"AKP'nin yeni Türkiye projesi tabanda dahil toplumda karşılık bulmuyor"

Bu seçimde birçok nedenle seçmen tercihlerinde 2002'ye benzer büyük kaymalara ve değişimlere açık bir seçim olabileceği kaydedildi.
Koç Üniversitesi Siyaset Bilimleri ve Uluslararası İlişkiler Öğretim Üyesi Doç. Dr. Murat Somer, 24 Haziran seçimlerine giden süreçte, AKP’nin yeni Türkiye projesinin, tabanı dâhil toplumun genelinde karşılık bulmadığını söyledi.
Somer, “AK Parti seçmeni ve tabanı dahil olmak üzere önemli oranda memnuniyetsiz seçmen kitleleri var” dedi.

Birgün'den Meltem Yılmaz'a konuşan Somer, "Bu seçim birçok nedenle seçmen tercihlerinde 2002’ye benzer büyük kaymalara ve değişimlere açık bir seçim olabilir" ifadesini kullandı. 


Somer'in söyleşisi şöyle;

Partilerin seçim bildirgelerini değerlendirdiğinizde ne görüyorsunuz?

Bu seçimlerde muhalefet yenilikçi vizyonu, yapıcı projeyi ve geleceği temsil eden taraf olmayı şu ana kadar başardı. Demokrasi ve adalet problemleri yanında ekonomi ve eğitim gibi alanlara yoğunlaşmaları, normalleşmeyi ve toplumsal barışı vurgulamaları, birleştirici söylem kullanmaları doğru yaklaşım. Önümüzdeki dönemde ise ortak çalışabileceğini, yeterli kadrolara sahip olduğunu, yönetebileceğini ve “önce biz” diyeceğini göstermesi gerekecek. Dünyanın gidişatını ve bunun insanlarda yarattığı güvenlik endişeleri ışığında savunma ve güvenlik alanlarında olumlu vaatlere daha ağırlık verebilir.

İçerik açısından? Somut öneriler var mı?

İçerik açısından seçim bildirgeleri baskın seçim yapılmasından kaynaklanan zaman kısıtlarının etkisini yaşıyor. Keza Kürt Sorunu gibi konularda henüz somut öneriler yok. Bu, ülkenin içinde bulunduğu antidemokratik atmosferin de bir yansıması. Gene de partilerin önerebilecekleri ve toplumda karşılığı olan somut politikalar önerilebilir. Barışa ve güvenliğe gidecek yola dair demokratik ilkelerde anlaşılabilir. Kürt seçmenlerinin oylarının sonuç için çok önemli olacağı biliniyor. Ama önemli olan seçime yönelik vaatler değil inandırıcılık, iyi niyet, samimiyet ve ilkelilik olacaktır diye düşünüyorum.

Peki, hangi parti nasıl bir Türkiye vaat ediyor?

AK Parti ve Cumhurbaşkanı açısından iki farklı göstergeye bakmakta fayda var. Birincisi seçim manifestosu gibi belgeler. Bunlar açısından bakılırsa, AK Parti ve Cumhurbaşkanı bir yandan olmadığını iddia ettiği sorunları çözmeyi vaat ediyor. Enflasyon, yüksek faizler, cari açık, işsizlik, borçlanma, yoksulluk, yolsuzluk gibi. Bunlar çoğunluk seçmen için somut anlamda önemli problemler. Yol olarak da son on yıldır ama özellikle 2014 yılından beri önerdiği “reçetenin” aynısını öneriyor. Yani gücü daha da fazla tepede, güçlü olduğunu iddia ettiği tek adamda toplamak, merkezileştirmek. Bu açıdan yeni bir şey önermiyor diyebiliriz.

İkinci gösterge?

İkinci gösterge olarak AK Parti’nin daha ideolojik motivasyonlu seçmenine ve siyasal İslamcı tabanına yönelik olarak ifade ettiği, Meclis Başkanı’nın çıkışlarında ve Cumhurbaşkanı’nın bazı ifadelerinde beliren daha “devrimci” bir söylem ve gündem var. Bu söyleme göre Cumhurbaşkanı ve AK Parti toplumdan, devletin temel yapısında ve ilkelerinde, AK Parti seçmeninin de çoğunluğunun benimsemediği bazı radikal değişiklikleri yapmak için yeterli güç istiyor. Ama bunu açıkça ve tutarlı bir şekilde de söylemiyor. Çünkü bunlar AK Parti tabanı dahil toplumun genelinde karşılık bulmayan bir Türkiye projesini içeriyor.

Peki seçmen 24 Haziran’a hangi temel motivasyonlarla gidiyor? Bu seçimi, seçmen açısından farklı kılan nedir?

Bu seçim birçok nedenle seçmen tercihlerinde 2002’ye benzer büyük kaymalara ve değişimlere açık bir seçim olabilir. İlk defa denenecek ikiz seçim sistemi (milletvekili seçimleri ve iki turlu olmak üzere cumhurbaşkanlığı seçimleri), başta OHAL olmak üzere antidemokratik kısıtlamalar nedeniyle son derece adaletsiz şartlarda yapılacak seçimler, medya sansürleri, hapisteki siyasetçiler, yeni kurulmuş popüler bir parti (İYİ Parti), AK Parti’ye oy vermiş muhafazakar Kürt seçmenin durumu, ekonomik kriz ve iktidarın yaşadığı güç zehirlenmesi ve yolsuzluklar. Bunların yarattığı hoşnutsuzluk seçmenlerin büyük bir bölümünü alternatiflere ve kartopu etkisi dediğimiz zincirleme kaymalara açık hale getirmiş olabilir. AK Parti seçmeni ve tabanı dahil olmak üzere önemli oranda memnuniyetsiz seçmen kitleleri var. Ama bunun oy tercihlerine yansıyabilmesi için muhalefetin kazanacağına ve yönetebileceğine dair bir inanç ve ivme yaratması gerekecek.

AKP seçmeninin memnuniyetsizliği tam olarak nerede somutlaşıyor?

Eşitsiz seçim koşullarını ve toplumsal tepkilere rağmen yapılan, AK Parti seçmeninin bile desteklemediği şeker fabrikalarının satışı gibi politikaları ele alalım. Kör gözüm parmağına adaletsizlikler bir yandan tepki ve mağdura sempati yaratırken bir yandan da “güçlü olan iktidar” imajını ve dolayısıyla güçlünün yanında kalma eğilimi de yaratabilir. Bu durumda iki yönde tepki de olabilir. İktidarın her şeye rağmen algısı ağır basarsa güçlüyle aynı tarafta kalmaya doğru. Ümit varsa, muhalefetin kazanacağı, devri sabık yaratmaya değil ülkeye düze çıkarmaya odaklanacağı algısı oluşursa, hızlı tercih değişimleri olabilir.

Muhalefet bunu tetikleyecek ivmeyi yaratacak mı?

Kritik soru bu. Bu durumda “muhalefet kritik kazanma eşiğini aştı mı kitleselleşti mi?” “güçlü mü?” “yönetebilir mi? gibi sorular önem kazanacak. Bu da sonuçta imajla ve görünürlükle ilgili bir mesele. Muhalefetin bu konuda iktidarın yarattığı engelleri ve haksızlıkları aşması ve avantaja çevirmesi gerekecek. Öte yandan önemli oranda seçmen stratejik oy verebilir. Örneğin Cumhurbaşkanlığı seçiminde bir partinin adayına milletvekilliği seçimindeyse başka bir partiye oy atabilir. Tabii bunun için muhalefetin topluma iki ayrı seçim olacağını anlatabilmesi gerekecek.

Birinci tura ilişkin göstergeler ne yönde?

Şu anda muhalefet yükselme eğiliminde. Muharrem İnce, Meral Akşener ve Temel Karamollaoğlu kampanya yapmak için yeterli zaman bulamadılar ve son derece eşitsiz koşullarda yarışıyorlar. İnce’ye kitlesel medyada çok az yer verilirken Akşener üzerinde adı konulmamış bir ambargo var. Selahattin Demirtaş hapiste. Buna rağmen muhalefet yükselişte. Şu anda anketlerde kararsız gözüken ve metodolojik nedenlerle bütün partilere dağıtılan seçmenlerin çoğunun da mantıken muhalefete eğilimli olduğunu varsayabiliriz. Bu durumda Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın birinci turda seçilmesi kolay değil. Ancak bu durumu ve bu yönde değişimi önümüzdeki dönemde değiştirecek, seçim sonucunu etkileyecek kriz, skandal, şiddet ve terör olayları olur mu? 7 Haziran sonrasına benzer bir dönem yaşanır mı? Bu tür olasılıklara karşı herkesin hazırlıklı ve bilinçli olması gerekecek. Tabii bu tür krizler ve gelişmeler tam tersi yönde etki de yapabilir. Yani iktidar açısından da riskli. Muhalefetin kazanmasıyla da sonuçlanabilir.

Şu anda ikinci tur olasılık yüksek gözüküyor, diyorsunuz. Peki 2. Tura giden yolda kritik olan nedir?

Bunda 24 Haziran milletvekili seçimi sonuçları etkili olacak. Milletvekili seçimlerinde, eğer HDP barajı geçerse muhalefetin çoğunluğu kazanması ihtimali çok yüksek. Bu durumda da ikinci turda Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kazanması—eğer Millet İttifakı birlik içinde devam ederse--çok zor olacaktır. Çünkü moral üstünlük tamamen muhalefete geçer. Seçim kampanyası sırasında, özellikle 2. turda birbirini destekleyen liderler ortak mitingler yapacak mı? Birbirini “önce ben” demeden destekleyebilecek mi? Bu çok önemli. Bir diğer belirleyici de elbette Kürt seçmenlerin tercihleri olacak. Bu konuda hem muhalefetin söylemleri ve adımları hem de HDP’den gelecek sinyaller ve söylemler önemli ve kolaylaştırıcı olacaktır, sivil toplum düzeyinde diyalog da önemli olacak diye düşünüyorum.

24 Haziran seçimleri Türkiye’nin en çok hangi temel ihtiyacına dönük bir sonuç çıkarmalı ki, bir parça nefes alma imkânı yaratsın?

Türkiye’nin “temiz bir sayfa açmak” ihtiyacında olduğunu düşünüyorum. “Terörsüz ve barışmış” bir Türkiye’nin aynı zamanda da güvenli ve güçlü bir Türkiye olacağı açık. Bu konuda hem muhafazakar seçmene hem de Kürt seçmene güven verebilen, doğru ilkelere vurgu yapan, gelecek için barışın zorunluluğunu anlatabilen bir aday başarılı olabilir.

Cumhurbaşkanlığını Erdoğan kazanır, milletvekili seçiminde muhalefet ittifakı 300’ü geçerse Türkiye’yi nasıl bir tablo bekliyor?

Seçmenin tercihi buysa Meclis yasama ve denetleme yetkisini Cumhurbaşkanı da yürütme yetkisini kullanır. Herkes kendi yetkisini kullanır diğerine saygılı olursa hiçbir sorun olmaz. Meclis yasama yetkisini kullanarak kuvvetler ayrılığını yeniden tesis edecek yani demokratik bir başkanlık sitemine geçişi sağlayacak yasal düzenlemeleri yapar. Yeterli çoğunluğu yakalarsa parlamenter sisteme veya yarı başkanlık sistemine geçişe yönelik anayasal değişiklikleri de yapabilir. Eğer Cumhurbaşkanı yasamanın yetkilerine saygılı olursa bu şekilde de Türkiye normalleşebilir. Hesap veren, denetlenen ve yanlışların engellendiği bir yönetim çıkabilir. Bu Cumhurbaşkanı Erdoğan dahil herkesin yararına olur.

Olumsuz senaryo?

Olumsuz senaryo şu olur: Dünyadaki örnekler Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu durumda Meclis’i baypas ederek gücü daha da elinde toplamaya çalışabileceğini işaret ediyor. Uyum yasaları konusunda alınan olağanüstü yetkiler--Bakanlar Kurulu kararı yetkisi—de bu olasılığı gösteriyor. Bu otoriterleşmenin devam etmesi ve normalleşme sürecinin ertelenmesi anlamına gelir. Erken seçimler de gündeme gelebilir. Ama bu durumda çıkacak ekonomik sorunlardan da AK Parti ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın muhalefeti sorumlu tutması kolay olmaz. Bu sefer her ikisini de kaybedebilir. Tüm partilerin, aktörlerin, devletin kurumlarının ve toplumun uzun soluklu bir sürece hazırlıklı olması ve anayasal çerçeveler içinde hareket etmeleri gerektiğini, soğukkanlı, ilkeli ve kamu yararını ön planda tutan aktörlerin başarılı olacağını düşünüyorum.


 
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER ANALİZ HABERLERİ