15 Temmuz darbe girişimi senaryo mu? Değil mi?

Darbenin araştırılması niçin engelleniyor?


"Erdoğan darbeyi “Allah’ın lütfu” olarak değerlendiriyor, ne tür bir kazanç elde etmeyi planlıyor ki 249 masum vatandaşımızın ölümünü bile önemsiz görüp darbenin kendileri için sunulmuş bir lütuf olduğunu söyleyecek kadar gayrı insani bir ifadeyi kullandığını kimse izahını isteyemiyor." diyen Yazar İsmail Gülümser,  "Binali Yıldırım samimi dost meclisinde yaptığı konuşmada ”15 Temmuz’un proje olduğunu” söylüyor, bunun cenazelerin üzerine bina edilmiş nasıl bir proje ya da senaryo olabileceğini kimse sormuyor." diyor.

İktidar partisi darbeyi araştırabilecek resmi organların çalışmasını engellediği gibi sundukları senaryo dışında olayları araştıran herkesi bir şekilde susturduğunu belirten Gülümser şu örenkeleri veriyor; "Ahmet Şık darbede Marmaris timinin başındaki komutanı arayıp konuyu araştırmaya başladıktan bir hafta sonra tutuklanıyor. Enis Berberoğlu, Can Dündar ve Erdem Gül ile diğer bazı Cumhuriyet gazetesi yazarları darbenin senaryo olduğu yönündeki ifadelerinden sonra yasadışı örgütlere silah taşıyan MİT tırlarını yazdıkları gerekçesiyle tutuklama kararı çıkarılıyor."


Yazar Gülümser'in Aktifhaber için kaleme aldığı '15 Temmuz Darbesi senaryosu mu? Değil mi?' başlıklı yazısı şöyle:
 
Tehditlere rağmen darbe senaryosundaki tutarsızlıklar saklanamıyor.

Kendisine darbe yapıldığını iddia eden bir parti yapılan darbenin araştırılmasını niçin engellemek ister? Konunun aydınlatılmasının önüne geçip tüm yaşananları karatmaya çalışır bu tek başına darbeyle ilgili kuşkuları artırmak için yeterli sebeptir. Konuyu kapatıp geçiştirme girişimi ancak açığa çıkması muhtemel sırların kendilerine zarar verebileceğini düşünenler tarafından yapılabilir. AKP yönetimi ne tür bir endişe taşıyor ki? Darbeyle ilgili sızan her bilgiyi araştıracağı yerde üstünü örtmeyi araştırmaya çalışanları bir yolunu bulup susturmayı tercih ediyor.

Söylediklerimizin mübalağa olduğu sanılmasın, iktidar partisi darbenin nasıl olduğuna dair resmi bir senaryo belirledi yaptıkları açıklamaları herkesin doğru kabul edip inanmasını bekliyorlar. Onların ortaya attıkları tezlerin dışında hiçbir şeyin konuşulmasına asla izin vermiyor, darbenin hem araştırılmasını hem sorgulanmasını engellemek için, ne lazımsa yapıyorlar.

Hâlbuki başta Cumhurbaşkanı olmak üzere herkesin anlattığı hikâyelerde onlarca tutarsızlık var. Sadece Erdoğan ve ekibinin darbeyi öğrenme saatlerindeki çelişkili açıklamalar ve darbeyi durdurup ölümlere engel olabilecek durumdaki kuvvet komutanlarının kendi emirleri altındaki gencecik insanları bile bile neden ölüme gönderdikleri konusu sorgulanabilse birçok konu aydınlatılabilir, ama kendi açıklamaları bile sorgulanamıyor.

Erdoğan darbeyi “Allah’ın lütfu” olarak değerlendiriyor, ne tür bir kazanç elde etmeyi planlıyor ki 249 masum vatandaşımızın ölümünü bile önemsiz görüp darbenin kendileri için sunulmuş bir lütuf olduğunu söyleyecek kadar gayrı insani bir ifadeyi kullandığını kimse izahını isteyemiyor. Binali Yıldırım samimi dost meclisinde yaptığı konuşmada ”15 Temmuz’un proje olduğunu” söylüyor, bunun cenazelerin üzerine bina edilmiş nasıl bir proje ya da senaryo olabileceğini kimse sormuyor. Mahkeme koridorlarına yansıyan ifadelerle topluma zorla dayatılmak istenenler ile gerçeklerin birbirinden çok farklı olduğunu ortaya çıkıyor.  Sanıklardan bazıları darbenin arkasında iktidarın planının da yer aldığını kendilerin bir şekilde tuzağa düşürüldüğünü açıkça ifade ediyor ama ne mahkemeler ne diğer partiler arkasını arayamıyor.

Neredeyse iktidarın söyledikleri dışında hiçbir şeyin yazılmasına izin vermiyorlar. Önce darbeyi araştırabilecek ne kadar muhalif gazeteci varsa hepsini bir yolunu bulup tutukluyorlar. Darbeyi araştırmak üzere kurulmuş meclis araştırma komisyonu çalıştırmıyorlar. Komisyondaki diğer parti milletvekillerinden habersiz hazırlattıkları raporu imzalatmaya çalışıyorlar. CHP'li üyeler komisyon başkanı Petek’in raporunun kontrollü darbe girişiminin siyasi ayağını saklamaya dönük olduğunu günahsız kişilere iftira atmak üzere hazırlandığını açıklıyor, komisyonun darbeyi araştırmaktan çok darbeyi saklamak amacıyla çalıştırdığını aktarıyorlar.

İKTİDARIN SUÇLARINI ARAŞTIRAN YANIYOR

İktidar partisi darbeyi araştırabilecek resmi organların çalışmasını engellediği gibi sundukları senaryo dışında olayları araştıran herkesi bir şekilde susturuyor, Ahmet Şık darbede Marmaris timinin başındaki komutanı arayıp konuyu araştırmaya başladıktan bir hafta sonra tutuklanıyor. Enis Berberoğlu, Can Dündar ve Erdem Gül ile diğer bazı Cumhuriyet gazetesi yazarları darbenin senaryo olduğu yönündeki ifadelerinden sonra yasadışı örgütlere silah taşıyan MİT tırlarını yazdıkları gerekçesiyle tutuklama kararı çıkarılıyor.

CHP iktidarın darbeyi kullanıp kendi darbesini yaptığı yönünde bir rapor hazırladığı için Kemal Kılıçdaroğlu AKP kurmaylarınca teröre destek olmakla tutuklanmayla tehdit ediliyor. Eren Erdem darbede senaryo kokusu aldığını ifade ettiği için bir bahaneyle tutuklanıyor. Bağımsız gazeteci olarak darbedeki tutarsızlıkları araştıran Ece Sevim Öztürk tutuklanabileceği sonunun Ahmet Şık gibi olacağı yönünde uyarı alıyor araştırmalarına devam edince tutuklanıyor.

Aslında gazeteciler doğru soruları sorup baskıdan uzak cevap alabilseler, darbenin daha kısa sürede aydınlatılması mümkün. Ancak ülkede darbeyi soruşturabilecek cesaretle takip edecek hiçbir gazeteci kalmadığı için darbe hakkında daha fazla tutarsızlıkları öğrenme şansımız olmuyor.

Darbeyi sorgulayabilenler sadece, Ahmet Nesin, Adem yavuz Aslan, Yavuz Baydar, Ahmet Sönmez, Emre Uslu, Can Dündar gibi yurt dışındaki gazetecilerle, şu sıralar tutuklanmış Ece Sevim Öztürk’ün yazıları ve tutuklanıp serbest bırakılmış Nato’da görevli subayların yazdığı gibi uluslar arası raporları ve mağdurların haklarını savunmak üzere yurt dışında yayın yapan internet Ahval, Artı gerçek, haberdar, tr7/24, Aktifhaber, gibi internet gazeteleri. Biz saklananlar hakkında ipuçlarını bu vb benzeri yerlerden öğreniyoruz.

İktidar darbeyi araştıran yazıların yer aldığı tüm internet sitelerini yakından takip ediyor resmi görüşe aykırı her siteye yasak getiriliyor ve yukarıda sayılan yazı ve raporların nerdeyse tamamına Türkiye’den erişilemiyor, doğruların öğrenilmesi karatılıyor.

Sadece şu anda Türkiye’de yürütülen davaları gazeteciler takip edebilse ve özgürce yazabilse, birçok cevapsız sorunun ortaya çıkma ihtimali var. Davaları takip eden yandaş gazete yazarları iktidarın söylemi dışında hiçbir yazı yazamıyor, en küçük aykırı bilgi kırıntısı için telefon edip yazanı işten attırıyorlar.

Biz bilgiye erişim imkânları sınırlı olan yukarıdaki kaynaklardan aldığımız bilgilerden hareketle darbenin her aşamasında senaryo kokusu aldığımızı aktarmaya çalışacağız.

GÜLEN’İN DARBEYE İHTİYACI YOKTU AMA ERDOĞANIN DARBEYE İHTİYACI VARDI

İktidar partisi daha ilk dakikadan itibaren darbeyi Gülen ve ekibinin üzerine yıktı, tüm senaryosunu bunun üzerine oturmaya çalışıyor. Ancak her çalışması hoşgörü mesajlarıyla dolu bir ekibin nasıl böyle bir kalkışmanın içinde olabileceğinin izahı yok. Darbe yapacak birilerinin bundan bir fayda sağlaması lazım dünyada eğitim faaliyetleri yürüten bir ekibin yapacağı darbe ile tüm dünyada yaptığı faaliyetleri lekeleyeceği ortadayken neden böyle bir olayın içinde yer almak isteyeceğini anlatmak zor.

Konuyu kendi perspektifinden yorumlayan Ali Nesin’de yazısında Gülen’in darbeye ihtiyacı olmadığını ve darbe yapmaya kalkışmasının mantıklı izahının olmadığını, hâlbuki Erdoğan’ın darbe yapmaya ihtiyacının olduğunu anlatıyor.

Darbe araştırma komisyonu başkanı AKP li Reşat Petek’in

“Gülen’in birkaç yıl sonra darbe yapmaya ihtiyacı kalmayacaktı, eğitim yoluyla zaten devletin birçok biriminde etkindi birkaç yıl sonra daha etkin hale gelecekti” anlamına gelen sözünü aktardıktan sonra,

Bu sözün Gülen’in darbe yapmadığının kanıtı olduğunu söylüyor.

Bu güne kadar herkesin geçtiği doğal yollardan geçerek ülkede bir yerlere gelmiş, ülkenin birçok biriminde yetiştirdiği iyi eğitimli insan gücüyle varlığını hissettirmiş bir grubun ve liderinin darbeye kalkışmasının mantığı olmadığını zamanı geldiğinde bunun Gülen’in darbesi olmadığının ortaya çıkacağını anlatıyor.

Gülen Türkiye’de ve dünyada neden din okulu değil de en iyi eğitim veren okulları kurduğunu,  din okullarını çoğaltma işini Erdoğan’a bıraktığını soruyor.  Onun seçtiği yöntem yüzünden başarılı okul ve dershanelerine herkesin ilgi duyduğunu, ancak Erdoğan’ın çoğalmasını istediği İHL lerin bu okullar yanında hep ikinci planda kaldığını, bir türlü istenen ilgiyi toplayamadığını, çünkü İHL lerde yetişenlerin birçoğunun başarı şansının olmadığını, Gülen’in açtığı okul mezunlarının her dalda ülke geleceğinde etkin rol oynayabileceğini aktarıyor.

Erdoğan’ın ne zaman donanımlı eleman arasa etrafının hep onlar tarafında dolmuş olmasından rahatsız olduğunu gelecek kaygısına düştüğünü, 40 yıldan beri iyi eğitim vererek yetiştirdiği gençlerle bu ekibin her yerde varlığını hissettirdiğini, bu durumda birinin asla darbeye ihtiyacı olmadığını, hele darbe yapacak elemanın yoksa bunun intihar olacağını anlatıyor.

Hâlbuki Erdoğan’ın bir darbeye ihtiyacının olduğunu ise şu gerekçelere dayandırıyor;

Erdoğan’ın gezi direnişiyle kan kaybettiğini, Kürtlerle yaptığı barışın kendinden çok onlara yaradığını 7 Haziran seçimlerinde HDP 80 milletvekili çıkarıp Erdoğan’a hezimet yaşattığını, onun iktidar elden gidiyor korkusuna kapıldığını ve onlardan kurtulma kararı verdiğini aktarıyor.

Aynı şekilde ülkedeki yetişmiş tüm bürokratik kadroların Gülen’i desteklediği başarıların hep onlarda olduğunu,  gelecekte etrafının tamamen onlardan ibaret olacağını gördüğü için onlardan da kurtulma yolları aradığını anlatıyor.

Erdoğan’ın gücünü kaybetmeye başladığı hissine kapıldığını, parti içinde çatlak seslerin geldiği, Rıza Sarraf’la kara para aklamadan yargılanma ihtimalinin ortaya çıktığı, ABD ve AB tarafından dışlanıp içeride de kan kaybı yaşandığını, kendinin gidici olduğunu gören Erdoğan’ın ya adalet teslim olmak ya da darbe yapmakla karşı karşıya kaldığını, darbe gücünün olmadığı için yaptığı darbeyi başkasının üstüne attığını aktarıyor.

Erdoğan’ın iki rakibine karşı mücadeleyi kazanması için darbeyle sıkıyönetime ihtiyacı vardı,

-Demokrasiyi kolayca rafa kaldırıp başkan ve milletvekillerini tutuklayarak HDP nin yükselişini önlemek

-Demokratik yollarla asla dokunamayacağı Gülen ekibinin donanımlı kadrolarını bürokrasiden tasfiye etmek için darbeden başka çıkış yolu olmadığını belirtiyor.

Darbeye katılımlara baktığınızda birçoğunun NATO’cu subaylardan oluştuğu görülüyor. Erdoğan bu gurupların hassasiyetlerini tahrik edecek adımlar attı. Ergenekon’la ortaklık kurup tasfiye edileceği haberleri yayarak onları kışkırttı. Onları Ağustosta tasfiyeden kurtulma kaygısıyla sıkıştırıp organize olmadan kalkışmaya zorladı ve aralarındaki elemanlar vasıtasıyla cılız bir kalkışmayla harekete geçirdi. Ardından Ergenekon ve kuvvet komutanlarıyla anlaşıp onların kalkışması üzerine kendi darbesini kurguladı. “Bu darbe Erdoğan’ın ihtiyaç duyduğu ancak kendi gücü olmadığı için başkasının üzerine yıkarak gerçekleştirdiği bir olaydır.” diyor

Erdoğan yaptığı darbe sonucu istediklerini bir bir alıyor, tutuklamalardan kurtulup yeniden koltuğunu sağlamlaştırıyor, eğitimde ve tüm bürokraside cemaatin varlığını ortadan kaldırıp yerine liyakat şartı aramadan partilileri getiriyor. HDP lilerden istediğini tutuklayıp etkisini kırıyor.

Darbenin kurgu olduğuna işaret eden çok sayıda olay var, darbecilerin her eylemlerinde arka plandaki bu kurgu kendini gösteriyor. Muhtemelen iktidar partisi de kurgunun anlaşılmasını engellemek için araştırmaların önünü tıkıyor.

MARMARİS’LE İLGİLİ RESMİ İFADELER ÇELİŞKİLER VE SIRLARLA DOLU

Resmî açıklamalara göre darbede Gökhan Şahin Sönmezateş komutasındaki bir timin Cumhurbaşkanını Marmaris’ten alıp, bir yere götürmek üzere görevlendirildiği açıklanıyor, yapılanın kurgu olduğunu gösteren o kadar çok delil var ki ekibin başındaki komutan mahkeme koridorlarında kendi komutanlarımız bizi tuzağa düşürdü diyor.

47 görgü tanığının ifadesine göre onlar gitmeden önce bölgede saat 12.00 den 2.30 a kadar ışıkları karatılmış olarak 3 helikopterin dolaştığını, otel civarlarında aşağıdaki güvenlik görevlilerine ateş açıldığını ya da kesici ve delici aletlerin kullanıldığı bazı çatışmaların olduğunu, bu olay sonucu iki polis memurunun öldüğünü 25 polis memuru ve bir özel güvenliğin yaralandığını belirtiyolar. Ancak garip bir şekilde polislerin ölümünden ve olaylardan Cumhurbaşkanının almak üzere gece 3.38 den sonra oraya gönderilmiş tim sorumlu tutuluyor.




Gariplikler bununla bitmiyor, Marmaris’teki üç helikopteri gözlerden saklamak için çok özel gayret gösteriliyor. Helikopterden açılan ateşle çatışmaya girip elinden yaralanmış yanında bir arkadaşının öldüğünü görmüş ve bunu savcılıktaki ifadesinde anlatmış olan polis memuru Çetin Şahan gizli helikopter timini açık ettikten sonra anlaşılması güç bir olayda otomobil gasp çetesi dedikleri bir grup tarafından bıçaklanıyor ardından birkaç kez üzerinden araçla geçilerek vahşice öldürülüyor.

FÖ isimli tanık ilk ifadesinde saat 1.30 kendisine helikopterden ateş açıldığını canını zor kurtardığını söylüyor, kimler hangi gerekçeyle ikna ettiyse duruşmada bu saati 3.30 olarak değiştiriyor.

Helikopterin kim tarafından gönderildiği, ateş edenlerin kimler olduğu, şehitleri kimlerin öldürdüğü özellikle saklanıyor. Helikopterlerle çatışma görüntülerini kaydetme ihtimali olan civardaki tüm otellerin gece 3.20 den önceki kamera kayıtları siliniyor. Otellerden birinde bu kameraların fişinin Cumhurbaşkanın korumaları tarafından çekildiği açıkça ifade ediliyor. Şehit polislerle ilgili mahkeme tutanakları değiştiriliyor, o gece 22.00-06.00 arasındaki 112-155-156 nolu çağrı merkezlerine yapılan üç binden fazla ihbar kaydı siliniyor.

Doktor raporuna göre iki şehit polis 0.43 te kesici ve delici aletle öldürülmüş, ancak mahkeme kayıtlarında olay saati 3.43 sonra 4.40, olayın şekli ateşli silah olarak değiştirilmiş bunu anlamak mümkün değil. Askerler yaralanmalarda kullanıldığı iddia edilen aletlerin kendilerine ait olmadığını söylüyor ancak mahkeme başkanı tutarsızlıkları anlatan ifadeleri kayda geçirmiyor.

Yani helikopterle çatışma yaşayan iki polisin öldürülmesi olayının karartılmak şehitlerin ölüm saatini değiştirilerek çatışmaların daha sonra gelen ekibin üzerine yıkılmak istendiği anlaşılıyor. Ece Sevim Öztürk yazılarında bu kumpası kim ne için kurdu? Diye soruyor.

Marmaris’e Cumhurbaşkanını almak üzere gönderildiği söylenen Gökhan Şahin Sönmezateş ve ekibinin yaşadıkları ise baştan sona olayların özellikle planlandığını gösteriyor.  Cumhurbaşkanın otelden ayrılma saati çelişkili yayın yasağı olduğu için tam bilinmiyor ama 23.30 ile 1.00 arasında olduğu anlaşılıyor.

Görevlendirilen timin başı mahkemelerde kendilerini Cumhurbaşkanı Marmaris’ten ayrılana kadar Çiğli hava alanında kimin beklettiğini, televizyonlarda ayrıldığı duyurulmasına rağmen hangi elin o saatten sonra kendilerini gönderdiğini sorguluyor. Herkes cep telefonundan olayları izlerken Özel kuvvetler komutanlığına girmek isteyen ekibin başındaki Tuğgeneral Semih Terzinin öldürüldüğü açıklanmışken Marmaris ekibi hangi mantıkla gönderiliyor.   

Ekibi Marmaris’e götürecek helikoptere yakıt bulunamıyor, düğünde olması gerekirken Marmaris’te bekletilen Korgeneral Yılmaz Özkaya yakıt ikmalini engelleyerek timin gidişini geciktiriyor. Erdoğan’ı Akıncı üssüne götüreceği söylenen uçak hiç kaldırılmıyor ekip gideceği otelin adresini bilmiyor, yani timin başarısız olması için her şey önceden planlanıyor.

Ece Sevim Öztürk de ekibin 4 saat bekletilip boş olduğu bilinen otele neden gönderildiğini, oteli tarayan ölümlere ve yaralanmalara yol açan helikopterleri kimin koruduğunu, bu ekibe kimin neden tuzak kurulduğunu, Cumhurbaşkanın otelden 2,5-3 saat önce ayrılmasına rağmen neden kıl payı kurtuldum dediğini sorguluyor.

Bu arada adeta iki grubu çatıştırmak daha fazla ölümlerin olmasını sağlamak ister gibi Cumhurbaşkanına suikastı önlemek bahanesiyle suikast timiyle aynı saatlerde Marmaris’te olacak şekilde İzmir emniyetinden özel harekât timi gönderiliyor.  Ece Sevim Öztürk yazılarında 23.30 da tim gönderen İzmir emniyetinin o saatte suikast olacağını nasıl öğrendiğini soruyor.

Marmaris anlatılırken Dalaman da olanlar saklanıyor, hâlbuki 14 Temmuz günü Dalaman’a sadece kuvvet komutanlarının bindiği uçakla Fikri Işık’ın geldiği belirleniyor. Işık geldiğini inkâr etmiyor, Cumhurbaşkanıyla YAŞ ile ilgili konuları görüştüğünü ifade ediyor. Ama darbeden bir gün önce yapılan bu görüşme için neden komutanlara ait uçağın kullanıldığını, görüşmede neler olduğunu anlatan en küçük bir detay verilmiyor, şaibeleri ortadan kaldıracak müşahhas hiçbir şey ortaya konamıyor.

Bütün bunlara Cuma namazını kaçırmayan Cumhurbaşkanın o gün cumaya gitmemesi ya da gittiyse kimseye görüntü vermemesi, darbe sırasında torununa otel odasında kuran öğrettiğini yönünde yayınlanan resimlerin gerçeği yansıtmaması da eklenince Marmaris’le ilgili resmi senaryonun onlarca problemi ortaya çıkıyor.

Devam edecek....
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER ANALİZ HABERLERİ