‘Arkama dönüp bakmadım, çünkü geride bakacak bir şey bırakmadılar’

"Çocuklarımız için, öğrencilerimiz için çok özverili işler yaptık. Onun içindir ki bottan arkaya doğru geri dönüp bakmadım. Çünkü arkada dönüp bakacak hiçbir şey kalmamıştı. Bunları hiçbir şekilde hak etmemiştik."


ERDOĞAN DUMAN: Bu sendika devletin yasal sendikası. Ve aidatını devlet ödüyor. Bu sendikanın ücretini bile ben ödemiyorum diye göreve iade beklerken, kendimi polis arabasında buldum. Mahkemeye çıktım, genç bir hakim geldi. Sayfaları çevirdi. Seni tutuklamak zorundayım dedi ve duruşma bitti. 

FİLİZ DUMAN: Çok kötü bir yafta ile silahlı terör örgütü ile suçladılar. Hayatımda silahı sadece polislerde gördüm. Evimize gelen polisler silah aramadı. Sadece kitap aradılar. Kitapların, Kur’an-ı Kerim’lerin içine baktılar. 13 yıl devletime hizmet etmiştim. Ama bir gecede silindik. Onun için hiç dönüp arkama bakmadım.


15 Temmuz 2016’daki darbe girişiminin ardından çıkarılan KHK’larla görevlerinden ihraç edilen akademisyen sayısının 6 binden fazla olduğu ifade ediliyor. Mesleğinden atılan öğretmen sayısı ise 30 bin. Türkiye’nin bu eğitimli, yetişmiş kadroları ‘size su bile yok’ denilerek gittikleri her kapıdan geri çevrildi. Yaptıklarının karşılığı olarak gördükleri bu vefasızlık karşısında vatanlarını terk etmek zorunda kaldılar. Erdoğan Duman ve Filiz Duman öğretmenler de işte bu KHK mağdurlarından. Çevrelerinde iyilikleri ve başarılı öğretmen olmalarıyla takdir gören bu insanlar gün geldi kendi ifadeleriyle ‘arkalarına dönüp bakmadan’ aziz bildiklerini topraklarından hicret ettiler. Sıkıntı ve çile dolu bir sürecin sonunda geldikleri Hollanda’da hayata tutunmaya çalışıyorlar. Kısa sürede komşuları tarafından sevildiler. Hollandalı komşularına, tatile giderken evinin anahtarını onlara emanet edecek kadar güven telkin ettiler. Tanıştıkları insanlar, ‘Duman Ailesi’ni istiyoruz’ diye devlet makamlarına mektuplar yazdılar. Geleceğe umutla baktıklarını belirten Filiz Duman, şartlar bir gün düzelse dahi vefa örneği göstererek Hollanda’yı bırakmayacağını söylüyor. Erdoğan Duman ve Filiz Duman öğretmenler ile iki kızıyla yaşadıkları süreci konuştuk.



KHK’lı öğretmen Erdoğan Duman

12 YIL ÖĞRETMENLİĞİN BEDELİ İHRAÇ OLDU

İsmim Erdoğan Duman Erzurumluyum. 2002 yılında Erzurum Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilgiler Öğretmenliğinden mezun oldum. İstanbul’a atandım. 6 yıl İstanbul’da öğretmenlik yaptım. Daha sonra Bursa’nın İnegöl ilçesinde 6 yıl öğretmenlik yaptım. Son iki yılımda Sakarya’da öğretmenlik yaptım. 15 Temmuz sonrasında ise yaşanılanlar malum ve ihraç edildik.

Öğretmenlikten ihraç edilmesine bir türlü anlam veremediğini dile getiren öğretmen Erdoğan Duman ” 15 Temmuz günü ailemiz ile birlikte yaylada idik. Orada telefon ve internet olmadığı için saat 01:00’a kadar orada idik. Sonra ayrıldık. Yolda bir arkadaşım beni aradı. darbe olmuş dikkat edin dedi. Bir istasyonda gece 02:30’a kadar durduk. Sonra trafik sakinleştikten sonra Sakarya’ya girdik. Baktık bir fırın önünde insanlar ekmek almak için sırada bekliyorlar. Biz de sıraya girdik. Ekmek aldık evimize gittik. Ertesi gününe kadar ne olduğunu tam anlayamadık. Twittere baktık. Bu arada darbeyi kendi üzerimize almıyoruz. Bizlerin darbe ile alakası ne olabilirdi ki? Olayı anlamaya çalışıyoruz. Sakarya’daki meydana gittim. Serdivan Belediye Başkanı ile merhabalaştık. Hatta onunla çay içtik. Akabinde 22 Temmuz günü ilçe milli eğitim müdürü aradı. Görevden uzaklaştırıldığımızı söyledi. Ne yaptık ki? Şok olduk. Eşimin okul müdürü de aradı ona da uzaklaştırma verildiğini söyledi. Olayın hala şokundayız. Bizler bir şeyler yapmadık ki! 3-5 gün sonra herhangi bir sıkıntınız yok gelin diyecekler diye bekliyoruz. Bu arada dilekçe ile başvuru yaptık. Fakat ‘disiplin soruşturmanız olmadığı için dilekçeniz kayda alınmamıştır.’ şeklinde cevap geldi. 1 Eylül’de bir arkadaşım aradı. Dün resmi gazete yayınladı. 672 meşhur KHK bildirisi. İhraç olanlar listesinde benim adım var. Bu arada eşimle kendi kendimize espri yapmak zorunda kaldık. Ben ihraç oldum. Sen ihraç olmadın. Sonra baktık ki eşimin adı da var. İhraç olduk fakat sağı solu aramaya başladık. Neden ihraç olduk?  O arada Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz, öğretmenlerin ihracında sıfır hata yaptık. Meğer ise Aktif Eğitimciler Sendikasına Üye olan bütün öğretmenler, bir kalemde ihraç olmuş. Yapılacak bir şey yok. Bu şekilde öğretmenlikten ihraç olduk. Okul müdürü bizi ziyaret etmeye çekiniyor. Çünkü çok iyi tanışıyorduk. Öğretmen arkadaşlar ile aramız çok iyi idi. Neler oluyor bitiyor tam anlayamıyorduk.



SENDİKAYA ÜYE OLANLARA 6 TL EK ÜCRET VERDİLER

Bu arada mesleklerinden atılanlar itiraz ediyorlar. Bizde bölge idare mahkemesine gittik. Eşimle birlikte müracaat ettik. Bizi görevimize iade edin. Çünkü Aktif Eğitimciler sendikası üyesiyim. Bu sendika devletin yasal sendikası. Ve aidatını devlet ödüyor. Bu sendikanın ücretini ben ödemiyorum. Devletin Maliye Bakanlığı ödüyor. Ben bundan dolayı ihraç olamam. 74. maddesi gereği kanunen bu tür sendikalara destek veriyor. Aslında bizleri teşvik ettiler bu sendikaya üye olmamız için. Sonra üye olanlar ödüllendiriliyordu. Maaşlarımıza sendikaya üye olduğumuzdan dolayı 6 TL ek ücret ödüyorlardı. Sonra akıl almaz bir şekilde sendikaya üye olduğunuzdan dolayı, ihraç oluyorsunuz. Bu arada bu delileri sunarak bölge idare mahkemesine itiraz ettim. Oradan çıkarken, polis sen bir dakika dur dedi. Neden dedim? Ben işlem yapar iken onlara bir uyarı geliyor. Oradaki memur polise haber veriyor. 28 Eylül 2016 günü terörle mücadele polisi geldi. Savcıyı aradı. Şahıs burada. Sayın savcım eşi de yanında. Eşini de alalım mı? almayalım mı? Savcı bu arada biraz düşündü. Sonra eşimi bıraktılar beni aldılar. Beni görevime iade edin derken, kendimi  polisin arabasında buldum. Sonrasında polis eşliğinde terörle mücadele kurumuna götürüldüm. Akşam oldu sorguya çekiyorlar. Gazete okuyor muydun? Dergiye abone oldun mu? Bank Asya’da paran var mı? Neden öğretmenler derneğine üye oldun? Çocukların hangi okulda okuyor? Hangi yurtta kaldılar? Bu gibi sorular sordular. Sonra yurtdışı çıkış yasağı konuldu ve akabinde haftada bir imza karşılığında serbest bırakıldım. Yani ben yine iyi niyetli düşünüyorum. Ben ne yaptım ki?

POLİS OLMAYAN OPERASYONLA BENİ YAKALAMIŞ!

E sınıfı ehliyetim olduğu için kamyoncu olmayı düşünüyordum. Bir gün eşimi evden alıp Emniyete götürmüşler. Sonrasında araştırmalar neticesinde eşimi de serbest bıraktılar. O da her hafta imza karşılığında serbest bırakıldı. 4-5 ay bu şekilde imza sürdü. Bir gün polis beni aradı. Sizin evinize geldik. Sitenize giremedik. Sizinle ilgili ek ifadenize başvuracağız dedi. Neden dedim ben zaten iki gün sonra imza atmaya polis karakoluna geliyorum dedim. Ben şuan çarşıdayım geleyim mi? Polis yok bizler seni almaya gelelim dediler. Büyük postane önünde buluşup terörle mücadele kurumuna getirdiler. Sonra polis bir tutanak hazırlamış. Tutanağı okudum. Operasyonlar yaparak beni yakaladıklarını yazıyorlar. Ben polislere biz bunların hangisini yaşadık. Siz telefon açtınız ben yerimi söyledim. Buluştuk birlikte buraya geldik. Ben kaçmadım. Ne operasyonu yaptınız dedim Polis ses tonunu yükselterek yeter bu şekilde konuşma. Sen silahlı terör örgütü üyesi olarak buradasın. Bunun altına imza at. Atmıyorum dedim. 15 yıl sizlerin çocuklarını okuttum. Benimle bu şekilde konuşamazsınız dedim. Sonra ben diretince tutanağı değiştirdiler. Ona imza attım. Sonra adliyeye götürdüler. Bu arada yine bırakılacağımı zannediyordum.

POLİS ‘SİZE SU YOK’ DEDİ…

Bu arada sorgu süresince saatlerce oradayım. Su istedim. Polis su getirmiyor. Ben gözaltındayım. mesai bitmiş. İki tane polis başımda bekliyor. Normal hakkım olan su istiyorum. Polis size su yok dedi. Su getirmedi. Ben namaz kılmak istiyorum dedim. Sonra namaz için izin verdi. Namazı kıldıktan sonra polis benimle dalga geçmeye başladı. Beddua ettin mi? dedi. Etmedim dedim. Zaten etseniz de sizin beddualarınız kabul olunmaz yönünde alaycı bir tavır sergiledi. Polise bak dedim. Ben iki ay öncesinde devlet memuru idim. Devlet memurluğunda ciddiyet vardır. Sen çok insan gözaltına almış olabilirsin ama, ben hayatımda ilk defa gözaltına alınıyorum. Bu anlar tarihi anlar. Her saniyesi benim hafızamda yer edinir. Senin her cümlen ömür boyu benim hafızamdan silinmeyecek dedim. Benimle bu şekilde konuşma dedim.

3 KİŞİLİK KOĞUŞTA 12 KİŞİ

Polis bana artık öğretmen değilsin bunu böyle bil dedi. Ben şu anda resmi öğretmen değilim ama, hala öğretmenim. Göreceksin hukukla geri döneceğim. Polis çok uzatma dedi ve  beni itti. Bu arada 7-8 saat sonra savcı sorguya geldi. Benzer sorular sordu. Ben yine aynı cevapları verdim. Beni bırakırlar diye düşündüm ve tutuklanması yönünde hakimliğe sevk etti. Sonra genç bir hakim geldi. Sayfaları çevirdi. Seni tutuklamak zorundayım dedi ve duruşma bitti. Kendimi 4 saat hastane kontrolünden sonra Erzurum H tipi cezaevinde buldum. Şok oldum. Cezaevine girdim. Ne olduğunu bilmiyorum. H tipi bir cezaevi. Daracık bir yer. 3 kişilik dizayn edilmiş yerde 12 kişi kalıyoruz. Çeşitli mesleklerden insanlar. Aklınıza ne tür meslek geliyor ise, bütün meslek grupları var. Doktorundan, yargıcından, mühendisinden insanlar var. Ben onların içerisinde en az okumuş kişiydim. Hepsi çok değerli insanlar idi. Aradan geçen dört ay sonunda ilk duruşmam oldu. Hakkımda iki dava açılmış. Terör örgütüne finansal destek muhalefet suçu işlemek , Aktif Eğitimciler Sendika ve Dernek üyesi ve terör örgütüne üye suçları yöneltildi. Ben de tek tek savunmamı yaptım. Yaşlı bir hakim savunmam karşısında utandı. Duruşma 40 gün ertelendi. Yine aynı suçlamalar yöneltildi. Hakim 6,3 yıl ile bana tahliye kararı verdi. Bu karar bozulur diye hep bekledim. Bu arada eşimde her hafta imza atmaya devam ediyor.

BİZE YAŞAM ALANI KALMADIĞINI ANLADIK

Aylar geçiyor bitmiyor. İstinaf onaylıyor. Bu arada eşimede dava açıldı.  Bu arada bize yaşam alanı kalmadığını anladık. Biz hayat felsefemiz gereği hep insanlara yardımcı olduk. Bu hep çok şeffaf bir yaşantımız oldu. Bir evde 2 öğretmen beş yıl aynı okulda eşimle gece gündüz çalışarak çocuklara faydalı olmaya çalıştık. Çocuklarda bunu görüyorlardı. Bundan dolayı da çok seviliyorduk. Böyle bir aile düşünün, iş yapamıyor. İş kuramıyor. Bir yere işe müracaat ediyorsun. Karşına olamayan 4 harfli bir şey çıkıyor. Hastaneye gidiyorsun ekran sana çevriliyor. sen şundan dolayı yargılanmışsın. Size herhangi bir yaşam alanı kalmıyor. Seyyar satıcılık yapıyorsun. İnsanlar sana çok düzgün konuşuyorsun. Nasıl seyyar satıcılık yapıyorsun. Şaşırıyor sana sen ihraç olanlardan mısın diyorlar. Neyle tepki ile karışılacağını bilemiyorsun.


Erdoğan öğretmen, kendi kullandığı bot ile rota bilmeden bir kara parçasına çıkarız umuduyla yola çıkmış.

KENDİMİZ BOT İLE BİR KARA PARÇASINA ATTIK

Memleketimin, her yörenin ve dağın bende bir hatırası var. Sosyal bilgiler öğretmeniyim. Türkiye’yi adım adım biliyorum. Böyle coğrafyaya aşık olan bir insan, istemeden, ama yapacak bir şey kalmadığından dolayı, sadece faydalı olmak adına canını ortaya atarak bu çocuklar ile birlikte, bir bota biniyor. Suyun üstünde yardımsız, ne olduğu belli olmadan, bir kara parçasına doğru gidiyorum. Ben botu kendim kullanıyorum. Yardım yok. Gündüz vakti deniz ortasında can yeleği yok. Bir kara parçasını hedef tutmuşuz gidiyoruz. Nereye gidiyoruz. Başımıza ne gelecek bilmiyoruz. Gittik bot ile sadece ailecek biziz.

Eğer aksi bir durum olsa kimsesizler olarak, Ege denizinde boğulan maden ailesi gibi olacağız. Bu arada gittik. Kendimizi kara parçasına attık. Evlere doğru gittim. Küçük bir plaj. Küçük bir sırt çantası var. Bizde ailecek plajın içerisine daldık yürüyoruz. Bu arada önümüze bir kadın çıktı. Nereye dedi. Biz Türkiye’den dedik. Kadın anladı olayı. No panik dedi. Çocukları lavaboya götürdü. Bize su getirdi. Karpuz ve bisküvi getirdi. Siz biraz dinlenin dedi. Bu Yunanlı kadın bize hayat hikayesini anlatarak ağladı. Türkiye’de yaşayan bir insan olarak 2 yaşında anne ve babası ile Türkiye’den Yunanistan’a gelmiş. Yunanlı kadın 10 ila 15 dakika ağladı. Benim eşimin de ailesi de Yunanistan Selanik’ten Türkiye’ye gitmişler. Tarihin acı hatıraları ile karşılaştılar iki kaderdaş. Karşılıklı ağladık. Bir saat sonra Yunan polisini aradılar. Polis geldi botumuz orada. Polis arabasına bindik gittik. Karakolda sorguya alındık. Başımızda geçenleri tek tek anlattık. 3-4 gün süren işlemlerin ardından Atina’ya gittik.

BEN UÇAĞA BİNDİM, KIZIM UÇAKTAN İNDİRİLDİ

Bende büyük kızımla Hollanda’ya gelmeye çalışırken, çok ilginç bir olay oldu. Ben uçağa bindim. 13 yaşındaki kızımı Yunan polisi indirdi. Farklı bir şey düşündü. Benim bu çocuğu kaçırmak düşüncesinde olduğumu düşündü. Sen binemezsin dedi. Çocuk 2 ay Yunanistan’da yalnız yaşadı. Sonra bir şekilde buraya getirdik. 6 ay yolculuğun en zor iki aylık bekleme dönemi oldu.

HOLLANDALI AİLE ANAHTARLARINI BİZE TESLİM ETTİ

Tek başına buraya çıkıp gelmişsin. Dört dörtlük bir evlat yetiştirmeye çalışıyorsun. Çocuğunu bırakıp gitmişsin. Bu arada Yunanistan’da iki gönüllü avukat yardımcı oluyorlar. Telefon açıyorlar. Moral veriyorlar. Herhangi bir sıkıntıya kapılmasın çocuk 13 yaşında kampa gitmesin diye. Bu arada dakikalar saniyeler bize yıllar gibi geliyor. Kampta merdivenlerden çıkan birini gördüm. Mültecilere yardımcı oluyorum dedi. Bana da yardımcı olur musun dedim. Ben bir Hollandalı aile ile tanışmak istiyorum bana yardımcı olur musun dedim. Bunun üzerine bir Hollandalı bizi aradı bizi kampta ziyarete geldiler. Hollandalı üniversitede öğretim görevlisi. Eşi lisede öğretmen ve 4 çocukları var. Tanıştılar bizimle. Bize her hafta gelebilirsiniz dediler. Bu aile ile 1-2 ay ziyaretlerimiz sıklaştı ve zamanla onlar ile kalıcı dostluklar kurduk. Bu arada tatile giderlerken, anahtarlarını bize veriyorlardı. Bu arada yemeklerimizi de çok beğeniyorlardı. Bizler ile hep görüşmek istiyorlardı.

DİL YOK AMA HOLLANDALI DOSTLARIMIZIN SAYISI ARTTI

Bu arada Hollandalı aile benim iki kızımın da müzik aletleri çalmaları karşısında etkilendiler. Bizlere de müzik çalın demeye başladılar. Öğretmen olduğumuza dair diplomaları ve çocuklar ile resimlerimizi gösteriyoruz. Kendileri de eğitimci oldukları için  çok sevindiler. Sonra parklara açık havaya ailecek birlikte çıkmaya başladık. Aileler ile tanışmalar çoğaldı. Çoğu çocuklu aileler. Çok uzun sürmeden onlarda bulunduğumuz kampa geliyorlar. Biz onlara kahvaltı hazırlıyoruz. Kahvaltıyı ve bizi beğeniyorlar. Bir hafta sonra evlerine davet ediyorlar. Bizde 3-5 kelime Hollandaca biliyoruz. Onlara yemek yapıyoruz. Bu arada dil bilmemize rağmen sayı çoğaldı. Bu 7-8 aile oldu. Dostluklar artmaya başladı. Duygusal bağlar kuruldu. Bir gün Hollandalı bir aile kampa geldi. 4 aydır onlar ile görüşüyorduk. Ben Fransa’ya tatile gideceğim. 21 gün gelemeyeceğiz. Evimizi sizlere vermek istiyoruz. Düşünür müsünüz kalmayı dedi. Bizler ailecek şaşırdık. İlk önce yanlış mı anlıyoruz dedik. Sonra tekrarladı evimi teslim ediyorum kabul ediyor musunuz. Olabilir dedik. Bizim bir kedimiz var. Sizi rahatsız eder mi dediler. Bizde hayır dedik. Evi bize verdi. Artık yavaş yavaş dili anlamaya başladık ve yardımsız işlerimiz görmeyi öğrendik. Bir gün marketteyim. Bir Hollandalı bana alışveriş arabası getirebilir misin, dedi. Ben de ona verdim. Kendisine ben burada çalışan biri değilim. Size yardımcı olmak için arabayı getirdim. Bu jest kadının çok hoşuna gitti. Bana sorular sordu. Hangi ülkeden geldin. Eşim ve çocuklarımı sordu. Bana ben seninle konuşmaya devam etmek istiyorum dedi. Adresimizi aldı. Eşi ile birlikte kampa geldi. Onlara kahvaltı teklif ettik. Onlar sizi daha fazla tanımak istiyoruz dedi. Sonra onlar bizi evlerine davet ettiler. Bize güzel bir öğle yemeği hazırlamışlardı. Bize sizleri ailecek çok sevdik dediler. O aile bizi daha sonra kendi evlerine 130 km mesafede ki kampımıza bizi ziyarete geldiler. Herkese ayrı ayrı hediyeler getirdiler.


Duman Ailesi için mektup yazan Hollandalı aileler onları yanlarına komşu olarak istemiş.

HOLLANDALI AİLENİN İYİ NİYET MEKTUBU

Bir gün bir Hollandalı dostumuzdan kampımıza bir mektup geldi. Bu aile ile de tevafuken tanışmıştık.  Aslında bu mektubu yazan aile sığınmacılara karşı belli bir önyargıları var imiş. Bizler ile tanıştıktan sonra bu mektubunda iltica merkezine yazdığı yazıda bu insanlar bizim ilticacılara karşı fikrimizi değiştirdi. Bu aile ile aynı kalbi paylaşıyoruz. Onlar çok iyimser insanlar. Hikayelerini dinledik. Bu kadar yaşadıkları sıkıntılardan sonra hala yüzleri gülüp, hala ayakta olmaya çalışıyorlar. Biz bu yönlerinden çok etkilendik. İki kızları da var. Onlarda çok sosyal Hollanda’yı çok merak ediyorlar. Hollandalıların arasına girmeyi çok istiyorlar. Onların oturum aldıktan sonra bizim şehre gelmesini istiyoruz. Bunlar ile yakın komşu olmak istiyoruz. Bunu yetkililere verebilirsin diyor mektubunda.

DÜNYA HERKESE YETER

İnsanlar ile dostluk kurmak için aynı dili konuşmaya gerek yok. İnsanlar ile samimi olabilmek için, aynı dili bilmeye gerek yok. Gözler kalbin aynasıdır. Yalan söyler mi? Bahara yolculuk filminin türküsü idi. Demek ki gözler yalan söylemiyor. Bir dostluk kuruyorsun bu inanılmaz haz veriyor insana. İnanılmaz duygular yaşatıyor. Ve gittikçe senin ufkun genişliyor. Dünya herkese yeter ve artar herkese fazlası ile geniş. Ülkenin küçük olması önemli değil. Küçücük bir ülke. Ama geniş bir dünya. Yine Zwolle de hemşirelik yapan bir Hollandalı dan şunu öğrenmiştim. 4-5 Mayıs Hollanda’nın Nazi işgalinden kurtuluş günü idi. Kutlamıştım ben. Bana o Hollandalı “Önemli olan Hollanda’nın kurtuluşu değil, önemli olan bütün dünyanın, bütün insanlığın kurtuluşu, önemli olan herkesin huzur ile yönetilebileceği demokrasi ile yönetilebileceği zorbalıkların, baskıcı yöneticilerin olmadığı bir dünya olduğunda o zaman, Hollanda’da doğal olarak kurtulmuş olur.’’ dedi. Ayrı bir ders almıştım o Hollandalı aileden. Çünkü arkada hoş bir seda bırakmak gerekiyor. Bu seda dünyanın her tarafında bırakılabilir. Dünya vatandaşı olmayı hayal ediyorduk, bu hayali Hollanda’da yaşadık.

ÜLKEYE KATKI SAĞLAMAK İSTİYORUZ

Özellikle çocuklarımız Hollanda’ya yaşadıkları Avrupa kıtasına faydalı olacaklar. Şu anda B1 seviyesinde Hollandacaya sahipler. Biz de kursa gitmeden  A2 seviyesinde Hollandaca konuşuyoruz. Bir yıldır cüzi miktarda Hollanda’dan yardım alıyoruz. Bu yardımı ileri de kat be kat geri ödemek istiyoruz. Ben fazlasıyla bu ülkeye vergi ödemek istiyorum. Çünkü güzellikler yaşadık burada.


Öğretmen Filiz Duman

ÖĞRETMEN FİLİZ DUMAN: ÖĞRETMENLİK MESLEĞİMİ HOLLANDA’DA İCRA ETMEK İSTİYORUM

Erdoğan Duman’ın meslektaşı olan eşi de idealist bir öğretmen. Filiz Duman yaşadıklarını anlatırken gözyaşlarını tutamıyor: 13 yıl matematik öğretmeni olarak görev yaptım. Mesleğimi çok severek yaptım. Sonra 15 Temmuz darbesi sonrasında ihraç ve açığa alındım. Çok sevdiğim öğretmenlik mesleğim son buldu. Artık ülkeden çıkmak zorunda kalmıştık. Ülkeden çıktık Yunanistan’a geçtiğimizde orada yeni kuracağımız hayatımız için, bir şeyler yapmaya çalıştık. Orada çok acılı hikayelerde yaşadık. Ama sonunda Hollanda’ya varmıştık. Hollanda’ya geldik. Fakat geride çok acı şeyler yaşadık. O yaşadığımız hikayeler bizleri ağır bir şekilde etkilemişti. Bunların etkisinden çıkmamız kolay olmadı. Kendimizi toparlamak için bayağı çaba sarf ettik. Daha sonrasında dışarıda bir hayat olduğunun farkına vardık. Baktık ki insanlar çok sıcak ve güler yüzlü. Herkes birbirlerine selam veriyor. O zaman bizde bir şeyler yapmalıyız. Eşimle ben sosyal ilişkileri çok seven bir aile idik. Onun için bizlerinde sosyalleşmemiz lazımdı. İnsanlar ile konuşup, hayata karışmak istiyoruz. Sokağa çıktık. Hollandalı aileler ile tanıştık. Onlar ile güzel diyaloglar kurduk. Onlarda bizi bir şekilde mutlu etmeye çalıştılar. Biz onları mutlu etmeye çalıştık. Yeri geldi onlar ile yemek yaptık. Yeri geldik onlar ile bisiklet sürmeye gittik. Bize davetlerde bulundular. Biz onlara davetlerde bulunduk. Ve çok güzel diyaloglar kurduk. Şimdi resmi işlerimizin tamamlanmasını bekliyoruz. Sonrasında matematik öğretmenliğimi Hollanda’da tekrar icra etmek istiyorum.Çocuklarım ile birlikte İnşallah geleceğe ve güzel bir hayata adım atmak istiyoruz.

İKİMİZ BİRBİRİMİZİ ÇOK İYİ ANLAMIŞTIK

Dedem ve anneannem yıllar önce Yunanistan’dan çıkarılmak zorunda kalmışlardı. Mübadele döneminde. Sonra bir şekilde kendi torunları bir şekilde Yunanistan’a girmek zorunda kaldılar. Bir şekilde torunları da aynı kaderi tersi göç ile yaşadı. Yunanistan’a ilk adımımızı attığımızda karşımıza çıkan bir bayan var idi. Çocuklarımız ve bizler ile  çok ilgilendiler. Bizi çok rahatlattılar. Yunan halkına Türkiye’de bakılan farklı bir anlayış vardı. Topraklara adım attığımızda o anlayışın yıkıldığını gördük. Yani karşımızda anlatılanların dışında bambaşka insanlar vardı. Bizimle ilgilendiler. Çocuklarımıza yiyecek veriyorlardı. Biz aslında Yunanistan’a korkarak gitmiştik. Kolay yollar ile gitmedik. O Yunan bayan da bende Yunan olduğum için 2 yaşında Türkiye’den çıkıp Yunanistan’a gelmek zorunda kalmıştım. Bizim durumumuzda aynı olunca onları ayrı bir etkiledi. İkimiz birbirimizi çok iyi anlamıştık. Böyle bir diyalog olmuştu.


Filiz Duman, bottan geriye bakmadığını söylüyor.

BOTTAN ARKAYA DÖNÜP BAKMADIM. ÇÜNKÜ ARKAYA DÖNÜP BAKACAK BİR ŞEY KALMAMIŞTI

Aslında bizler Türkiye’dekiler için çok güzel şeyler yapmıştık. Çocuklarımız için, öğrencilerimiz için çok özverili işler yaptık. Onun içindir ki bottan arkaya doğru geri dönüp bakmadım. Çünkü arkada dönüp bakacak hiçbir şey kalmamıştı. Bunları hiçbir şekilde hak etmemiştik. Kötü olan hiçbir şeyi yapmamıştık. Hakkımızda çok kötü bir yafta ile silahlı bir terör örgütü ile suçladılar. Hayatımda silahı sadece polislerde gördüm. Evimize arama yapmaya gelen polisler vardı. Arama yaptılar. Hiç biri silah aramadılar. Sadece kitap aradılar. Kitapların içlerine baktılar. Kuran-ı Kerim’in içlerine baktılar. Bir tane silah aramadılar. Onun için arkama dönüp hiç bakmadım. Geride arkama dönüp bakacak bir şey kalmamıştı. Artık baskılardan son haddimize geldiğimiz için Türkiye’den çıkmak zorunda kaldık. Yoksa ülkemizi insanlarımızı seviyorduk. Çünkü hiç bir şey yapmamıştık. Ülkemiz iyi olsun diye çaba sarf ettik. 13 yıldır devletime hizmet etmiştim. Ama bir gecede silindik. Onun için hiç dönüp arkama bakmadım.”

ŞARTLAR İYİLEŞSE DAHİ DÖNMEK İSTEMİYORUM

Hollanda’da öğretmenlik mesleğini  yapmak istediğine değinen eğitimci Filiz Duman ” Ben şartlar iyileşse dahi tekrar geriye dönmek istemiyorum. Çocuklarım ve eşimle yeni bir dünya kuruyoruz. Dünya gerçekten çok küçükmüş. Biz Türkiye’de iken dünyanın çok büyük olduğunu düşünüyorduk. Dışarı çıkmaya korkuyorduk. Ama Türkiye’den çıktığımız anda o yaşadığımız  ve beynimizde ki bilinç altında ki şeylerin hepsi silindi gitti ve dünya gerçekten çok güzel. Burada da yardıma ihtiyacı olan insanlar var. Burada da yardım edebileceğimiz insanlar var. Şuan tek amacım insanlara bir şekilde yardımımızın dokunması.Ben sadece insanlara yardımcı olmak istiyorum. ”


Duman ailesinin kızları, Hollandaca’yı kısa sürede öğrendi.

AİLENİN YAZAR KIZI  DÖNGÜ İSİMLİ KİTABI BİTİRMEK ÜZERE

Duman ailesinin iki kızı da Hollanda’da kalıcı olmak ve bu ülkenin dilini çok iyi öğrenmek için çok büyük çaba sarf ediyor. Ailenin büyük kızı 13 yaşında olmasına rağmen 100 sayfalık Döngü isimli bir kitap yazmış. Son düzeltmeleri yapılıyor. Ailenin küçük kızı ise kısa sürede Hollandacayı öğrenerek bu ülkede başarılı bir fert olmak istiyor.

Kaynak: Tr724
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER 15 TEMMUZ HABERLERİ