Selvi'nin 15 Temmuz Yalanları - 6

Erdoğan 15 Temmuz'da Binbaşı O.K. ve ihbarı biliyordu ama...
Abdülkadir Selvi ifşa etti
Erdoğan, 15 Temmuz'da Binbaşı O.K. ve ihbarı biliyordu ama...

Selvi'nin 15 Temmuz Yalanları - 6

 
Tarihte, en yakın arkadaşı ve arkadaşının oğlu ile birlikte 250'den fazla insanının hayatını kaybettiği bir gece için "Allah'ın lütfu" diyen vicdan sahibi bir lider yoktur.

Yakın arkadaşı Erol Olçok ve oğlu Abdullah Olçok ile birlikte 250 vatandaşı hayatını kaybetmişken, damadının sırıtmaları eşliğinde, 15 Temmuz'a "Allah'ın lütfu" diyen Erdoğan'ın ismi de diktatörlerin yanına, belki listenin en tepesine yazılacaktır.

Yazı dizimizin beşinci bölümünde, Binbaşı O.K.'nın MİT'e darbe ihbarı yaptığını ve MİT'in bunu 18 Temmuz 2016 tarihinde Anadolu Ajansı'na yaptırdığı haberle itiraf ettiğini yazmıştık. Darbe ihbarı gelmesine rağmen, önlenemedi 15 Temmuz. İnsanlar bile bile ölüme gönderildi.
Bugün altıncı bölümde, Abdülkadir Selvi'nin ifşa ettiği, Erdoğan'ın Binbaşı O.K.'yı ve yaptığı ihbarı 15 Temmuz'da biliyor olduğu ama buna rağmen herkesten gizlediğini hakikatini ele alacağız.

Binbaşı O.K. konusuna geçmeden önce Hakan Aygün'ün "15/7 15Temmuz Sırları" adlı kitabından konuyla bağlantılı bir pasaj aktaralım.

Aygün, "Erdoğan bir süre darbeye yol verdi mi?" ara başlıklı bölümde şunları yazıyor: "Erdoğan'ın kendi diktasına bahane yaratmak için 15 Temmuz'u planladığı iddiası çok güçlü olmasa da, aylar sonra iktidar çevrelerinden üst düzey dost bana şöyle diyordu: 'Planlamamış olabilir ama hareketlilik başladıktan sonra, kim nedir ortaya iyice çıksın diye bir süre yol verdi.' Olabilir mi!"

Bu gerçeği görebilmek için "iktidar çevrelerinden üst düzey bir dost" olmaya gerek yok. O akşamı herkes yaşadı.

Sadece tek bir soru bile Erdoğan'ın 15 Temmuz'a yol verdiği gerçeğini açığa çıkarmaya yeter: Erdoğan, saat 21.30'da darbe girişiminin başladığını eniştesinden öğrendikten sonra, olaylara müdahale etmek için neden 3 saat bekledi?

Üstelik Erdoğan, CNN Türk'te canlı bağlantı yaptığı 00.24'e kadar hükümetin ve emniyetin zirvesindeki birçok yetkilinin telefonlarına da çıkmamıştı. Tam bir keşmekeş havası vardı İstanbul ve Ankara'da. Ama Marmaris çok sakin, rahat ve dingindi.

O akşam dönemin İçişleri Bakanı Efkan Ala, dönemin Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş ve dönemin Emniyet Genel Müdürü Celaleddin Lekesiz gibi çok önemli isim aramıştı Erdoğan'ı ama ne hikmetse ulaşamamışlardı.

Selvi'nin kitabında anlatılanlara göre, Erdoğan'a ulaşabilen sadece iki isim var; biri sır küpü MİT Müsteşarı Hakan Fidan, diğeri ise saati net olmamakla birlikte Başbakan Binali Yıldırım. Ona da zaten Binbaşı O.K.'nın ihbarını ve gün içinde Genelkurmay’da yaşananları anlatmamış.
Numan Kurtulmuş, uçaklar uçmaya başlayınca Erdoğan'ı aramış ama damadı Berat Albayrak'la görüşebilmiş. Albayrak, Kurtulmuş'a "Abi, siz Başbakanlığa geçin" demiş.

Mehmet Görmez, MİT'ten çıkınca aramış, o da ilk aramasında ulaşamamış. İkinci aramasında ise Erdoğan'ın özel kalem müdürü Hasan Doğan'la görüşebilmiş. Doğan, telefonun hoparlörünü açıp Görmez'e "Cumhurbaşkanımız seni duyuyor" demiş. Görmez de tüm camilerden sala okutacağını anlatmış.

Bunların dışında Erdoğan'la görüştüğünü ve o akşam süreci Erdoğan'ın yönettiğini söyleyen hiç kimse yok. Süreci en başından itibaren, Selvi'nin deyimiyle köprüyü kapatan askerlerin elinden "kıl payı kurtulan" Başbakan Binali Yıldırım yönetti.

Erdoğan ise birçok komutan ve siyasi, kalkışmanın TSK içindeki çok küçük bir grup tarafından yapıldığını ve kısa süre içinde bastırılacağını açıklamasının ve kalkışmaya katılan askerlerin tutuklanmaya başladığı haberlerinin gelmesinin ardından saat 00.24'de CNN Türk'teki Facetime bağlantısıyla sahne aldı.

Melih Gökçek de "Önce ben çıktım televizyona, halkı sokağa çağırdım. Cumhurbaşkanı çok sonra, dördüncü sırada televizyona çıktı" demişti hatırlarsınız.

Erdoğan, saat 00.24'te canlı bağlantı yapıldığında ise aynen şunları söyledi: "Bu arada milletime de bir çağrı yapıyorum, oda şudur, milletimizi illerimizin meydanlarına davet ediyorum. Havalimanlarına davet ediyorum ve milletçe meydanlarda, havalimanında toplanalım ve bunların o azınlık grubu, tanklarıyla, toplarıyla gelsinler ne yapacaklarsa halka orada yapsınlar. Halkın gücünün üstünde bir güç ben tanımadım bugüne kadar."

"O azınlık grubu, tanklarıyla, toplarıyla gelsinler ne yapacaklarsa halka orada yapsınlar."

Bu nasıl bir ifadedir! Zaten başarısız olacağı kesinleşmiş bir kalkışma için insanları sokaklara çıkmaya çağırıp bir de üstüne bu lafı edebilen bir insan, nasıl bir insandır?

En az, "Allah'ın lütfu" ifadesi kadar skandal ve aslında itiraf sadedinde biz söz bu. Tankların, topların halka ne yapacaksa yapmasını istiyor!

Halkı sokaklara çağırıyor da, ya kendi ailesi? Kızı Esra Marmaris’te yanındaydı. Peki, Bilal, Burak ve Sümeyye neden babalarının çağrısına uymadı? Neden gitmediler köprüye?
Tabi, o çağrı halk içindi, Erdoğan Hanedanı için değil.

Erdoğan'ın 15 Temmuz akşamını özetledikten sonra, pozisyonu önce "bekle gör" de kalıp akabinde insanları ölüme göndermek miydi, yoksa başından itibaren kendi yazıp yönettiği bir oyunu mu sahneledi, ona bakalım.

O akşam, Başbakan Binali Yıldırım'a Binbaşı O.K.'nın MİT'e verdiği ihbarı ve gündüz yaşananları ne Hakan Fidan ne de Erdoğan anlatmamıştı.

Hakan Fidan, Yıldırım'a anlatmadığı gibi diğer hükümet yetkililerine de bahsetmemişti yaşananlardan. O akşam Hakan Fidan'la görüşebilen hiçbir Bakan, Fidan'ın kendisine darbe ihbarından bahsettiğini söylemedi bugüne kadar.

Yıldırım da, Fidan'ın saat 22.20'de kendisine söylediği iddiasını yalanlıyor. Yani ihbar ve yaşananlar kendisine anlatılan tek isim Erdoğan.

Selvi, Erdoğan'la Fidan'ın görüşmesini kitabında şu şekilde aktarıyor: "(Hakan Fidan, MİT'in) Konukevinden hızla çıktı, makamına giderken Cumhurbaşkanı Erdoğan aradı. Saat 22.27'yi gösteriyordu. Cumhurbaşkanı'nın "Hakan bu ne, ne oluyor?" sorusuna Fidan "Efendim, öğleden sonra bir ihbar geldi. Bir binbaşı geldi Teşkilat'a. Kara Havacılık'ta bir hareketlilik olduğunu anlattı. Genelkurmay'a gittim" diyerek, sabah gelen ihbarı ve Genelkurmay'da yaptıkları çalışmaları aktardı."

Erdoğan bu görüşmenin 22.00'ye doğru gerçekleştiğini söylüyor. Saatte çelişki var ancak içeriğini aynen doğruluyor. Yani Fidan ona Binbaşı O.K.'nın getirdiği ihbarı ve gün içinde yaşananları kendisine göre 22.00'ye doğru, Fidan'a göre ise 22.27'de detaylarıyla anlatmış.
Binbaşı O.K. ne anlatmıştı ihbarında? Kendisinin bir kaç yıl öncesine kadar Hizmet Hareketi ile irtibatlı olduğunu, 15 Temmuz günü yine Hizmet'le irtibatlı olduğunu düşündüğü komutanı Yarbay Deniz Aldemir tarafından akşam helikopterle Hakan Fidan'ı kaçırma görevi verildiğini ve bunun bir darbe girişiminin parçası olabileceğini söylemişti.

Fidan, Erdoğan'a anlattı ama Erdoğan, bu ihbardan ve gün içinde Genelkurmay'da yaşananlardan, gece 00.24'te katıldığı canlı yayında ve sabaha karşı saat 04.15'te İstanbul Atatürk Havalimanı'nda yaptığı basın toplantısında hiç bahsetmedi.

15 Temmuz'u takip eden günlerde, her gün ulusal ya da uluslararası bir medya kuruluşuna röportaj verdi, darbeyi öğrendiği saatle ilgili sürekli çelişkili açıklamalar yaptı, ancak Binbaşı O.K.'nın ihbarından ve o gün Genelkurmay'da yaşananlardan yine bahsetmedi.

Türkiye, Binbaşı O.K.'yı ve ihbarını ilk kez, 15 Temmuz akşamı kendisine hiçbir şey anlatılmayan Başbakan Binali Yıldırım'dan 1 Ağustos 2016'da katıldığı CNN Türk'teki canlı yayında öğrendi.

O.K. ile ilgili detayları ise 3 Ağustos ve 4 Ağustos 2016 tarihli yazılarında Abdülkadir Selvi aktardı.

Erdoğan, Binbaşı O.K. ile ilgili kısıtlı da olsa bazı bilgiler kamuoyuna yansıdıktan sonra da açıklamada bulunmadı.

Erdoğan, tüm bilgileri almasına rağmen neden 15 - 16 Temmuz gecesi yaptığı açıklamalarda Binbaşı O.K.'dan ve ihbarından bahsetmedi?

Neden o gece kendisine ulaşabilen bir kaç kişiye bu ihbarın geldiğini söylemedi?
Uluslararası medya kuruluşlarına verdiği röportajlarda neden değinmedi?

Üstelik Binbaşı O.K. ve ihbarı, Erdoğan'ın Hizmet Hareketi aleyhine kullanabileceği önemli bir “delil”di.

Hatta daha sonra iftira olduğu ortaya çıkacak olan, Hulusi Akar'ın, Hakan Evrim'in kendisine "Sizi kanaat önderimiz Fethullah Gülen'le görüştürelim" dediği şeklindeki iddiasından bile güçlü bir “delil”di Binbaşı O.K. ve ihbarı.

Hulusi Akar'ın iftirasını her röportajında anlatan, bu iftirayı tüm dünyaya 15 Temmuz'u Hizmet Hareketi'nin yaptığına dair en güçlü “kanıt” olarak gösteren Erdoğan, Binbaşı O.K. ve ihbarını neden kullanmadı?

Bahsetmemesinin tek bir sebebi olabilir. Bahsetseydi, "Madem ihbar geldi, o zaman neden kalkışma daha başlamadan engel olunmadı?" sorusuyla karşılaşacaktı.

İyi de, bu konuda resmi kronolojiye göre Erdoğan'ın bir kusuru yoktu ki!
Saat 14.45'te darbe girişimi ihbarını almasına rağmen kendisini ve Başbakan dâhil hükümeti konudan haberdar edip önlem alınmasını ve darbe teşebbüsünün başlamadan engellenmesini sağlamayan Hakan Fidan'dı.

Evet, ortada çok büyük bir suç vardı ve 250'den fazla insanın göz göre göre ölüme gönderilmesi söz konusuydu.

Gizleyecek ve manipüle edecek biri varsa, o da bizzat Hakan Fidan'dı. Fidan da zaten 15 Temmuz'dan beri bu konuda Selvi'yi ve diğer sözcülerini sahaya sürerek elinden geleni yapıyor.

Peki, Erdoğan bu suç nedeniyle Hakan Fidan'ı görevden alıp yargıya teslim etmesi gerekirken, kendi anlatımlarına göre faili ve ortağı olmadığı bir suçu neden örtbas etmek istiyor?
Böyle bir durumda, yazının başında bahsettiğimiz gibi vicdansız bir diktatör, ancak suçun ortağı hatta asli faili ise örtbas etmeye çalışır.

Acaba, Erol Olçok'un eşi ve Abdullah Olçok'un annesi Nihal Olçok, Erdoğan'a "Tayyip bey, en yakın arkadaşının ölümüne neden olan olaylarla ilgili bu çok önemli gerçeği neden gizledin?" diye sorabilir mi?

Belki bir gün sorar...
loading...
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER 15 TEMMUZ HABERLERİ