürlüğü”nün kendisini de kullanılamaz hale getirdiğine en temel hürriyet olan,

“düşünme, örgütlenme ve diğer insanlarla iletişim özgürlüğünün” ihlal edildiğine hükmetmiştir.

“Adil yargılanma hakkı” ihlal edildi

BM tarafından koruma altında olan;

Avukatıyla baş başa görüşme hakkının engellenmesi,

20 dakikayla sınırlandırıp avukatıyla yeterli görüşme süresi verilmemesi,

Görüşmen kayıt altına alınarak savunma gizliliğinin korunmaması,

Sürekli savunmasının kısa tutulması isteterek savunma hakkının sınırlandırılması,

Tanığın ifadesinde sanık ve avukatının bulunması engellenerek tanığa soru sorma hakkı verilmemesi,

Bylock konusunda bilirkişi inceleme ve tanık dinleme talebinin geri çevrilerek delilleri sorgulama hakkının önlenmesi,

Bütün bunlarla “avukata erişim hakkı, savunmasını yapmak için yeterli süreye ve kolaylığa sahip olma hakkı, lehine delilleri sunma hakkı, aleyhine tanığı sorgulama hakları” ihlal edilerek “Adil yargılanma hakkı” nın ihlal edildiğine hükmetmiştir.

Yaman’ın her ay yaptığı tüm tahliye taleplerinin reddedilmesi,

Anayasa Mahkemesine yaptığı başvurunun benzer tüm davalardakinin kopyası şeklindeki bir ifadeyle “Bylock kullanmanın tek başına terör örgütü üyeliği için yeterdir” diyerek tutukluluğun uzun ve keyfi olduğunu reddetmesi,

2014 yılından önce Bylock yüklediği için terörle suçlanıp 7 yıl 6 mahkûmiyet kararı verilmesini değerlendirmiştir.

Yaman’ın görüşleri sebebiyle ayrımcılığa tabi tutulduğu ve özgürlüğünden yoksun bırakılmasının keyfi olduğuna karar vermiştir.

Sonuç bölümünde;

Yamanın derhal serbest bırakılmasını,

Tüm hak ihlallerinin tazminatları da ödenerek giderilmesini,

Keyfi tutuklamalara yol açan olayların bağımsız bir şekilde soruşturulmasını,

Sorumlular hakkında gerekli işlemin yapılması, bu kararın en geniş şekilde yayınlanmasını istemiştir.

Türk toplumunun terörist olarak tanımı yapılmamış, on yıllardan beri ülkenin hukuk sistemi içinde birçok alanda yaygın olarak faaliyet yapan, her vatandaşın hizmetlerinden bir şekilde yararlandığı bir grubun yasaların yasaklamadığı etkinliklerine katılanlardan bazılarının suçlanmasının ve yaptığı faaliyetler yasal bile olsa mahkûmiyet kararı verilmesinin “kanunsuz suç olmaz” ilkesinin ihlali olduğu vurgulanmıştır.

Gülen’le bağlantılı olsa bile yasal olarak faaliyet yapan kuruluşlara üyeliğin ya da irtibatın cezai sorumluluk oluşturmak için yeterli olmadığını, terör suçlamasının 15 Temmuz’dan önceki eylemlere geriye dönük olarak uygulanamayacağını belirtmiştir.

Mahkeme Yaman’ın Bylock kullanmadığıyla ilgili ifadesini ve bilirkişinin dinlenmesi yönündeki isteğini dikkate almadan, MİT tarafından temin edildiği söylenen flaş belleğin incelemesine bile fırsat vermeden, listeyi delil kabul edip mahkûmiyet kararı verse de, bu davalarda kullanılan listelerin hukuki delil niteliğinde olmadığı birçok raporda değerlendirilmektedir.

BYLOCK LİSTELERİ HUKUKİ DELİL NİTELİĞİ TAŞIMAMAKTADIR

Her ne kadar BM KTCG’un yaptığı değerlendirmede konu sadece özgürlükler ve insan hakları ölçeğinde ele alınsa da, Türkiye’de Bylock’la ilgili tüm verilerin derlenip çok detaylı incelenerek uluslararası raporlar ışığında değerlendirmelerin yapıldığı “Bylock gerçeği” isimli sitede yer alan hukuki değerlendirmelere baktığınızda, iktidarın hukuki bir delil gibi sunduğu listelerin hiçbirinin hukuki delil niteliği taşımadığını görüyorsunuz. İlgili sitede bu konu birkaç farklı yönü ile değerlendirilmiş ve hukuki mütalaalar yapılmış.

Aziz Kamil Can’ın “Yargının Bylock İmtihanı” başlıklı yazısına göre;

Mahkemelere gönderilen ve birçok kişinin sorgusuz sualsiz ceza almasına yol açan excel listeleri

Yasadışı yollardan elde edildiği,

Listelerdeki bilgiler değiştirildiği ve güvenilir olmadığı,

Listelerin temin edilmesinden tasnifine kadar hiçbir aşamasının mahkeme kararına dayalı olmadığı için Anayasamız ve CMK nin ilgili hükümlerine göre yasal delil olarak kullanılamayacağı belirtilmiştir.

Bu listeler insanları mahkeme kararı olmadan suçlamak için illegal yollarla elde edilmiş, değiştirilmiş ülkemiz ve tüm uluslararası hukuk normlarına göre yasal delil olma özelliği olmayan çelişkilerle doludur.

LİSTELER YAŞADIŞI YOLLARDAN ELDE EDİLDİĞİNDEN YASAL DELİL OLAMAZ

Yargıtay kararında Bylock verilerinin “satın alma” yoluyla elde edildiği belirtilse de MİT in kendi açıklamaları bunu yalanlamaktadır. MİT raporunda verilerin “teşkilata özgü teknik istihbarat usul, araç ve yöntemleri kullanılarak elde edilmiştir” denmesi verilerin yasadışı yollarla elde edildiğinin itirafıdır. Ülkemiz dâhil tüm evrensel hukuk normlarında yasadışı yöntemlerle elde edilen verilerin hukuki delil olarak kullanılamayacağı açık olarak belirtilmektedir.

Bilgilerin alındığı server’in bulunduğu Litvanya hükümeti hukuk müşavirliği insan hakları örgütlerinin baskısı üzerine Türkiye’de toplu tutuklamalara yol açan bu işlemi Meclisin Hukuk Düzeni Komitesinin gizli oturumunda ele almış komite başkanı Julius Sabatauskas verilerin hukuk dışı yollarla elde edildiğini;

“Türkiye’nin verileri usulüne uygun elde ettiğine dair elde bir veri bulunmamaktadır” sözleriyle anlatmıştır.

MİT in satın alma yoluyla elde ettiğini iddia ettiği Litvanaya’daki servis sağlayıcı firma “Chery Servers”

Kendilerinin sunucu güvenliğinden sorumlu olmadıklarını birilerinin müşterilerine ait bilgilere sızabileceğini,

Kişisel bilgiler için üçüncü taraf kuruluşlarla işbirliği yapıp en küçük bir bilgiyi vermelerinin mümkün olmadığını,

Şirketin Litvanya dışında herhangi bir ülkenin mahkemelerine ve kolluk kuvvetlerine karşı hesap veremeyeceğini,

İçeriklerin şirket tarafından bilinmediğini, müşteri vazgeçince 1 hafta içinde silinip yeni kullanıcıya sunulduğunu aktarmıştır.

MİT’in Bylock içeriğinin yüklü olduğu serverdaki bilgileri satın alma yoluyla elde etmediğini ilgili server firması açıkça belirtmiştir. Bu veriler kişisel bilgiler içerdiğinden gizlidir ve hiç kimse bu kadar çok sayıda insanın özel hayatının gizliliğini ihlal edecek bir veri grubunu satışa sunma cesareti gösteremez.

MİT kullanıcılara ait bilgileri uluslar arası adli yardımlaşma yoluyla almış olsaydı bu veriler yasal delil olabilirdi.

Hâlbuki ilgili devletin meclis hukuk birimi yasal yoldan alındığına dair bir bilginin olmadığını açıklamıştır.

Bir diğer ülke görevlileri meclis kararı olmadan böyle bir bilgi havuzunu paylaşması hukuken mümkün değildir.

Zaten MİT ve Adalet Bakanlığı bilgilerin Litvanya hükümetiyle iletişim içinde temin edildiğini iddia etmemektedir.

AB üyesi veri korumaya tabi Litvanya’da hükümetle iletişim kurmadan bilgileri şirketten satın alma iddiası yalandır.

MİT in de itiraf ettiği gibi bilgiler uluslararası siber suç yöntemiyle “hacker”lenerek kanun dışı yolla elde edilmiştir.

Türkiye ve Litvanya AB nin karşılıklı adli yardım sözleşmesine(CİYAKAS), siber suçlar sözleşmesine(SSS) taraftır.

Bu olay hariç AB de taraf ülkelerden bugüne kadar binlerce suçla ilgili adli yardımlaşma talep edilerek alınmıştır.

İşlemlerin bu sözleşmeye göre yürütülmesi gerekirken MİT uluslararası hukuku çiğnemiş, yasadışı iş yapmıştır.

MİT uluslararası yükümlülükleri, hukuki işbirliği anlaşmalarını atlayarak yasadışı verileri kullanıma sunmuştur.

Bu durum iktidara yakınlığıyla bilinen bir yazarın“..Kod adı baybay” isimli kitabında Baltic (Chery) nin Server’ın açığı bulunarak erişim sağlandığını “.. ini Bylock’a böyle girildi” denilerek verilerin yasadışı yollarla elde edildiği, 18 milyon mesajın kopyalandığını, bunun server tarafından fark edilmesi üzerine açığın kapatıldığını belirtmiş, bu ne iktidar ne de MİT tarafından yalanlanmamıştır.

Verilerin ele geçirdiği günlerde iktidara yakın bir medya kuruluşunda “Türk istihbaratı siber operasyonla Litvanya’da bulunan bir serverin şifrelerini kırıp 215 bin kullanıcıdan 53 binini ele geçirdi” denilerek anlatılmış bu da MİT tarafından yalanlanmamıştır.

MİT in özel hayatın gizliliğini ihlal edip dijital verilere erişebilmesi içeriği inceleyebilmesi için mahkeme kararı gerekmektedir. Hâlbuki Bylock verileriyle ilgili ilk mahkeme kararı 9 Aralık 2016 yılında alınmıştır. MİT  dijital verileri Mayıs 2016 tarihinden itibaren ilgili devlet kurumlarına gönderdiğini açıklamıştır. Bu verilerin yasadışı yollarla elde edilip kullanıldığı açıkça ortadadır.

Bylock verileri yasadışı yolarla elde edilmiş, mahkeme kararı olmadan kimseye hesap vermek zorunda olmayan sorgulanamayan, verilerin geçerliliği araştırılamayan MİT tarafından yasadışı yollarla tasnif edilip partililer ayıklanmış ve hedefledikleri insanları suçlamak üzere emniyet müdürlüklerinin savcılıkların kullanımına sunulmuştur. Hem anayasamıza hem CMK ya hem de uluslar arası normlara göre mahkeme kararı olmadan özel hayatın gizliliğini ihlal ederek elde edilen Bylock listeleri delil olarak kullanılamaz, bu gerekçeyle verilen cezaların tamamı hukuki dayanaktan yoksundur.

LİSTELERDEKİ BİLGİLER GÜVENİLİR OLMADIĞINDAN YASAL DELİL DEĞİLDİR

Avrupa FOXIT şirketi ve hukukçu Willam Clegg-Simon Baker mütaalası gibi Bylock listelerinin güvenilir olmadığını anlatan birçok raporda;

İstihbarat verilerinin ham bilgi olduğu, ilgilinin gıyabında toplandığından,

Muhatabın itiraz etme yanlışı düzeltme hakkının bulunmadığından,

Hâkim güvencesi ve hâkime müracaat hakkının olmadığı için hiçbir zaman delil olarak kullanılamaz denilmiştir.

MİT’in çelişkili ve asılsız tespitler yaptığı,

Şeffaflıktan ve ispat edilebilir olmaktan uzak ve kusurlu olduğu,

Soruşturmanın sonuçlarını şaibeli hale getirdiği,

Kullanıcı bilgilerinin nasıl tespit edildiğine dair verilen bilgilerin açıklayıcı olmadığı tespiti yapılmıştır.

MİT’in hazırladığı listelerde birçok çelişki ortaya çıkmış, kamuoyu önünde cevap vermekten kaçınılmıştır.

Önceden listede olduğunu iddia edile birçok kişi listeden çıkarılmış bunların nasıl ayıklandığı açıklanmamıştır.

Birçok partilinin Bylock kullandığı bunların listelerden silindiği ileri sürülmüş sorgulanamamıştır.

Tutanaklarda sistem tarafından silindiği döneme ait verilerin yer alması gibi onlarca tutarsızlık bulunmaktadır.

Bylock üyeliğinde kişisel bilgi alınmamıştır, kişi isimlerinin nasıl belirlendiği doğru olup olmadığı belli değildir.

Telefon IP numaralarının kişi isimlerini belirlemede güvenilir olmadığı suçlamada kullanılamayacağı kanıtlanmıştır.

IP yetersizliğinden telefon operatörleri birçok sanal IP dağıtmış, IP yi değiştirmiştir, IP ile gerçek kişiye ulaşılamaz.

Aynı IP yi kime verdiğini şifresiz LOG kayıtlarını tutan, istediğinde elle değiştirebilen operatör bilgileriyle kişi suçlanamaz.(kontrol edilemediğinden bu bilgilerin aktarılırken değiştirilmediğini ispatlama şansına yoktur)

BTK nın operatörlerden aldığı telefon kaydı bilgileri yetersizdir, değiştirilebilir olmasından dolayı güvenilir değildir

Bu yüzden mahkemelerin telefon operatörlerinin bilgilerine güvenmesi mutlak bir veri gibi görmesi yanlıştır.

Bylock IP yerine VPN ile bağlantı sağlamış sadece IP kayıtlarıyla yapılan belirlemelerin boşa çıktığı anlaşılmıştır.

BTK, HTS, CGNAT, ISP ve Bylock sunucu kayıtlarının karşılaştırılması halinde belki kişilerin doğru tespiti mümkündür Hâlbuki MİT in elinde Bylock sunucu kayıtlarının olmadığı, bu karşılaştırmaları yapma şansının olmadığı ortadadır.

Bütün raporlarda bu vb hareketle MİT in müdahalesiyle hazırlanmış bilgilerin güvenilir olmadığı tespiti yapılmıştır.

Tutarsızlıklarla dolu MİT raporunu yazanlar sorgulanmaktan kaçmak için kimliklerini gizledikleri,

Hazırladıkları rapor için nitelik ve tecrübelerinin bilinmediği, bilirkişilerce sorgulanamadıkları,

Raporlarında ortaya çıkan birçok yalan için cevap vermekten kaçındıkları,

Şüpheliler hakkında ileri sürdükleri iddiaları, yalanlamak için delillere ulaşma fırsatı vermedikleri,

Hazırladıkları listelerin aldıkları yerden kendilerinin bile ikinci kez sorgulama doğrulatma şansılarının olmadığı,

Şüphelilerin adli yargılamanın temel prensibi olan iddia sahiplerini sorgulama haklarının olmadığı ortadadır.

Şüphelilerin verileri bilirkişilere inceletme talepleri tüm mahkemelerce reddedilmesi güvenilir olmadığının kanıtıdır.

MİT in adli ilkelere bağlı olmadığından verdiği bilgilerin adli vakalarda delil olarak kullanılması mümkün değildir.

Raporda programı indiren 150-180 bin kişi bilgisi yanlıştır, programı 500 bin civarında kişinin indirdiği belirlenmiştir.

Bylock un HSYK seçimlerinden önce kullanıma açıldığı bilgisi yanlıştır ondan çok önce program kullanıma açılmıştır.

Cemaat tarafından geliştirildiği iddia edilmiş David Keynes tarafından geliştirilip kullanıma açıldığı anlaşılmıştır.

Bylock’un herkese açık olmadığı, sadece cemaat üyelerinin davet yoluyla yükleyebildiği bilgisi de gerçek dışıdır.

18 milyon yazışmanın ele geçirildiği ileri sürülmüş mahkemelere delil olacak tek veri sunulamamıştır.

MİT raporu birçok kişinin gereksiz yere suçlanmasına birçok yuvanın yıkılmasına yol açtı, bunlardan biri de 22 yıl önce emekli olmuş Albay İsmail Gül; oğlunda Bylock çıktığı için KHK ile Albayın rütbeleri söküldü, emeklilik hakları elinden alındı buna kalbi dayanamadı ve vefat etti. Sonra Bylock listeleri değişti oğlunda Bylock olmadığı ifade edilerek rütbeleri geri verildi, ancak mezardaki Albay bunu göremedi.

BYLOCK LİSTELERİ MAHKEME KARARI OLMADAN DÜZENLENDİĞİNDEN YASAL DELİL OLAMAZ

Tüm mahkemeler 24 Nisan 2017 tarihinden sonra verdikleri karalarda; Yargıtay Ceza Dairesinin 24. Nisan 2017 tarih ve Yargıtay Ceza Kurulunun 26 Eylül 2017 de verdiği onay kararına dayanarak Bylock listelerinin yasal delil olduğuna hükmetmiş birçok kişi hakkında 6-7 yıl arasında değişen cezalar vermektedir. Hâlbuki Yargıtay’ın verdiği bu karar geçersizdir.

Çünkü daire kararında dijital verilerin yasal olabilmesi için incelenmeden önce Hâkim kararı olmasını zorunlu kılan CMK nın 134. Maddesine göre işlemin yürütüldüğünü;

-Listelerin “MİT tarafından satın alma yoluyla” elde edildiğini,

-Verilerin bir belleğe yüklenerek Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildiğini,

-Başsavcının da 9 Aralık 2016 tarihinde Ankara 4. Sulh ceza hâkimliğinden izin aldıktan sonra mahkeme kararıyla listelerin incelenip tasnif edildiğine kimin Bylock kullandığının bu tarihten sonra belirlendiğine yer vermiştir.

Yani Bylock listelerinin CMK 134. Maddesi uyarınca 9 Aralık’ta alınmış hâkim kararından sonra hazırladığı için yasal veri olduğuna hükmetmiştir.

Hâlbuki Emniyet hâkim kararı olmadan listeleri tasnif etmiş ve merkezi veri tabanı oluşturmuş ve illerin hizmetine sunmuştur. Bu sistemden yararlanarak savcılıkların sorularına emniyet karardan aylar önce cevap vermeye başlamıştır. Emniyetin tutuklular hakkında 2016 Eylül Ekim Kasım aylarında gönderdiği iddianamelere giren yazılarda tutuklular bylock kullandığıyla ilgili tutanaklar mevcuttur.

Ayrıca MİT in kendi açıklamasında Bylock verilerinin Mayıs 2016 tarihinden itibaren ilgili devlet kurumlarına gönderildiği belirtilmiş, mahkeme kararından 7 ay önce kullanıma açılmıştır.

CMK 134. maddeye göre Bylock verileri hâkim kararı olmadan incelenip tasnif edildiği için tamamı yasadışıdır, delil olma niteliğini kaybettiğinden Yargıtay’ın verdiği her iki kararda gerçek dışı bilgilere dayalı olarak verildiği için hukuka aykırıdır. 9 Aralık 2016 dan önce emniyetin Bylock’la ilgili yazdığı yazılar yeni kanıt olduğundan Yargıtay kararı geçersizdir ve yeniden yargılanma talep edilecektir. Anayasanın 38 ve CMK nın 217 maddesine göre bu verilerin hiçbirisi mahkûmiyete esas teşkil etmez

BYLOCK LİSTELERİNE GÖRE VERİLEN CEZALAR YASADIŞIDIR VE HÜKÜMSÜZDÜR

Bylock davalarında verilen kararlar İç hukuk normlarına ve AİHS aykırı olduğu ortadadır.

CMK 134. Maddedeki “.. el koymadan önce hâkim kararı gereklidir” hükmü ihlal edildiği için veriler yasadışıdır.

Yargıtay gerçek dışı bilgilere dayalı olarak verdiği karar geçersizdir.

Kişilere bylock listelerini sorgulama fırsatı verilmediğinden çekişmeli yargı yapılmadığı için cezalar AİHS aykırıdır.

Tüm hukuk normlarına aykırı olarak elde edilen özel hayatın gizliliğine ait bilgiler yargılandığı için yasadışıdır.

Verilerin elde ediliş ve çözümlenmesinde çok sayıda çelişkiler olduğundan kullanılan deliller gerçek dışıdır.

Mahkeme kararı olmadan kişisel veriler yasadışı yollarla alınıp, iletişim özgürlüğü yargılamada kullanılmıştır

Adli kolluk yetkisi olmayan istihbarat birimlerinin verileriyle alınan yargı kararları AİHS tamamen aykırıdır.

Veriler tüm uluslararası anlaşmalar atlanarak yasadışı yollarla elde edildiği için, hukuk önünde geçersizdir.

Hukuk dışı yolla elde edilen bulgular yargılamalarda delil olarak kullanılarak Anayasanın 38 maddesi çiğnenmiştir

Güvenilir olmayan tutarsızlıklarla dolu Bylock listelerinin tek belirleyici olduğu yargılamalar geçersizdir.

BM Yaman kararında da olduğu gibi Türkiye’deki Bylock davalarında; yasadışı ve gerçeğe aykırı delillerin kullanıldığı, mahkeme kararı olmadan özel hayatın gizliliğinin ihlal edildiği ve adil yargılama olmadan düşünce hürriyeti kapsamındaki yasal faaliyetler yüzünden insanlar suçlanıp cezalar verildiği için ülkemiz uluslar arası mahkemelerde yüksek tazminat bedelleri ödemeye mahkûm olacaktır.










 
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER ANALİZ HABERLERİ