ABD Başkanı Biden Çin’e karşı Putin ile işbirliği yaparsa Erdoğan’ın geleceği ne olur?

Rusya’yla olası bir anlaşma sonrası, Biden’ın yalnızlaştırarak köşeye sıkıştıracağı Erdoğan’ın yapabileceği tek şey, Trump’ın yaptığı gibi sokaklar ve kendi paramiliter güçleri üzerinden pazarlık yapmak.

Bold Medya'dan Fatih Yurtsever'in haberine göre II. Dünya Savaşı’ndan sonra kurulan BM Güvenlik Konseyi (BMGK)’nin beş daimî üyesinden biri, Çin Devrimi sonrasında Tayvan’da kurulan Çin Cumhuriyetiydi. Çin Halk Cumhuriyeti (ÇHC) ve Hindistan arasında yaşanan sınır sorunları nedeniyle yaşanan çatışmalarda SSCB’nin politik olarak Hindistan tarafında yer alması, ÇHC-SSCB ilişkilerin bozulmasında neden oldu.

ABD yaşanan gelişmelerden istifade ederek komünist blokta bir çatlak meydana getirmek için, 1971 yılında ÇHC’ni BM’de Çin’in resmi temsilcisi olarak tanıdı. Bu tarihten sonra ÇHC Çin Cumhuriyeti’nin yerine, BMGK’nin beş daimî üyesinden biri oldu.Soğuk Savaş döneminde ABD-SSCB arasında yaşanan büyük güç rekabetinin bir benzeri 2008 krizinden sonra küresel baskın gücünde zayıflama yaşayan ABD ve ÇHC arasında görülmeye başladı. Trump döneminde içe kapanarak üretim gücünü yeniden dünyanın zirvesine taşımayı hedefleyen ABD, bu amacına ulaşamadığı gibi, Atlantik kıtasının diğer ucunda bulunan Batılı müttefikleri arasında güven ve prestij kaybına uğradı. Bu dönemde ÇHC’nin ekonomik büyümesine devam etmesi, süratli şekilde deniz gücünü başta olmak üzere askeri gücünü geliştirmesi ABD’nin daha önce sorgulanan gücünü tartışmalı hale getirdi. Bugün içerisinde bulunduğumuz dünyanın çok kutuplu bir yapıya büründüğü konusunda herkes hem fikir.


Böyle bir jeostratejik ortamda Batı medeniyetinin liderliğini sürdüren ABD’nin bu medeniyetin temel değerlerinden biri olan liberal ekonomik düzeni ve onun liderliğini, baskıcı ve otoriter rejimlere karşı koruyabilmesi için yeni bir anlayış etrafında birleşebilecek koalisyon ortakları bulması gerekiyor.

GÜÇLÜ BİDEN DÖNEMİ

6 Ocak tarihinde ABD’de yaşanan olaylar sonucunda Trump’ın taraftarlarını eve dönmeye ikna etmesi ve 20 Ocak tarihinde barışçıl bir şekilde görevi devredeceğini açıklaması hem ABD’de hem de dünyada yeni bir dönemi başlattı. Demokratlar Temsilciler Meclisi’nde ve Kongre’de çoğunluğu ele geçirdiler. Joe Biden bu koşullar altında ABD tarihinin en güçlü Başkanlarından biri olabilmek için gerekli bütün şartlara sahip duruma geldi. Hal böyle iken tarihinin kendisini nasıl yazacağını ise; Başkanlık döneminde yapacağı icraatlar belirleyecek.

NATO ve AB içerisinde ABD’ye karşı oluşan güvensizliğin temel nedeni; ABD’nin yönünü Asya-Pasifik Bölgesi’ne çevirmesi, Ukrayna ve Suriye krizine yeterince müdahil olmamadır. Biden seçildikten sonra hem AB içerisinde hem de NATO’da iyimser bir hava hâkim oldu. Bu havanın devam edebilmesi için; Biden yönetiminin beklentiler doğrultusunda aktörleri tatmin edecek adımlar atması gerekiyor.

RUSYA’NIN DOĞU KORKUSU

Bu noktada akla gelen ilk hamle Ukrayna ve Rusya arasındaki sorunların çözülmesi için Putin ile anlaşmaya varılmasıdır. ABD’nin; daha önce ÇHC konusunda attığı adımlar dikkate alındığında hem Avrupa’daki müttefiklerini rahatlatmak hem de ÇHC’ne karşı Rusya’yı yanına almak için böyle bir adım atması olası görünüyor. Her ne kadar ÇHC ve Rusya her fırsatta dostluk ve yakın iş birliği mesajları verseler de Rusya’nın askeri stratejisi ve konuşlanması esas tehdidin doğu sınırlarından beklendiğini gösteriyor.

Rusya ekonomik olarak büyük oranda petrol ve doğalgazdan elde edilen gelire bağımlı. Söz konusu ürünlerin fiyatlarında yaşanan dalgalanmalar Rus ekonomisinde sarsıntıya neden oluyor. Rusya’nın Almanya başta olmak üzere AB ülkeleri ile ekonomik ilişkilerinin artarak devam edebilmesi ABD’nin rızasına bağlı. Obama yönetimi, Ruslar Kırım’ı ilhak ettiklerinde, daha önce Ukrayna’nın nükleer silahlardan vazgeçme karşılığında kazandığı toprak bütünlüğü garantisine rağmen Ukrayna’ya yeterli desteği vermeyerek zımni olarak Rusya’yı desteklemişti.

Putin, Trump ile olan iyi ilişkileri ve oluşan güç boşluğu sayesinde şartları çok iyi değerlendirerek özellikle de Suriye’de ABD ile kurduğu örtülü iş birliği sayesinde kendisine alan açtı. Polonya ve Baltık ülkeleri, yaşanan gelişmelerden duydukları kaygı nedeniyle Rus tehdidini NATO gündemine taşıdı. ABD yaptırımları nedeniyle Kuzey Akım-2 doğalgaz boru hattı projesinde gecikmeler yaşandı. Bu nedenle ABD ve Rusya arasında yaşanabilecek olası bir yakınlaşma ABD’nin olduğu kadar, Rusya ve AB ülkelerinin de menfaatine hizmet edecek. Biden eğer Putin’i Ukrayna’nın doğusundan çekilmeye ikna ederse kendisinden beklenilen liderlik konusunda ilk somut adımı atmış olacak.

Ancak böyle bir iş birliğinin hayat bulması en çok Erdoğan’ı rahatsız edecektir. Zira, Biden yönetimi dünya kamuoyunun yeniden liberal demokratik değerler, insan hakları ve hukukun üstünlüğü konularında desteğini alabilmesi için somut ve cezalandırıcı adımlar atması gerekiyor. Biden yönetimi Türkiye önemli bir NATO ülkesi olduğu için Türk halkını toptan kaybetmek yerine, Erdoğan’ı yalnızlaştırmak ve hukuki olarak köşeye sıkıştırmak için yeni dava dosyaları açmayı deneyecektir. Son günlerde yaşanan iş adamı Sezgin Baran Korkmaz’a yönelik yürütülen operasyonların, kirli işleri üzerinden Erdoğan’ı köşeye sıkıştırmak için yapıldığını ortaya koyuyor.

ERDOĞAN’IN İSTİKBALİ  SOKAKLAR

Gazeteci yazar Ahmet Altan’ın da ifade ettiği gibi Erdoğan hukuka dönemez. Biden yönetimiyle birlikte oluşacak yeni dengelerde kendisine yer olmadığının da farkında. Erdoğan’ın için tek çıkar yol yargılanmama garantisi aldıktan sonra iktidardan geri çekilmek. Bunu elde edebileceği tek yol var. O da Trump’ın yaptığı gibi sokaklar ve kendi paramiliter güçleri üzerinden pazarlık yapmak. Resmî Gazetede yayımlanan Taşınır Mal Yönetmeliğine göre toplumsal olaylarda MİT ve Emniyet’e TSK’ya ait silahları kullanma yetkisinin verilmesi yakın vadede Erdoğan’ın olası tek seçeneğini kullanacağına dair ciddi ip uçları veriyor.


Kaynak: BOLD
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER ANALİZ HABERLERİ