"Birgün bağımsız yargıçlar 15 Temmuz'u sorgularsa"

"Darbe gecesi cemaati sorumlu tutmada kullanılan ölümlü olayların mizansen olduğu yönünde kuşkular her geçen gün artıyor."


İsmail S. Gülümser/Aktif Haber

Türkiye’de 15 Temmuz 2016 da gerçekleştirilen darbe teşebbüsü sırasında 250 vatandaşımız ölmüştü. Erdoğan yönetimi bu olayın cemaat tarafından yapıldığını iddia ederek onlarla irtibatlı çok geniş toplum kesimlerini ölümlerden sorumlu tutmuş ve cadı avı başlatmıştı.


Darbe halkın tercihlerini yok sayarak demokratik yollarla iktidara gelmiş birilerine karşı yapıldığı için başlı başına bir suç olmakla birlikte olaya karışanların kendi masum vatandaşlarını öldürecek kadar insanlık dışı yöntemler kullandı bütün bunların elbette cezasız kalması düşünülemez. Bu teşebbüsü yapanlar ve ölümlerden sorumlu olanlar yargılanmalı ve hak ettiği cezayı almalıdır.

Ancak 15 Temmuz’da ölümlerden kim sorumlu sorusu büyük bir muamma olarak ortada duruyor.

Erdoğan ve onunla birlikte hareket eden bir gruba göre ölümlerden cemaat sorumlu, onlar daha darbe teşebbüsünün kim tarafından yapıldığı bilinmeden basın açıklamaları ile suçu cemaatin üzerine atmış ve yargıya gerek kalmadan o geceden itibaren onları sorumlu tutup ceza kesmeye başlamıştı.

Cemaate göre ölümler Erdoğan ve ekibinin aralarında bulunduğu cemaati devlet kademelerinden tasfiye etmek isteyen derin devlet yapıları sorumlu. Bu yapılar Ergenekon davalarından sonra suçlardan kurtarılma karşılığı Erdoğan’la anlaşarak onun ülkeyi darbeyle ele geçirme girişimine yardımcı oldu ölümlerde rol aldılar.

Bağımsız gazetecilere göre; Erdoğan’ın adım adım ülkede her birimi ele geçirmesinden rahatsız Atatürkçü ve NATO cu subaylar darbe girişimi başlatacaktı. Bu girişimi erken haber alan Erdoğan ve ekibi üst düzey komutanlarla anlaşarak darbeci grubu başsız bıraktı grubun içine yerleştirdikleri ajanlarıyla olayları diledikleri gibi yönlendirerek kendi darbelerini yaptılar.

Özgür dünyaya göre; Türkiye’nin ölümlü darbe sonrası ülkenin bazı iç sorunlarının çözümüne yönelik önlemlerde orantısız güç kullanması, yaşanan birçok şaibeli olayın üstünün örtülmesi, aradan 3 yıl geçmesine rağmen hala ölümlerden kimin sorumlu olduğuyla ilgili inandırıcı hiçbir delil ortaya konulamaması kurgu tezini güçlendiriyor.

Darbeler konusunda uzman akademisyenlere göre; 15 Temmuz dünyadaki hiçbir darbe teşebbüsüyle örtüşmeyen mantıkla izahı zor olaylar içeriyor. Bu bir darbeye benzemiyor ancak olaylardan kim sorumlu sorusunun cevabını bulmak için kimin yararlı çıktığına bakmak yeterli. Ölümlerden sorumlu olanları darbenin nimetlerinden yararlananların en yakınında aramak gerekiyor diyorlar.

ÖLÜMLERİ CEMAATLE İLİŞKİLENDİREN OLAYLARDA MİZANSEN KUŞKUSU

Darbe gecesi cemaati sorumlu tutmada kullanılan ölümlü olayların mizansen olduğu yönünde kuşkular her geçen gün artıyor.

Kalabalık ölümlerin olduğu yerlerdeki olaylar incelendiğinde ilginç şeyler ortaya çıkıyor.

-Köprü işgalinde cemaatin rolünün olmadığı askeri öğrencilerin bizzat Hava Kuvvetleri Komutanı Abidin Ünal’ın bilgisi dahilinde muhtemel bir terör olayını önleme bahanesi ile kandırılıp emirle oraya götürüldüğü anlaşılıyor. Halk arasına karışmış köprüdeki ölümlerden sorumlu istihbarat elemanlarının KHK ile tüm suçları temizlenirken, hiç silah kullanmayan askeri öğrenciler ölümlerden sorumlu tutulup müebbet hapis cezasına çarptırılması sorumluları saklama konusunda yapılan bir planın parçası gibi görünüyor.

-Mahkeme kayıtlarına giren ifadelerden o gece o gece Akıncı üssüne gizlice sokulmuş emekli pilotların kullandığı ışıkları sönmüş olarak inip kalkan 11 uçak ve helikopterlerin incelenmesi engellenerek suç şüphesi olanlar saklanıyor. Bunlar yerine bombaların atıldığı saatte üste oldukları kamera kayıtlarıyla sabit olan, kalktığı mühimmatla geri döndüğü hiç bomba kullanmadığı bağımsız raporla tespit edilen uçakların pilotları montaj olduğu anlaşılan bir ses kaydı ile ölümlerden sorumlu tutulup müebbetle yargılanarak suç onların üzerine atılmak isteniyor.

-Dalaman olayını bağımsız gazeteci olarak araştıran Ece Sevim Öztürk, gecenin ilk saatlerinde Cumhurbaşkanının kaldığı otel civarında dolaşan gizemli bir helikopterden açılan ateş sonucu ölenlerin ölüm saati değiştirilerek suçun oraya çok geç saatlerden gönderilmiş bir ekibin üzerine atılmak istendiğini belirliyor.

-Genelkurmay başkanı dahil tüm kuvvet komutanlarının çelişki dolu ifadeleri, olayları bir emirle durdurabilecekken o emri vermeyip olayın büyümesine adeta zemin hazırlıyorlar.

-Ordudaki ölüm emirlerini Özel Kuvvetler Komutanı Zekai Aksakallı’nın,

-Savaş gemilerine hareket emrini Deniz Kuvveleri Komutanı Bülent Bostanoğlu’nun saklandıkları yerden telefonla verdikleri aktarılıyor.

-Sıkıyönetim direktiflerinin Genelkurmay 2. Başkanı Yaşar Güler’in talimatıyla çekildiği anlaşılıyor.

-Genelkurmay başkanın son iki günde MİT müsteşarıyla saatlerce görüşme yaptığı,

-Hava Kuvvetleri Komutan’ın darbe öncesinde defalarca saraya gidip geldiği Komutanların bir şekilde planlamada yer aldıkları belirleniyor. Bütün bunlar açığa çıktığı halde komutanların ifade vermekten kaçırılması olayları saklamak için yapılan bir planın parçası gibi görünüyor.

Ölümlerden bizzat cemaat mensuplarını sorumlu tutacak hiçbir olay belgelenemiyor, onca yoğun sansüre rağmen zaman ilerledikçe her olayda çok sayıda çelişki ortaya dökülüyor.

ÖLÜMLERDE SORUMLULARIN BELİRLENMESİNİ ENGELLEMEK İÇİN YAPILAN PLAN

Olayları objektif olarak değerlendirip ölümlerden kimin sorumlu olduğunu araştırabilecek tüm birimler önceden belirlenip o gece ve sonrasına susturuluyor. Şüphe uyandıran çok sayıda olayın üstünün örtülmesi için olayları soruşturabilecek her birimle ilgili planlı bir çalışma yapıldığını gösteriyor.

Üst yargı mensuplarından başlamak suretiyle önceden belirlenmiş 4.500 den fazla hâkim ve savcı gece saat birde gönderilen bir emirle görevden alınıyor, ardından tutuklamalar başlatılıyor. Böylece cemaatin darbede rolü olup olmadığını araştırabilecek tüm adli personel ve onlara yardımcı olacak tüm kolluk kuvvetleri etkisiz hale getiriliyor.

Çok öncesinden başlanarak ne kadar zorlama olursa olsun doğruları savunma cesareti gösterecek cemaatle doğrudan ya da dolaylı irtibatlı 200 den fazla basın yayın kuruluşu kapatılıyor ve buralarda çalışan 2.500 den fazla sarı basın kartı sahibi yazar çizer susturuluyor. Cemaat mensuplarından başlamak üzere Erdoğan’ın baskısına boyun eğmeden olayları araştıracak aralarında Ahmet Altan, Nazlı Ilıcak, Ali Bulaç, Mümtazer Türköne, Mehmet Baransu’nun da olduğu 200 den fazla gazeteci tutuklanıyor.

Daha sonra olayları araştıran ve ölümlerde kurgu izine rastlayan Ece Sevim Öztürk gibiler tutuklanarak şaibeli ölüm olaylarının araştırılması engelleniyor. Kurgu tezini güçlendirecek ne kadar delil varsa konu hakkında yayın yasağı getirilerek yazmak konuşmak isteyenlerin sesleri kesiliyor.

Bağımsız yargı ve bağımsız basın yayın ortadan kaldırılarak hukuk dışı işlemleri denetleme görevi yapan tüm birimler yok ediliyor. Ölümlerden kimin sorumlu olduğunun ortaya çıkmasını engellemek için bütün tedbirler alınırken, suçlanalar hakkında bir delil gösterme gereği bile duymuyorlar. Masum insanlar komutanların emriyle gittikleri görev yüzünden olaya adı karıştırılarak senaryonun parçası haline getiriliyor.

CEMAATİ SUÇLAMADA KULLANILAN ÖLÜMLERİN SORUMLARI YARGILANACAK MI?

Erdoğan OHAL döneminde 32 KHK çıkardı ve cemaat mensuplarını ölümlerden sorumlu tutacak hiçbir delil ortaya koyamadı ancak her birini geçmişte işlediği yasal eylemlerini suç kapsamına sokup hukuk dışı yöntemlerle cezalandırma yoluna gitti, hala yeni tutuklamalarla cezalandırmalar artarak devam ediyor.

Bu davalarda bireysel suça rastlamak çok zor, yargılamalar bireysel suçlardan çok kişisel hürriyet kapsamında yapılan faaliyetler üzerinden yürütülüyor. Anayasaya ve ülkenin taraf olduğu sözleşmelere aykırı olarak cemaat mensupları; gazete aboneliği, telefon uygulaması, dernek-sendika üyeliği, banka hesabı, okula öğrenci kaydı, cemaatin kurumlarında çalışması, sosyal etkinlikleri ya da gönüllü yardım faaliyetlerine katılması gibi yasal eylemlerinden dolayı 6-10 yıl arasında cezaya çarptırılıyor.

Ölümlerden sorumlu olanlara gelince Erdoğan darbe günü işlenen suçları KHK larla koruma kalkanı altına aldı, cemaat mensupları yasal eylemleriyle suçlu bulunurken ölümlerde rol alanları sorgulayacak hiçbir adli birim bulunmuyor.

SUÇLAMALAR GERÇEKLERLE ÖRTÜŞMÜYOR    

Bu nasıl bir cemaat darbesi ki işten atılan 125 binden fazla cemaat mensubu devlet memuruna yapacakları darbeyi haber vermeyi düşünmemişler. Cemaatle irtibatlı olduğu için meslekten ihraç edilen çoğu eli silah tutan; emniyetçilerden oluşa 41 binden fazla iç işleri bakanlığı personelinin ve çoğu subaylardan oluşan 13 binden fazla savunma bakanlığı personeli asker ve polislerin bile kendi arkadaşlarının darbe yaptığından haberi yok.

3 yıldan fazla süreden beri işkenceyle imzalatılan ifadelere rağmen olay yerine komutanlarının talimatıyla gönderilenler dışında hiçbir cemaat mensubunun darbeye karıştığına dair delil ortaya konulamaması olayın arkasında cemaatin olduğu konusundaki spekülasyonları durdurmaya yetiyor.

Cemaatin en kritik yerlerde görev yapan olayın seyrini değiştirecek elemanlarına bile haber vermeden darbeye kalkıştığını iddia etmenin hiçbir mantıki dayanağı yok. Zaten Ahmet Nesin de bu darbenin cemaat tarafından yapılmadığını anlattığı yazısında orgeneral düzeyinde mensubu olmayan cemaatin darbeye kalkışmasının mümkün olmayacağını ordu mensuplarının onların teklifiyle harekete geçmeyeceğini açıkça belirtiyor.

Genelkurmay başkanı kuvvet komutanları ve orgeneral düzeyindeki diğer komutanların kendilerinden alt rütbede birinden talimat alması mümkün görünmüyor. Bu yüzden kimin darbe yapmakla suçlanacağı konusunda bir plan yapılıyor. Hava Kuvvetleri Komutanı Abidin Ünal’ın ricasıyla üsse çağrılan Orgeneral Akın Öztürk önce darbenin 1 numarası ilan ediliyor. Sonra işkence ile suç kabul ettirilmek isteniyor, ancak onca baskıya rağmen suçu kabul etmeyince planları bozuluyor darbe başsız kalıyor.

DARBE CEMAATTEN ÇOK ONDAN YARARLANALARIN KURGUSU GİBİ GÖRÜNÜYOR

Cemaatin darbe yaptığına dair emare yok ise darbeyi kim yaptı ölümlerden kim sorumlu darbe araştırmacılarının dediğine göre olayın arkasındaki eli darbeden kimin yararlandığına bakarak bulmak mümkün. İktidar partisi son dönemde cemaatin tüm faaliyetlerine el koymayı düşünüyordu bunu yapmak için kendine bir mazeret arıyordu. Darbe sonrası bu emeline kavuştu ve hem faaliyetlerine son verdi hem de mensuplarını devlet kadrolarından temizledi.

Bununla yetinmedi çıkardığı KHK lar ile devletin tüm denetim birimlerini ve bağımsız organlarını kendine bağladı, tek adam yönetimi adeta diktatörlük kurdu. Cemaatin darbeyle ilgili en küçük bir planı yokken Erdoğan ve ekibinin darbe öncesi ve sonrasına ait tüm planların hazır olduğu ve adım adım her birini hayata geçirdikleri görüldü. Darbeden cemaat çok zarar gördü tüm nimetlerinden ise Erdoğan ve ekibi yaralandı. Sonuca baktığınızda Erdoğan darbe yapsaydı neler olurdu bunlar bir bir gerçekleşti o zaman bu darbe kimin darbesi cemaatin mi? Erdoğan’ın mı?

Nasıl oluyor da cemaat yapmadığı işlerden sorumlu tutulurken Erdoğan ve ekibi yaptıkları işlerden sorumlu tutulmuyor?

KONU BİRGÜN BAĞIMSIZ YARGIÇLARIN ÖNÜNE GELİRSE CEVAPLANACAK ÇOK SORU VAR

Üst komuta kademesi olmadan darbe olmaz, darbede üst komuta kademesi kimin yanında yer aldı? Kimin darbesine yardımcı oldu?

Komutanlar kendi emri altındaki askerlere olayların içine çektiği halde onlar korunurken binlerce masum ordu mensubu nasıl suçlu ilan edildi?

Hangi delile dayalı olarak ilk günden itibaren Orgeneral düzeyinde elemanı olmayan cemaat darbe yapmakla suçlandı?

Cemaat ölümlerden sorumlu tutulup şeytanlaştırıldı ve haklarında cadı avı başlatıldığı halde niçin bir tek mensubunun ölümlü olayda rolü olduğu gösterilemedi?

Ölümlü olaylarda rolü olanlar için niçin koruma kalkanı getirildi ve soruşturmalar engellendi?

Köprüde silahlı adam öldürenler kollanırken emirle orya götürülmüş askeri öğrencilere hangi suçlarla müebbet hapis cezası verildi?

Cemaat mensupları yasal eylemleriyle suçlanıp cezalandırıldı, olayda sorumluluğu görülenler niçin yargıdan kaçırıldı?

Yargıç dokunulmazlığı hangi gerekçeyle yok edildi, yüksek yargı mensupları dahil binleri aşkın hâkim ve savcı o gece hangi delile dayalı olarak suçlandı ve görevden alınıp tutuklandı?

Bağımsız basın yayın kuruluşları anayasaya aykırı olarak hangi gerekçeyle müsadere edildi, gazeteciler tutuklandı?

OHAL ilanına sebep olan konular dışında birçok konuda iktidardan gitmemek üzere kalıcı düzenlemeler hangi yasal dayanakla yapıldı ve yetkiler neye göre gasp edildi?

Cemaat mensuplarının ölümlerden sorumlu tutulacağı bir delil yoksa cemaat mensuplarının mülkiyet hakları nasıl gasp edildi, kişisel mallarına hangi gerekçeyle el konuldu?

Darbeyle ülke yönetimini cemaat mi, yoksa Erdoğan mı ele geçirdi?

Ülke yönetimini gasp eden sorgulanmazken cemaat nasıl tüm bu suçların sorumlusu ilan edildi?

Sizce bu darbe Erdoğan’ın mı, yoksa cemaatin mi planı?

Darbe Erdoğan’ın planı gibi görünüyorsa ölümlerden Erdoğan mı, yoksa cemaat mi sorumlu?

Ne kadar saklansa da zamanla sorular artacak ve ölümlerden sorumlu olanlar bir bir ortaya çıkacak …

  
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER ANALİZ HABERLERİ