AKP'nin örgütlü suç aparatları; Seçimler ve yolsuzluklar

"AKP iktidarı ön planda devleti yönetmek için görev almış yasal bir hükümet gibi görünse de arka planda yasadışı yöntemler kullanarak devlet yönetimini ele geçirmeye çalışan bir grup tarafından yönetiliyor."


İsmail S. Gülümser/Aktif Haber

Bugüne kadar hemen her konuda birçok yasadışı işe bulaştılar.


Özellikle son dönemde Türkiye’de hiçbir şey yasalara göre yürümüyor, farklı yasadışı yöntemler kullanarak ülke yönetimini ele geçiren bir suç örgütü artık yasal sınır tanımıyor.  Önceleri yasadışı işleri kapalı kapılar ardında yapıyorlardı 15 temmuzdan sonra yasaları tamamen bir kenara bırakarak açıktan yasa çiğneyerek yapmaya başladılar.

Şebekenin en önemli iki aracından biri yolsuzluk diğeri seçimler. Erdoğan girdiği her seçimde vitrinde ortaya koyduğu görüntü ile arka planda yaptığı faaliyetler arasında ciddi problemler var. Onlar seçimleri yaptıkları yasadığı işlerin bir şemsiyesi olarak görüyor ve yasadışı işleri meşrulaştırmanın bir aracı olarak kullanıyorlar. Seçimler serbest rekabet ortamında yürütülüyor gibi bir görüntü oluştursa da AGİK raporlarında da belirtildiği gibi hiçbir seçim adil değil taraflar eşit şartlarda yarışa girmiyor, seçimleri kendi lehlerine bozacak şekilde birçok hukuksuzluğu işliyorlar.

Devlet yönetimini ele geçirmede kullandıkları bir diğer önemli araç yolsuzluklar, Erdoğan yolsuzluklarla kendine diğerlerinin rekabetinin imkânsız kılacak kaynak oluşturuyor. Yasadışı yollarla elde ettikleri gelirle muhataplarına karşı parasal üstünlük kuruyor, mali güçle gerektiğinde muhaliflerinden zaafı olanları satın alarak kendi safına geçiriyor. Yolsuzlukla elde edilen gelirlerle yetki alanını sürekli genişletecek yeni adımlar atıyor.

15 Temmuz’dan sonra ilan edilen OHAL suiistimal ederek devletim tüm denetim birimlerini ellerine geçirdiler. Şu haliyle onların yaptıkları yasadışı işleri sorgulayacak hiçbir birim kalmadı bunun verdiği rahatlık içinde yasadışı işlerini daha da artırıyorlar.

SEÇİM KAZANMAK İÇİN İŞLENEN ÖRGÜTLÜ SUÇLAR

Erdoğan için seçim kazanmak yapacağı yaşa dışı işlere meşruiyet kazandırması açısından önemli hileyle kazanılan seçimlerden sonra halktan her türlü yasadışı iş yapma yetkisini aldığını, kanuni sınırları içinde kullanmak üzere verilen yetkiyle devlet görevlilerini muhalifleri sindirmede kullanabileceğini düşünüyor. Hukuksuzluklara itiraz edenlere seçimle aldığı yetkiyi göstererek kendini savunuyor. Bu yüzden onun için seçim kazanmak önemli seçim sayesinde ülke yönetiminde istediği gibi davranabileceğini devlet görevlilerini emir eri gibi hukuksuz işlerine alet edebileceğini zannediyor. Hukuksuz emri dinlemeyenleri görevden alıyor, ileride yaptıklarının hesabını sorabilecekleri tutuklatıyor. Her seçimin kazananı kaybedeni oluyor Erdoğan için ise başarısız olsa ülkeye zarar verse bile seçim kaybetmeyi kabullenmesi mümkün görünmüyor.

Girdiği her seçimde muhaliflere üstünlük sağlayıp seçim kazanmak için bazen yasaları eğip büküyor ya da boşlukları suistimal ediyor bazen yasadışı yöntemler kullanıyor. Mahalli idareler seçimlerinde devlet kaynaklarından halka dağıtılan kömür ve gıda yardımları parti yardımı gibi gösteriliyor, devlet imkânlarından dağıtılan malzemelerle ya da beldesine yatırım vadiyle kandırılan muhtarları kullanılarak köylüler yardımın kesilmesiyle tehdit ediliyor ve vatandaşlar AKP ye oy vermeye zorlanıyor.

Muhalif partileri itibarsızlaştırmak için çok çirkin kampanyalar yürütülüyor, şantaj kasetleri ile CHP ve MHP li yöneticiler yıpratılıyor. Helikopter kazasıyla BBP başsız bırakılıyor,  Ankara garı patlaması gibi yüzlerce vatandaşın öldüğü olaylarla HDP yıpratılıyor. Basında muhalif partililer hakkında aşağılayıcı haberler yaptırılıyor, sosyal medyada devlet kaynaklarından beslenen trol ordusuyla muhalifler hakkında ağza alınmayacak küfürler kullanılıyor. Parti başkanları makam vadiyle kandırılıp partiler başsız bırakılıyor.    

Bir yandan da seçim usulleriyle istedikleri gibi oynayarak sahte oy üretecek yollar geliştiriyorlar. Parmak boyasını kaldırdılar, mühürsüz oyları geçerli saydılar, SEÇSİS sistemine geçiyoruz diyerek seçmen kütüklerini değiştirdi sahte seçmen ürettiler, milyonları aşkın fazla oy pusulası dağıtıp suiistimale kapı araladılar. Bu düzenlemeden sonra AKP oyları birden %34 den % 47’ye yükseldi, bunun sebebini kimse soramadı.

Bir diğer faktör seçimler adil rekabet ortamında gerçekleşmemesi. AKP devlet bankalarından düşük faizli kredi vererek ele geçirdiği basını muhalifleri karalamada kullanıyor. Devlet kanalları dâhil muhalifler sadece kötülemek için medyada yer verilirken, kanallar hep bir ağızdan sadece iktidarın reklamını yapmak için çalışıyor.  Örtülü ödenekten kimseye hesap verme gereği duymadan aktarılan büyük devlet kaynaklarıyla tüm medya ve toplumun diğer bilgi edinme yolları manipüle ediliyor.

Diğer partiler sadece devletin kendileri için ayırdığı sınırlı kaynağı ve partili desteğini kullanarak yarış ederken, AKP devlet yardımı yanında devletten ihale alanların verdiği rüşvetlerle kurduğu ortak kasayı, devlette görev yapan partililerin yasaya aykırı olarak sunduğu devlet imkânlarını, çaldıkları paralarla oluşturdukları dev kaynakları kullanıyorlar.

Diğer partiler faaliyetlerini daha çok gönüllülerle yürütmeye çalışırken, AKP gönüllüler yanında Valiler dahil maaşlı tüm devlet memurlarını, okul müdürlerini öğretmenleri kullanıyor, kaymakamlar muhtarlar oy topluyor propaganda çalışması yürütüyor. Partiler sosyal medyada gönüllülerle seslerini duyurmaya çalışırken AKP istihbarat birimleri aracılığıyla devlet imkanlarından maaşa bağladığı trol ordusunu kullanarak çirkin karalama kampanyası yürütüyor.

Seçim kurulunun bağımsızlığı ortadan kaldırıldı, kurul ve komisyonlara partililer alınıyor. Bu elemanlar vasıtasıyla AKP tüm kişisel verilere ulaşırken, diğer partiler el yordamıyla çalışma yapıyor. İllerde seçilmiş belediye başkanları Erdoğan’ın talimatıyla seçim kurulu tarafından görevden alınıp yerine partili kayyum atanıyor. Yasalarda oluşturdukları boşlukları kullanarak seçimle kazanamadıkları yerlerin yönetimini yasadışı yollarla ele geçiriyorlar.

İstanbul Belediye seçimlerini yaptıkları onca hileli yönteme rağmen kazanamadılar, belediyeyi kaybetmemek için defalarca sayım yaptırdılar ancak sonuç alamadılar. Bu kez tüm seçim yasalarını çiğneyerek parti güdümüne girmiş YSK ya seçimi iptal ettirdiler. Muhaliflerin teslimiyetçi yaklaşımını kullanarak toplumu gerekçe göstermeden seçimi yenilemeye ikna ettiler.  Ancak toplum üzerinde o kadar olumsuz kanaat ortaya çıktı ki yaptıkları her türlü hukuksuzluğa rağmen başarılı olamadılar.

SUÇ ÖRGÜTÜNÜN YASADIŞI MALİ KAYNAKLARI

1994 de İstanbul Belediye başkanı olan Erdoğan İstanbul Deniz Otobüsleri (İDO) işletmesinin başına Erbakan’ın yolsuzluk potansiyeli olduğu için karşı çıktığı Binali Yıldırım’ı getiriyor. Bunu belediyenin diğer şirketleri takip ediyor. Belediye şirketlerinden yolsuzlukla gizli hesaplara veya ihale ortaklarına aktarılan paralarla parti kuruluyor.

İlk seçimlerde %34 ile iktidarı kazanınca devlet ihalelerini kontrol dışında yapacak yolsuzluğa açık hale getirecek yöntemler geliştiriyorlar. Bu amaçla kanunda 186 kez düzenleme yapıldığı basına yansıyor. Sadece 2017 yılında 10 bin civarı mal ve hizmet alımını ihalesiz yöntemlerle yakın şirketlere aktarıyorlar. Devletin tüm işlemlerinde ihaleler normalin çok üstünde fiyatlarla yakın çevresine veriliyor,  aradaki fark gizli hesaplara aktarılarak bölüşülüyor. Her yerde yol köprü baraj santral inşaatlarına başlıyorlar, her işlemden kendilerine pay alıyorlar. Bu yüzden Özal döneminde yapılan FSM köprüsü 125 milyon dolara mal olurken teknik imkanların daha da geliştiği AKP döneminde yapılan YSM köprüsü bunun 24 katı fiyatla 3 milyar dolara yapılıyor.

Devletin yürüttüğü tüm faaliyet alanlarını kapatıyor, özelleştirme adı altına çok düşük bedellerle satarak devlet kaynakları çevreleriyle paylaşılıyor. 200 milyondan fazla değeri tespit edilen Balıkesir SEKA 1,1 milyona 200 de bir fiyatına Albayraklara satılıyor.

Ses kaydı ile rüşvet ilişkisi içine girdiği anlaşılan TOKİ nin başındaki Erdoğan Bayraktar halkın konut ihtiyacını karşılamak bahanesiyle dar gelirlilerin ellerindeki alıp zengin kesimler lüks konutlar yapıyor. Yaklaşık 10 katrilyonluk kaynağı ihalesiz dağıtıp devlet denetiminden kaçırıyor yakın çevreyle bölüşüyorlar.

Devlet bankalarını yasadışı olarak İran petrol paralarını aklamada kullanıyor, Zarrab gibilerle kurdukları rüşvet ilişkisi sayesinde ticaret yapmış gibi bankalara giren paraları bavullarla yurt dışına çıkarırken yakalanıyorlar. Sadece bir bakanın oğluna ödenen rüşvetin 20 milyon dolar olduğu tespit ediliyor. Ekonomi bakanı rüşvet karşılığı bankanın alacağı komisyonu düşürerek devleti 150 milyon dolar zarara uğratıyor. Dört bakanın oğlunun adının karıştığı 17 Aralık operasyonlarında alınan rüşvetler paralar para kasaları polis tarafından tek tek belgeleniyor.      

25 Aralık dosyalarında Erdoğan ve oğlunun rüşvet çarkı tespit ediliyor. Kamu kurumlarının nasıl suça alet edildiği suç işlemek için meclisin kullanıldığı ve yasa değişikliklerinin yapıldığı belirleniyor. Etiler polis okulu arazisi gibi kıymetli arazilerin yasal değişiklik yapılarak Bilal Erdoğan’ın da ortağı olduğu bir gruba rüşvetle aktarılmak istendiği belirleniyor.

Basın yayın organları TMSF aparatı kullanılarak köşeye sıkıştırılıyor, daha sonra el konulup devletten ucuz kredilerle yandaşlara devrediliyor. Basının büyük bölümü yasadışı yöntemler kullanılarak Erdoğan’ın kontrolüne geçiyor.

Erdoğan çevresindeki birçok kişiyi suça bulaştırıp suç halkasını genişletiyor, böylece suç şebekesi her geçen gün büyüyor. Bu gruba

-İhalesiz ya da ihale kanunlarını eğip bükerek iş verdiği iş adamları,

-Mali olarak desteklediği yazar ve programcılar,

-Üst makamlara getirdiği ya da açığı yakalanmış suçlardan kurtarılma karşılığı anlaşılmış devlet görevlileri-hukukçular-güvenlik görevlileri, komutanlar,

-Hamasi nutuklardan medya hipnozundan etkilenen partililer ve

-Örtülü ödenekten beslenen mafya elemanları, silahlı gruplara mensup milisler yasadışı işlere ortak oluyor.

Kimileri menfaat karşılığı hukuksuzluklara göz yumarken, kimisi mafya elemanı gibi zulme, başkalarının hakkını gasp etmeye, kendi arkadaşlarına tuzak kurmaya, tehdit-şantaj-adam kaçırma-bombalama-infaz ve muhaliflerden öç almaya alet oluyor.

BİNALİ YILDIRIM’IN YOLSUZLUKLARI

Tüm dünyanın gözü önünde Erdoğan muhalefetin kazandığı İstanbul belediye seçimlerini mafya örgütüne dönüşen devlet görevlilerine baskı yaparak iptal ettirdi. Kazandıkları seçimin iptal edilmesi karşısında dünyayı ayağa kaldırması gereken muhalefet partileri ilk günden itibaren yasadışı işlemi içine sindirdi ve seçimin yenilenmesine razı oldu. Bu yolla yapılan yasadışı işleme zımni de olsa onay verdi. Örgütlü suç şebekesi gibi çalışan AKP bir süre sonra seçim iptali gibi yasadışı bir işlemi de muhalefetin teslimiyetçi yaklaşımı sayesinde meşrulaştırdı ve ülkede sanki demokrasi varmış gibi yeniden seçime girdi. Tüm yasadışı işlerini meşrulaştığını gören Erdoğan, İmamoğlu’ndan sonra Ankara belediye başkanı Mansur Yavaş’ı da yemenin yollarını aramaya başladı.

İstanbul belediye başkanlığına soyunan Binali Yıldırım’ın geçmişte hangi örgütlü suçlarda yer aldığını İstanbul’luları neyin beklediğini göstermek için Ahmet Dönmez kendi internet sitesinden onunla ilgili bir dosya hazırlayıp aktardıkları gerçekten insanın yüzünü kızartacak cinsten.

Yıldırım İmamoğlu’yla katıldığı TV programında yalanı hiç sevmediğini söylüyor. Hâlbuki basında yer almış çok sayıda yalan beyanı var o dürüstlüğü tercih edeceği yerde medyada gücünü kullanarak halkı kandırmayı tiyatro oynamayı seçiyor. 

Erdoğan’ın IDO ya genel müdür yaptığı Yıldırım’ın ilk icraatlarından biri İskelelerdeki büfeleri kendi yakınlarına çok düşük fiyatlarla vermek. Aynı akrabalarının kurduğu temizlik şirketine deniz otobüs işletmelerinin temizlik işlerini veriyor. Bu ihalelerin verilmesinden şartnamelere kadar birçok konuda usulsüzlük tespit ediliyor. Örneğin temizlik işini verdiği akrabalarının maaşını belediyeden ödüyor, temizlik malzemelerini hatta yemeklerini bile belediyeden karşılıyor.

Müfettişler IDO da personele yapılan ödemelerle ilgili 2 kayıt tutulduğunu tespit ediyor. Çalışanlara yüksek maaş ödenmiş gibi gösterilip aradaki farkı zimmetlerine geçiriyorlar. Bazı çalışanlar yüksek maaşlı belgeyi imzalamayınca konu açığa çıkıyor ve müfettiş raporlarına yansıyor. Yaptığı yolsuzluklar yüzünden A. Müfit Gürtuna’nın başkan olduğu dönemde 2000 yılında görevden alınıyor.

Erdoğan yolsuzluk ortaklarından Yıldırım’ı partinin kuruluşunda yanına alıyor. Ulaştırma Bakanı yapılarak daha büyük yolsuzluklara zemin hazırlanıyor. Perinçek’in birçok ses kaydını basına biz verdik dediği 17-25 Aralık dosyalarında Yıldırım’ın ihalelerinin gözdesi firmalardan komisyon istediği ortaya çıkıyor.

2003 de 24 yaşındaki oğlu bir firmanın verdiği 200 bin dolarlık borç para ile 445.000 dolarlık gemi satın alıyor. Basın önünde firma sahibiyle ilişkisinin olmadığını söylüyor daha sonra ilişkisi olduğu şirketin bağlı olduğu holdingde yöneticilik yaptığı açığa çıkıyor.

Ardından oğluna borç veren firmaya Ceşme’den yurt dışına yolcu taşıyan kendi bakanlığının işlettiği Ankara feribotunu ihalesiz çok ucuz fiyata kiraya veriyor.  Feribotu şirket kullanırken geminin tüm personelinin maaşını devlet ödemeye devam ediyor. Feribot tüm masrafları devlet ödettiği için yolcu taşımada fiyat kırıyor ve aynı istikamette devletin işlettiği Samsun feribotu bu yüzden zarar ediyor.

2006 da Simens firmasının aralarında Türkiye’nin de olduğu bazı ülkelerde rüşvet verdiği ortaya çıkıyor. Almanya’da dava açılıyor ve 1 milyar Euro dan fazla ceza ödüyor, bazı ülkelerde sorumlu siyasiler istifa ediyor, Yunanistan gibi bir ülkede 225 bin Euro rüşvet yüzünden başbakan görevi bırakıyor, halbuki Türkiye’de olayın soruşturulması bile engelleniyor. Simens devletin kurduğu Aycel’e yükümlülüklerini yerine getirmediği için 10 milyon tazminat ödemesi gerekiyor, Yıldırım’ın eski arkadaşı Aycel’in başına getirilerek ödeme rüşvet karşılığı engelleniyor.     

17-25 Aralıktan sonra Paradise vb belgelerinde vergi cenneti Malta gibi ülkelerde Yıldırım’ın oğlu ve akrabalarının üzerine kayıtlı 7 of shore şirketi olduğu yaklaşık 140 milyon dolarlık varlığa sahip olduğu ortaya çıkıyor.  Açık oturumda belirttiği tüm gelirlerinin kayıtlı ifadesinin yalan olduğu, iki oğluna ait 11 gemi ile ülke imkânlarını kullanarak kazandıkları gelirlerin hiç vergisini ödemedikleri anlaşılıyor.

Erdoğan’ın oğluna da Yıldırım’ın eski arkadaşından gemi satın alınıyor. Bu konuları araştıran gazetecileri tutuklatarak yapılan yayınlara erişim yasağı getirerek yolsuzluklarını saklamaya çalışıyorlar.

Eğer seçimi kazansalardı daha önce bu yolsuzlukları yapmış birine yasadışı yöntemlerle belediyeyi teslim edilecek ve İstanbul halkının kaynaklarıyla yeni dev yolsuzluklar yapılacaktı.

Erdoğan’ın yenilgiyi kabullenmesi zor, ilk seçimde tüm dünyanın gözü önünde bahane uydurup seçimi iptal ettirmesine rağmen;

-Hiç miting yapmaması

-2. Seçimde yenilgiyi hemen kabullenmiş gibi bir görüntü çizmesinden

Amacının bu seçimi kazanmak olmadığı ondan daha önemli hedefinin olduğunu ortaya koydu.

Erdoğan sansasyonel olaylarla yasadışı işlerine meşruiyet zemini oluşturan bir diktatör. Seçimi iptali gibi sansasyonel bir olayı kullanarak tüm dünyanın dikkatini İstanbul seçimleri üzerinde topladı. Ardından seçim kaybını kabullenmiş gibi görüntü vererek vitrinde dünya basınında Türkiye’nin hala demokratik bir ülke olduğu kanaatini oluşturdu. Dışarıya bu mesajı verdikten sonra içeride diktatörlük alanlarını daha rahat geliştirebilir, yapacağı yasadışı işlerde dünyadan gelecek itirazlar karşısında bu olayı diktatör olmadığını göstermek için kullanabilir. Muhalefeti bir seçimle ülkede hala kendilerinin etkin olduğuna inandırarak onları rahatlatabilir ve arka planda onlar için getireceği yeni kısıtlamaları kabullendirebilir.
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER ANALİZ HABERLERİ