Yüzbaşı Burak Akın, 15 Temmuz'u çökertmekte kararlı!

Yüzbaşı Akın’ın neden teslim olduğunu açıklayacak daha güçlü ve tatmin edici bir izahata ihtiyaç var.
AHMET DÖNMEZ/tr724

YÜZBAŞI AKIN 15 TEMMUZ’U ÇÖKERTMEKTE KARARLI!


15 Temmuz ‘kahramanı’ Yüzbaşı Burak Akın’ın emniyet terörle mücadele şubesindeki sorgusu 10 gündür devam ediyor. Verdiği ifadelerle 2 muvazzaf subay ‘kripto cemaatçi’ oldukları iddiası ile, Mersin’de bir öğretmen de ’mahrem imam’ olduğu iddiasıyla gözaltına alındı.


Akın, geçtiğimiz cuma günü, yurt dışında firari bulunan bazı askerleri teşhis etmek üzere Adliye’ye götürüldü.

Şu ana kadar ortaya çıkan bilgiler ışığında bir durum değerlendirmesi daha yapmak icap ediyor.

Öncelikle bazı noktaların altını çizmek isterim:

1- Akın’ın neden teslim olduğuyla ilgili sis perdesi aralanabilmiş değil. Muamma halen devam ediyor.

2- Başlangıçta var olan soru işaretlerine yenileri ekleniyor.

3- Yüzbaşı Akın’ın ifadelerinden sızan bilgiler, 15 Temmuz resmi söylemini çökertecek cinsten. Eğer bundan sonraki sorgusunda aksi yönde somut bilgiler ortaya çıkmazsa bana göre AKP’nin 15 Temmuz söylemi büyük oranda çökmüştür.

4- Tam da bu yüzden yandaş medyanın çekingenliği sürüyor. Normal şartlar altında bu olayı manşetlerden indirmemesi ve ifadeleri çarşaf çarşaf yazması gereken yandaşlar, kafa karışıklığı yaşıyor. Yeni Şafak dışında gelişmeleri birinci sayfadan gören yok.
****

Bu genel tespitlerin ardından biraz daha detaya girelim.

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya, darbe girişiminden 1 ay sonra, 14 Ağustos 2016 tarihinde ‘kahraman’ askeri evinde ziyaret etti. Darbe gecesi her iki bacağından vurulan, ölümden dönen, 3 gün GATA’da tedavi gördükten sonra taburcu olan Burak Akın, bir hafta sonra da baba olma heyecanı yaşamıştı. Bakan Kaya’nın ziyareti bu nedenle duygusal bir atmosferde geçmişti. Konu elbette o meş’um geceye de gelmiş ve 15 Temmuz gazisi, cemaati kastederek, “Pek tanışamamışız Sayın Bakanım maalesef, üzücü olan da o” ifadesini kullanmıştı. Bakan Kaya da kendisine şöyle güvence vermişti: “Merak etmeyin, bunların hesabı tek tek sorulacak. Bütün kamu kurumlarında ve tabi ki Türk Silahlı Kuvvetlerimizde de gereken temizlik yapılacak.”




Bu ziyaretten 16 ay sonra Burak Akın, kendisinin de “Pek tanımamışız maalesef” dediği o camianın mensubu olduğunu ifade ediyor. Fatma Betül Sayan Kaya ise şimdi “Merak etme, hepsini temizleyeceğiz” diye teminat verdiği genç subayın da aslında ‘temizlenmesi gereken bir asker olduğu sürprizi ile karşı karşıya.

Burada şu noktanın altını bir daha çizelim: Eğer yüzbaşı kendi kendine teslim olmasa, cemaat üyesi olduğunu (İfadesinin doğru olduğunu kabul edersek) kimsenin bilebilmesi mümkün değil. Düşünsenize, gazi olduğu için kendisini ziyarete gelen bakanın bile bu şekilde konuştuğu, “Merak etme” dedikten 16 ay sonra bile kimsenin kendisinin izine ulaşamadığı, eski ÖKK Komutanı Zekai Aksakallı’nın ‘çok güvendiği’ bir asker olmaya devam eden bir kahraman o. Fakat o ne yapıyor? Birdenbire ‘hain’ olmaya karar veriyor.

Peki ama neden?

****


Yandaş medyada çıkan haberlere göre bunun sebebi; Yüzbaşı Akın’ın, hakkında gizli bir soruşturma başlatıldığını öğrenmesi. Bu iddiaya göre ankesörlü telefonlarla irtibat kuran kripto cemaatçi askerler deşifre olmuştu. Onlardan biri de Akın’dı.

Eğer bu iddia doğru ise;

1- Halen Kara Kuvvetleri Komutanı Yaşar Güler’in koruma müdür yardımcısı olan Yüzbaşı Akın, hakkındaki bu gizli soruşturmayı nasıl öğrenebildi?

2- Diyelim ki bu denli mahrem bir soruşturmayı haber alabilecek kadar güçlü bağlantıları var, o halde niye gidip bu kadar zaaf görüntüsü içerisinde ağlaya ağlaya kendini ihbar etti?

3- Bu profilde bir askerin, hakkında böyle bir gizli soruşturma olduğunu öğrenmesi halinde normal davranış biçimi ne olurdu? Düşünün; hükümet, medya ve kamuoyu nezdinde bir kahraman. Boynunda madalyası, bacaklarında kurşun izleri var. Çatışma görüntüleri, mahkeme dosyalarına bile girmiş. 15 Temmuz gecesi aslanlar gibi ölüme atlamış bir subay o. Üstelik hakkında cemaat üyesi olduğuna dair hiç bir somut delil yok. Hiç bir iz bulunamamış. Kimse de aksini ispatlayamaz. Kendisi bile ifadesinde, “Kara Kuvvetleri Komutanlığı’nda yakın koruma görevinde F..’cü olarak sadece ben kaldım. Diğerleri temizlendi” demiş. Demek o kadar iyi gizlenmiş. O halde, elinin bu kadar güçlü olmasına güvenerek soğukkanlılığını bozmadan hareket etmesi mi beklenirdi yoksa panik içinde ağlaya ağlaya gidip kendini ihbar etmesi mi? Bu kadar zayıf karakterli olduğunu öne sürmek, yüzbaşının dirayetine hakaret değil mi?

4- Sabah’tan Yüksel Temel’in haberine göre Yüzbaşı Akın, yürütülen soruşturmada isminin olduğunu öğrenince korumalığını yaptığı Yaşar Güler’in karşısına çıkıyor ve ağlaya ağlaya “Ben de F..’cüyüm. Örgüt baskısından bıktım artık” diyor. İntihar etmek istediğini söylüyor ve orada sinir krizi geçiriyor. Bunun üzerine Yaşar Güler’in talimatıyla Hukuk Müşaviri Mehmet Yüzbaşıoğlu durumu Ankara Başsavcılığı’na bildiriyor. Ardından polisler Kara Kuvvetleri’ne gidip Akın’ı gözaltına alıyor.

Yüzbaşı, emniyetteki ifadesinde böyle konuşmuş. Ortada bir çelişki var. Bu ifadeye göre, hakkındaki soruşturmayı haber alınca gidip itirafçı olan bir subay yok ortada. Onun yerine, “örgüt” baskısından bunalıma girmiş ve ne yapacağını bilemeyince gidip komutanına sığınmış bir asker var. İkisi arasında dağlar kadar fark var.

5- Burak Yüzbaşı’nın teslim olmasının ardından bu gizli soruşturmanın da deşifre olmuş olması gerek. Bu durumda, soruşturmada adı geçen ne kadar asker varsa aynı sabah hepsinin gözaltına alınması lazımdı. Öyle ya, ankesörlü telefonlarla irtibat kuran bu kripto elemanların, Akın’ın teslim olması ile birlikte delil karartma ve kaçma ihtimali vardı. Dolayısıyla hepsinin adreslerinden toplanması gerekirdi. Böyle bir operasyon olmadı. Tam tersine, ancak 1 hafta sonra ve Akın’ın kendi ifadesi üzerine 2 muvazzaf subay gözaltına alındı sadece. Onların da durumu son derece şüpheli. Detaylara birazdan gireceğim.
****

Demek ki bu gerekçe tam oturmuyor.

Yüzbaşı Akın’ın neden teslim olduğunu açıklayacak daha güçlü ve tatmin edici bir izahata ihtiyaç var.

Gelelim medyaya sızan diğer küçük ifade kırıntılarına.

Yeni Şafak’ın haberine göre, “örgütün kendisine katalogdan evlenmesini önerdiğini, ancak bunu kabul etmediğini” söyleyen Akın, bu sebeple “örgütten dışlandığını” savunmuş.

Oysa darbe girişiminin kilit isimleri arasında gösterilen ve cemaat üyesi olduğu öne sürülen dönemin Kara Havacılık Kurmay Başkanı Yarbay Mehmet Şahin ifadesinde, evliliğinin ‘cemaat içi’ bir evlilik olmadığını söylüyor. Aynı şekilde Yarbay
Yasin Candemir’in de benzer ifadesi var. İtirafçı subaylardan Murat Bolat da cemaat içi evlilik yapmadığını, bundan dolayı bir ara Hizmet’ten koptuğunu ama sonradan ‘abilerin’ kendisi ile görüşerek tekrar yapıya dahil ettiğini anlattı. Demek ki bu çok büyük bir problem değil.

Kaldı ki 15 Temmuz günü MİT’e giderek darbeyi ihbar eden Binbaşı O.K. da, “Balyoz ve Ergenekon sürecinde F. Gülen’in şizofren seviyesinde olduğunu ve vatana ihanet içerisinde olduğunu anlamaya başladım ve fikirlerim değişmeye başladı. 2014’ten sonra beni ısrarla davet etmelerine rağmen toplantılarına gitmedim.” demişti. Ama nasıl oluyorsa cemaat, bu cümleleri kuran O.K.’ya bile 15 Temmuz günü Hakan Fidan’ı kaçırmak gibi en önemli görevi verirken Burak Akın’ı ‘dışlıyor’.

Çelişkiler bununla da sınırlı değil. Yine aynı haberde Akın’ın, “Görüşmelere eşimden gizli gidiyordum” dediği yazıyor. Yani hem aşk evliliği yaptığı için cemaatten dışlanıyor hem de o eşini ‘dışlayıp’ gizli gizli cemaat toplantılarına koşuyor.
Enteresan bir ilişki biçimi.

Fakat çelişkiler bununla da bitmiyor. Yine aynı haberde Akın’ın ifadesinde, “Darbe yaptıklarını görünce ayrıldım. Ancak beni rahat bırakmadılar. Firar edenler sürekli benimle irtibat kurmaya çalıştı. Ama ben kaçtım, görüşmek istemedim” dediği aktarılıyor.

Yani 15 Temmuz öncesinde, evliliği nedeniyle ayrılmış değil. Sonradan kendi isteğiyle, ‘darbe yaptıklarını öğrenince’ ayrılma kararı alıyor. Birbirini nakseden ifadeler bunlar. Bizim sağlam bir neticeye ulaşmamızı, gerçeği bulmamızı zorlaştıran cümleler.

****

“Beni rahat bırakmadılar” ifadesi de üzerinde durmaya değer. Mesela sorgusunda kendisine, “15 Temmuz’da gün boyu dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Salih Zeki Çolak’ın yanındaydınız. Örgüt sizinle irtibata geçmedi mi?” sorusu yöneltiliyor. Cevabı şöyle olmuş: “Komutanların yanında telefonla konuşmak yasaktır”

Bu kadar yani?! Yasaklara son derece saygılı ‘darbeci örgüt’… İlginçtir ki darbe öncesinde kalkışmaya dahil olması için onu ‘rahat bırakanlar’, “Katılmak istemiyor musun, sen bilirsin, o zaman sana iyi görevler” diyenler, üzerinde baskı kurmayanlar, hatta yasak diye komutanın yanında aramama nezaketini gösterenler, iş işten geçtikten sonra baskı kurmaya, onu ‘rahat bırakmamaya’ başlıyorlar. Hem de nereden? Yurt dışından.

Üstelik, “Bana ulaşmaya çalıştılar.” diyor. Yani ulaşamamışlar. Sadece ulaşmaya çalışıyorlarmış. Fakat bu kadarı bile 15 Temmuz kahramanına yetmiş. Ağlaya ağlaya Yaşar Güler’e gidip kendini deşifre etmiş ve “İntihar edeceğim” diye sinir krizleri geçirmiş. Ya bir de ulaşsalarmış ne yapacakmış, intihar mı edecekmiş Allah korusun.

****

Zaten Yüzbaşı Akın ilk teslim olduğunda da bu iddia gündeme gelmişti. “Üzerinde baskı kurulduğu için” itirafçı olmaya karar verdiği yazılmıştı. Peki ne istiyorlarmış kendisinden? Niye rahat bırakmıyorlarmış? Bilmiyoruz. İşin kötüsü Burak Akın da bilmiyor. Öyle demiş. Yeni Şafak’ın haberinde şöyle deniyor: “Akın, aramalara cevap vermediği için kendisinden ne istediklerini bilmediğini iddia etti.”

Bir dakika yahu! Yani aramalara cevap vermeyince vermeyebiliyormuş. Görüşmek istemeyince görüşmeyebiliyormuş. Hem ne istediklerini bile bilmiyormuş.
Buna rağmen Sayın Yüzbaşı, o kadar korkmuş, o kadar rahatsız olmuş ki gitmiş kendini ihbar etmiş. Kahramanlık madalyasını iade etmeye ve hain ‘tek tip elbisesi’ giymeye karar vermiş.

İfadesinin bir başka yerinde de “Yurt dışına kaçan sivil imamların WhatsApp üzerinde kendisini arayarak ‘Seninle yeteri kadar ilgilenmedik, hakkını helal et’ dediğini söylemiş.

Yani bu yüzden mi bunalıma girmiş Gazi Akın? ‘Abileri’ yeteri kadar ilgilenemediği için mi? Yoksa helallik istediklerini için mi? Bir de “Hakkını helal et” diyerek mi gözünü korkutmuş, üzerinde baskı kurmuşlar?

Hayır, olmuyor, bir türlü taşlar yerine oturmuyor!

Büyük boşluklar var!

Yarın devam edeceğim, daha sorulacak çok soru var…
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER 15 TEMMUZ HABERLERİ