Engin Erol’un eşi Canan Erol: Eşim cezaevinde zehirlendiğini söyledi

Geçen hafta hayatını kaybeden tutuklu kanser hastası Engin Erol’un (41) eşi Canan Erol BOLD Medya’ya konuştu. Canan Erol, eşinin cezaevi ve hastane sürecinde yaşadığı hak ihlallerini anlattı, önemli bir iddiada bulundu.




Eğitimci Engin Erol (41)  cezaevinde kanser olduktan sonra tahliye edilmemiş, tedavisinin yapılamaması nedeniyle hastalığı son evreye kadar ilerlemişti. Erol, tedaviye cevap veremeyecek noktaya geldikten sonra tahliye edildi ve kısa süre sonra hayatını kaybetti.


Cemaat soruşturmaları kapsamında tutuklanan Erol, 2 yıl Artvin Cezaevinde, 1 yıl 3 ay da Erzurum H Tipi Cezaevinde tutuklu kalmıştı. Erol, 130 kilo girdiği cezaevinden tıpkı akademisyen Doç. Dr. Ahmet Turhan Özcerit, polis memuru Kadir Eyce, KHK’lı öğretmen Tacettin Toprak gibi bir deri bir kemik çıktı.

Tarih öğretmeni eşi Canan Erol (39), acı kaybının ardından mücadele sürecini anlattı ve kocası Engin Erol’un cezaevinde ölüme sürüklenişiyle ilgili çarpıcı iddialarda bulundu.

Eşinizin hastalığı, şikayetleri ne zaman başladı?

Son dört aya kadar ciddi bir hastalığı yoktu. e-devletine girdiğimiz zaman diş dolgusuna gitmiş, başka şeyler için revire çıkmış, bunları görüyorduk. Son 4 ayda cezaevinde hem müdür hem de savcı değişti. Ondan sonra zaten olanlar oldu. Temmuz 2019’da kız kardeşim açık görüşe gitmişti. ‘Engin abinin durumu iyi’ dedi. Yeğenim 11 yaşında, onu omzuna alıp gezdirebilecek güçteydi. Aradan 5 ay bile geçmeden durum bu.

Eşinize birdenbire ne oldu, cezaevinde neler yaşamış ki?

Hızlı ve ciddi bir süreç gelişti. Son 4 ay Erzurum’da ciddi sıkıntı yaşadı. Kanser teşhisi hastaneye yattıktan sonra konuldu. Ondan önce zaten hastaneye yatırmadılar. Telefon görüşmelerimizde sürekli hasta olduğunu, hastaneye götürülmediğini, en çok da revirde ‘senin bir şeyin yok, psikolojik’ diyerek geri gönderildiğini söylüyordu. Bir ayda ağır hasta olmasına rağmen, arkadaşları revire taşımasına rağmen hastaneye götürülmedi. Erzurum’daki revir görevlilerinden özellikle çok şikayetçiydi.

Hiç mi götürülmedi hastaneye?

114 kere dilekçe yazılmış. 3 ya da 4 kere Erzurum Bölge Hastanesine götürmüşler. Ama tahliye sonuçlarını bile beklemeden alıp geri getiriyorlar. Ciddi bir şekilde bel ağrısı vardı, kusuyordu. Bunların sebebi sorulmadan alınıp geri getiriliyor. 30 kilo zayıflayıp yürüyemez hale geldi.

İhmal edildiğini mi düşünüyorsunuz?

Ciddi bir ihmal var. İhmal ötesinde bilinçli bir şekilde bekletildi. Koğuş arkadaşları, yatalak hale gelince ‘bu adam burada ölecek’ diye dilekçe verdikten sonra yola çıkarttılar. Biz e-nabız’dan raporlarını, tahlillerini aldık, dışarından doktora gösterdik. Eksik tahlil yapılmış, hastane ortamına tekrar götürülmesi lazım, ciddi bir hastalığı var, segmantasyonu yüksek, kansızlık aşırı derecede var demişlerdi. Eşim bunları hep dilekçelerinde yazdı, avukatımız da yetkilere iletti, ama hiçbir şekilde dikkate alınmadı.

Erzurum’da hangi hastanelere götürüldü?

Eşim 10 Aralık’ta tahliye olmadan iki hafta önce Erzurum Bölge Hastanesine götürüldü. Oradaki dahiliye uzmanı, ‘bu hasta bizim uzmanlık alanımız değil, burada kalmaması lazım, başka hastaneye sevk edilmesi gerekiyor’ demesine rağmen eşimi 2 hafta orada tuttular. Madem öyle diyor doktorlar, neden oraya götürmüşler. Çünkü sadece orada mahkum koğuşu var. Başka hastanelerde mahkum koğuşu yok. Erzurum Bölge Hastanesi de biz artık bu sorumluluğa giremiyoruz, Atatürk Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesine götürülmesi gerekiyor diye zorla oraya sevk etti.

TAHLİYE ETTİKLERİNDE HİÇBİR ŞEYE CEVAP VEREMEYECEK HALDEYDİ

Orada niye tedavi edilmedi?

Orada da ayrı handikap yaşadık. Tam teşekküllü onkolojik bir tedavinin yapılabilmesi için sevk etmişlerdi. Herhangi bir gerekçe olmadan, mahkum koğuşumuz yok diyerek, ağır hasta olmasına rağmen geriye gönderilmek istendi. Acilde saatlerce tutuldu. Daha sonra ısrarla, doktorların ikna edilmesiyle normal bir servise yatırıldı. Bu sefer de bütün tahlilleri baştan yapmak istediler. 2 gün öyle zaman kaybedildi. Tahliyesi geldi, hemen Samsun Medical Park hastanesine götürdük ama artık çok geçti, hiçbir şey yapamadık. Hiçbir şeye cevap vermedi.

İki hafta kaldığı ilk hastanede hiçbir şey yapılmadı mı?

Erzurum Bölge Hastanesinde eşime yanlış teşhis koydular. Zaten yoğun bakımda tutulması gereken hastayı 15 gün boyunca mahkum koğuşunda tuttular. Lenfoma kanseri dediler ve kemoterapi yaptılar. Oysa kemoterapi verilmemesi gereken bir aşamadaymış. Eşim testis kanseriydi, bunu Samsun Medikal Park Hastanesi tespit etti. Erzurum Bölge Eğitim Hastanesinde iki doz kemoterapi almıştı. Verildiği gibi ters tepiş ve tümör daha da büyümüş.

   


Ne yapılması gerekiyor ki, kemoterapi normal değil mi?

İlk etapta ameliyat yapılıp tümörün alınması gerekiyormuş. “Tümor alınmadan kemoterapi yapılamaz. Eşiniz lenfoma değil, testis kanseri. Büyük bir yanlış yapılmış.” dedi doktor. Yanlış teşhis yapıldığı ve tümor kemoterapiyle daha da arttığı için böbrekleri etkilemiş, böbrekler çalışmadı. Böbrek çalışmayınca büyük ameliyatını yapamadılar. Sonuç böyle işte.

Tahliye olduktan sonra Samsun’da Medical Park Hastanesine götürdük dediniz. Orada ameliyat mı ettiler?

Evet testis ameliyatına aldılar. Doktor çok geç kaldığımızı ama ellerinden geleni yapacaklarını söyledi. Kitle vücuduna baskı yaptığı için böbrekleri çalışmaz hale gelmişti. Yüzde 10-20 iyileşme ihtimali olabilir, göze alıyorsanız ameliyat yapalım dedi. Biz de yaptırmadık demeyelim diye ameliyatı kabul ettik. Sebepler planında çok ihmaller var tabi ki ama takdir-i ilahi… Son dakikada yapılan çözüm de çözüm olmadı.

Kelepçe takıldı mı eşinize?

Atatürk Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesine sevk edildiğinde takıldı. Ağır hastayken kelepçe takılmak istendi. Ailesi yanına yaklaştırılmadı. Annesi isyan edince kelepçeyi çözdüler. Bir gün kelepçeli kaldı. Bu hastanede zaten iki gün kaldı. Bu kadar ağır bir hastaya kelepçe takıldı. Bu insanlık suçudur. Yürüyemeyecek ve konuşamayacak haldeydi. Karnında 24 cm’lik bir kitle vardı. Yürümesi kaçması imkansız olmasına rağmen, bunu görmelerine rağmen kelepçe taktılar.

CEZAEVİ MÜDÜRÜ VE SAVCI TAHLİYESİNİ ENGELLEDİ

En son ne konuştunuz eşinizle?

En son telefon görüşmemizde bana dediği “Belim çok ağrıyor, ortopedik yatak alacağım, bana para gönderin.” Yataktan kaynaklanmıyor ağrı, dedim. “Olsun biliyorum hiç olmazsa rahat yerde yatayım” dedi. Tahliye olan bir arkadaşı ne kadar çok çektiğini, dilekçelerinin dikkate alınmadığını birebir anlattı. Haftada bir kere telefon görüşmesine bile ‘nasıl gideceğim, nasıl yürüyeceğim’ diye düşünüyordu dedi. Yani onu bir türlü cezaevinden alamadık.

Bir de şöyle bir süreç yaşandı. Tahliyesinden 3 gün önce 6 aylık ceza ertelemesi verildi eşime. UYAP’ta da bu karar onaylanamasına rağmen, cezaevi müdürü ve nöbetçi savcı bunu engelledi. Bu da onu psikolojik olarak çok yıprattı. Moral ve motivasyonu bozuldu, hastalığı daha da hızlı ilerledi. Çünkü öncesinde bir ümidi vardı. Hazırlıkları tamamlandı, hastaneden çıkışı yapıldı, ambulansa alınmak için bekliyordu, cezaevi savcısı ‘hayır imzalamıyorum bu kararı’ dedi, tekrar kaldı. O zaman eşim beni bırakmayacaklar, kesinlikle bırakmayacaklar psikolojisine girdi. Salı günü adli tıp raporuyla bu sefer Yargıtay’dan tahliyesi alındı ama o psikolojik çöküntüden çıkamadı. Tahliye edildi ama bir işe yaramadı.

RAPORA RAĞMEN ELEKTRONİK KELEPÇEMİ ÇÖZMEDİLER

Görmeye gidebildiniz mi? Ev hapsinde olduğunuzu duymuştum.

Evet ev hapsine mahkumdum. Ben eşimin hastalık sürecinde, hapishane sürecinde hiçbir zaman yanına gidip ziyaret edemedim. Yanında olamadım.  Ayağımdaki elektronik kelepçe için, eşimin hastalığına dair rapor vermemize rağmen izin alamadık. Yanına gidemedim. Onu 3 yıl, 3 ay sonra hastanenin yoğun bakımında görmek nasip oldu.

Ölüm haberini nasıl öğrendiniz. Siz yanında mıydınız?

Son anda yanında kimse yoktu. Yoğun bakımdaydı. Geçtiğimiz pazar günü ben yanına gitmiştim. Konuşamayacak haldeydi, çok ağırdı, yürümek konuşmak bedensel hiçbir ihtiyacını yapacak halde değildi. Ameliyat olduktan sonra 48 saatin geçmesini bekliyorduk, atlatamadı.

Eşinizin vasiyeti olduğunu biliyoruz. Size mi söyledi vasiyetini?

Evet ben vasiyetine şahidim. Konuşacak takati bile yoktu, nefesini toparlayarak, ‘İçeride insanları zehirliyorlar. Benim gibi insanlar var. Hastaneye götürmüyorlar. Bunların hesabını sorun. Herkes dikkatli olsun. Cezaevi revirlerindeki hiçbir ilacı, tedaviyi kabul etmesinler. Ben zehirlendiğime inanıyorum. Çünkü revirden geldim, aşırı kustum, revirden geldim, yataktan kalkamadım’ dedi. İçerideki arkadaşları öldürüyorlar. Ölüme terk ediyorlar. Onlara sahip çıkın, onlara dua edin. Hasta sayısı çok fazla içeride. Kimse onları dikkate alıp hastaneye götürmüyor.

Zehirlendiğini söylemeniz ciddi bir iddia.

Doktor da bu hastalığın bu kadar çabuk ilerlemesi imkansız. Testis kanseri kemoterapiyle yüzde yüz önüne geçilen bir hastalık. Bu kadar çabuk ilerleyebilen, ciddi bir kanser türü değil demişti.

Vasiyetinde sanırım ‘hakkımı arayın’ da demiş. Ne yapacaksınız bundan sonra?

Bizim bundan sonraki mücadelemiz şu: Eşim gitti artık, bundan sonrakiler gitmesin. Eşim gibi başka insanlar son dakikada tahliye olmasın. Mezarda tahliye istemiyoruz. Başka insanlara umut olmak için bu videoyu hazırladım. Çünkü eşimin vasiyeti diyebilirim. İnsanların içeride ölmemesine, zulme uğramamasına belki bir noktada ölümüyle yardımcı olmak istedi. Ölüm tehdidi altında, hasta olma tehdidi altında yaşamaktan kurtarmak istedi. Hapishanede yaşayan herkes hasta olmuyor. Ama neden bizim arkadaşlarımızın büyük bir çoğunluğu kanser oluyor? Bu da büyük bir soru işareti olarak kafamızda kaldı. Kendi adıma elimizden gelen ne varsa şu an itibariyle yapmaya hazırım. Herkesin de duyarlı olmasını tavsiye ediyorum. Ben 3 çocuğumla kaldım. Benim yaşadıklarımı Rabbim kimseye yaşatmasın. Allah kimseyi de bu acılarla imtihan etmesin.

Eşiniz ne öğretmeniydi?

Eşim öğretmen değildi. Maden mühendisi. Ege Üniversitesinde okudu. Ben öğretmenim. Kapatılan yurtlarda eğitim danışmanı olarak çalışıyordu. İzmir’de yaşıyorduk. İşsiz kalınca 12 Eylül 2016’da uçağa binip Tanzanya’ya çalışmaya gitti.

Ne zaman geri geldi, niye dönmeye karar verdi?

O giderken ben 3 aylık hamileydim. 9. aya girince gelmek istedi. Rize Çayeliliyiz. En son Batum’a geldi. Oradan girdi Türkiye’ye. Yasal yollarla. Herhangi bir araması yoktu. Kapıdan geçerken aldılar. 9 ay eşimin iddianamesi yazılmadı. Bylock da çıkmadı. Bunu özellikle yazılmasını istiyorum. Gerçi olsa da ne anlam ifade ediyor ki… Bylock ifadeleri çıkartılamadı yani. Bir tanık ifadesi yüzünden 3 yıldır cezaevindeydi. Bu tanık ifadelerini çok hafife indiriyorlar ama…

Kimmiş tanık, hakkında ne tür bir suçlama varmış.

Oktay Kartal diye bir adamın ifadesiyle aldılar eşimi. Başka bir şey yoktu. ‘Kıbrıs’ta, Bayraklı’da eğitim danışmanlığı yaptığını biliyorum’ demiş. Eşim tutuklandıktan bir yıl sonra Artvin’deki mahkeme takipsizlik kararı verdi. Dosyası İzmir’e gitti. Yaklaşık 6 ay orada sürüncemede kaldı. 5 mahkemesi oldu. Üyelikten 10 yıl 15 ay ceza verdiler. Oktay Kartal mahkemelere gelmemesine rağmen bu cezayı verdiler. Üç mahkemeye gelmeyince tanık ifadeleri düşüyor ama ifadesi geçerli sayıldı. Karar mahkemesine gelsin hiç olmazsa ona da gelmedi. Gizli tanık da değil. Gizli tanık olunca gelmiyorlar.

Kaynak: BOLD
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER 15 TEMMUZ HABERLERİ